SON DAKİKA

DALGALARI AŞAMAYAN DUYGUSAL-DRAM

02 Eylül 2016 Cuma, 16:09:17 Güncelleme:16:09:21
Kerem Akça

Kerem Akça

[javascript protected email address]

Kerem Akça, 2 Eylül’de vizyona giren filmleri değerlendirdi

2 EYLÜL FİLMLERİ

Künyesinde yönetmenin ismini görmesek trajik Yeşilçam melodramlarından biri diyebileceğimiz, Atıf Yılmaz’ın “Eylül Fırtınası”yla kardeşlik kuran tuhaf bir film. “Hayat Işığım”, Fassbender’in kendini kasarken fazla ürkek ve robot gibi durmasından, Weisz’ın ise yapıştırma makyaj sebebiyle yüzünü saklama arzusundan çekiyor. Amerikan bağımsız sinemasının yükselen değeri Cianfrance, tarihsel dokuya kayınca kontrolü kaybetmiş. “Kaptan Corelli’nin Mandolini” (“Captain Corelli Mandolin”, 2001) gibi tutmamış ‘adada geçen aşk filmleri’nin arasına bir yenisini daha ekliyor.

“Aşk ve Küller” (“Blue Valentine”, 2010) ve “Babadan Oğula” (“The Place Beyond the Pines” (2012) ile dikkat çeken Derek Cianfrance, ilk kez ‘ısmarlama bir iş’e imza atıyor. M.L. Steadman’in romanından uyarlanan “Hayatımın Işığı” (“The Light Between Oceans”, 2016), aşk/ilişki mevzularında yazlık bölgelerin ne kadar yanıltıcı olduğuna dikkat çekiyor. Belki de “Macera” (“L’Avventura”, 1960) hariç…

FENERCİDEN EDEBİYATÇI YARATMAK SONUNU HAZIRLAMIŞ

‘Deniz feneri kullanan filmler’ arasında adı geçirilebilecek eser, David Lean’in “Irlandalı Kız”da (“Ryan’s Daughter”, 1970) yaptığını modern sinemaya transfer etme ya da ünlü edebiyatçı Thomas Hardy’nin uyarlamalarının doğayla ilişkisini ada ortamında canlandırma hedefinde. Fener motifini merkeze yerleştiren denemeler arasında “Dalgaları Aşmak” (“Breaking the Waves” 1996) ile yarışmak kolay değil. Filmin bunlarla rekabete girme hedefiyle yola çıkarken “Aşk Mektubu”nun (“Message in a Bottle”, 1998) seviyesine gerileyen, Lasse Halström mamulü bir Nicholas Sparks uyarlamasını andırdığı söylenebilir.

Özellikle ana karakterlerin arayı açmaması, destansı anlatıyı anlamsız hale getiriyor. Fassbender’in oynadığı fenerci tiplemesinin, mektuplarla ve içsesiyle Kemalettin Tuğcu’ya dönüşmesi filmin en büyük falsosu. 20. yüzyılın ilk yarısında Batı Avustralya’da yaşayan bu ‘tip’, zamanla alay konusu olan bir yazarın, bir edebiyatçının kıyafetini giyiyor. Bu durum da ister istemez hedefi büyük koyup bayat Hollywood melodramına dönen çalışmanın bu tarafını besliyor. Geçtiği yıllara kanıp döneminin ilkel duygusal-dram denemelerinden birine dönüşüyor “Hayatım Işığım” (“The Light Between Oceans”).

RACHEL WEISZ ZARA’NIN YERİNE GEÇMİŞ GİBİ

Cianfrance, belli anlarda çok yakın planları, üst açıları zekice filme iliştiriyor. Onun sinematografik zekası yerinde, görsel gücü pürüzsüz gibi gözükse de fazlasıyla işlevsiz duruyor. Sıkıntı her şeyi çok ‘klasik’ görmekte kopuyor. Adeta Atıf Yılmaz’ın “Eylül Fırtınası”yla (2001) akraba bir melodrama yelken açılıyor bu sayede.

Zara’nın yerine Rachel Weisz’in geçmesi daha da trajik. Hikayede ‘ağlatan anne’yi ‘hassas anne’ye tercih etmek tesadüf değil. Onun boyutsuz makyajıyla dökülen yaşları başka birinden almış gibi gözükmesi rahatsız edici duruyor. “Aşk ve Küller”deki ‘geçmişten gelen sır’ı incelerken farklı duygulara sokma becerisi burada çok basit yöntemlere kayıyor, çalakalem yazılmış senaryoya bel bağlıyor. ‘Sandalla gelen çocuk’ meselesinin altı yeterince doldurulamıyor.

FASSBENDER İLE VİKANDER’IN KİMYASI BAZEN HAREKET GETİRİYOR

Ama itiraf edelim ki gerçek hayatta da sevgili olan Fassbender ile Vikander’ın yatak kimyası iyi. Fassbender’in trajik ve ders kaygılı halinden onu kurtaran partneri oluyor. Çıplak sahnelerde de zeki bir dokunuş görüyoruz. Ama tamamında Orhan Aksoy, Lasse Halström, Kemalettin Tuğcu isimlerini akla getiren ‘duygusal-dram’ melodramı abartmaya kalkıştıkça kendini kaybediyor.

Bir süre sonra ‘bu kadar her yerden uzak bir mekanı niye seçtiniz?’ diyesi geliyor insanın. Avustralyalı görüntü yönetmeni Adam Arpakaw’ı da düşününce doğa ve atmosfer olarak Jane Campion’a yakışan bir proje var aslında.

ISMARLAMA PROJEDE NE İŞİ VAR?

Cianfrance’in yapamayacaklarını bir bir karşımıza çıkaran “Hayat Işığım”, belirgin diyalogları ders niyetine gözümüze sokarak da son noktayı koyuyor. 2.35:1’de DreamWorks’e ısmarlama proje olarak Fassbender’e yazık olduğu, onun yapıştırma duran ‘ağlak hali’nin çok trajik anlara yol açtığı bariz. Bu sayede Cianfrance’ın türlere getirdiği yenilikler de yarı yolda kalıyor.

Filmin sinematografik açıdan adanın doğasını yakalama kaygısı bir yere kadar idare ediyor. Ama zamanla bir Yeşilçam mini dizisine açılıyoruz. Trajik mesele de Michael Fassbender’in bu duruma uyum sağlama çabası sanki. David Lean’in, Arthur Hiller’ın çekmesi gereken bir metne niye gelmiş Cianfrance, anlamak güç! Bunu zamanla idrak edip bu iş kazasından hızla uzaklaşacaktır. Belli ki yönetmene tarihsel doku fazla ağır gelmiş. “Hayat Işığım” sayesinde ada atmosferinin daha ziyade korku ve bilimkurguda başarılı olduğunu idrak ediyoruz.

FİLMİN NOTU: 4

Künye:

Hayat Işığım (The Light Between Oceans)
Yönetmen: Derek Cianfrance
Oyuncular: Michael Fassbender, Alicia Vikander, Rachel Weisz, Florence Clery, Jack Thompson
Süre: 123 dk.
Yapım yılı: 2016

BABA KIZ İLİŞKİSİ FİLMLERİNİN ‘BONNIE VE CLYDE’I

“Adalet”le (“The Equalizer”) üvey kardeş olarak anılabilecek “Kan Bağı” (“Blood Father”), yönetmeninin çabasıyla iş bitiriyor. Mel Gibson’ın yüzünü eskitmemesinden faydalanırken ‘baba-kız ilişki filmleri’ne farklı bir soluk getiriyor. Belki de bu alanın “Bonnie ve Clyde”ı, “Thelma ve Louise”ı, “Easy Rider”ı veya “The Wild Angels”ı, Peckinpah’la teğet geçen bir 70’ler dokusuyla sunuluyor.

Mel Gibson’ın “Fidye”de (“Ransom”, 1996) kaldığı yerden devam ettiği filmi, Jean-François Richet’nin tür sinemasına hakimiyetiyle ayağa kalkıyor. Sadece güzelliğiyle dikkat çeken Erin Moriarty’nin bu filmden sonra yolu açılır mı bilinmez. Ama “Kan Bağı”nın (“Blood Father”, 2016) ‘katil aşıklar filmi’ (‘lovers-on-the-run road movie’), ‘motosikletli filmi’ (‘biker film’), ‘aksiyon’, ‘suç filmi’, ‘gang film’ (‘çete filmi’), ‘vigilante film’ (‘intikam filmi’) gibi türler-alt türler arasından yaptıkları takdir edilesi.

PECKINPAH’LA AKRABA, ‘THE EQUALIZER’ İLE ÜVEY KARDEŞ

Peckinpah’ın istismar filmlerine teğet geçen yapıt, esasen “You Only Live Once” (1937), “They Live By Night” (1949) ile bilinen “Bonnie ve Clyde”a (“Bonnie and Clyde”, 1967) da sıçramış ‘katil aşık filmleri’nin ‘baba-kız ilişkisi’ versiyonuna dönüşüyor. Sanki Fuqua’nın “Adalet”indeki (“The Equalizer”, 2014) Washington-Moretz bağlantısına ‘üvey kardeş’ olarak geliyor. Richet, 2008’de “Ölümcül İçgüdü” (“Mesrine”) ile aslında kalitesini ispatlamıştı.

Biyografik gangster filmi, iyi çekilmişti. Senaryo zaafları sebebiyle fazla önemsenmedi. 2005’te “Baskın” (“Assault on Precinct 13”) John Carpenter’ın meşhur filminin yeniden çevrimi olduğundan iyi sahnelerine karşın ayaklanamadı. “Kan Bağı” ise Mel Gibson’ı yattığı yerden alıp 90’lardaki çehresine geri döndürüyor. Arada yüzünü eskitmeyen oyuncu çetelere karşı çıkabilecek azılı bir motosikletliye dönüşüyor.

AİLE BAĞLARI SÖMÜRÜLMÜYOR

İyi çekilmiş araba takip ve çatışma sahneleriyle aslında yola çıkan bir ‘baba-kız’ duyuruyor film. Bunu yaparken de asla bu tematik ilişkiyi sömürmüyor. Bu konuda yanlış yola yapan güncel örneklerin duygusallığını tekrarlamıyor. ‘Kızını kurtaran baba’ klişesi, ‘Taken’ serisinin sakilliğini akla getirmiyor. Gibson “Ustura Dönüyor”dan (“Machete Kills”, 2013) sonra burada da ‘gerçekçi’ duruyor. Richet, el-omuz kamerasından beslenen aksiyon sahneleri çekerken, sanki ‘aksiyon’ omurgalı çok yönlü bir yol filmine alan açıyor.

Hollywood’da daha çok can yakacağını kanıtlayan bir filmle seyirciyi selamlıyor. William H. Macy, Michael Parks, Diego Luna da rollerine uyum sağlayarak ona eşlik ediyorlar. Deneyimli kurgucu Steven Rosenblum, ses efektlerinden de beslenirken, temposu yükselen anlarda Roger Corman’ın “The Wild Angels”ını (1966), Dennis Hopper’ın “Easy Rider”ını (1969) veya Arthur Penn’in “Bonnie ve Clyde”ını bambaşka bir çatıya transfer ediyor. Yeni bir “Thelma ve Louise” (“Thelma & Louise”, 1991) olmak için adımlar atıyor.

“Kan Bağı”, motosikletli filminin “Çılgın Motorcular” (“Wild Hogs”, 2007) ve ‘Hayalet Sürücü’ (‘Ghost Rider’) ile ayaklara düştüğü, “Babadan Oğula” (“The Place Beyond the Pines”, 2012) ile nefes alabildiği yıllarda iyi geliyor. Gibson bu kez ‘kurtarıcı’ modunda boyutsuz bir intikam filmine malzeme olmuyor. Yönetmenin katkısıyla iş bitiren 70’ler dolgulu bir aksiyon-suç omurgasından güç alıyor. B-tipi öğeleri de kendine göre harmanlıyor.

FİLMİN NOTU: 6.8

Künye:

Kan Bağı (Blood Father)
Yönetmen: Jean-François Richet
Oyuncular: Mel Gibson, Erin Moriarty, William H. Macy, Michael Parks, Diego Luna
Süre: 88 dk.
Yapım yılı: 2016

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Arınma Gecesi: Seçim Yılı (The Purge: Election Year): 5
Aşk Uğruna (Equals): 5.4
Ben Salvador Değilim: 1.9
Bol Şans: 2.7
Buz Devri: Büyük Çarpışma (Ice Age: Collision Course): 2.9
Café Society: 3.9
Denizdeki Ateş (Fuocoammare): 5
Emanet: 4.1
Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı (The Secret Life of Pets): 4.3
Eyvah Annemler Dağıttı! (Bad Moms): 3.8
Frekans (Cell): 2.5
Hain (Our Kind of Traitor): 5.2
Hatırla (Remember): 5
Hayalet Avcıları (Ghostbusters): 2.7
Hayran (Fan): 3.5
Hitler’e Suikast (Elser): 3.5
Işıklar Sönünce (Lights Out): 3
Jason Bourne: 5.9
Kabustan Gelen (Before I Wake): 3.9
Kanlı Girdap (The Ghosts of Garip): 0.8
Karanlık Sular (The Shallows): 5.5
Kralın Kılıcı: Final Fantasy XV (Kingsglaive: Final Fantasy XV): 3.3
Kurtarıcı (Extraction): 4.5
Kurtuluş Günü: Yeni Tehdit (Independence Day: Resurgence): 5.1
Lanetli Anathar: 0.8
Midnight Special: 5.8
Mike ve Dave: Ah Bir Sevgili Yapsak (Mike and Dave Needs Wedding Dates): 4.3
Nefesini Tut (Don’t Breathe): 4.5
Neon Şeytan (The Neon Demon): 7.4
Oyun (Nerve): 7
Prensim (Mon Roi): 4.5
Saraybosna’da Ölüm (Smrt U Sarajevu): 5.5
Star Trek: Sonsuzluk (Star Trek Beyond): 5.4
Suicide Squad: 5
Suikast (Mechanic: Resurrection): 2.8
Sultan: 4.9
Şeytanın Oyuncakları (Worry Dolls): 0.9
Şimdi Nereyi İşgal Edelim? (Where to Invade Next): 6.7
Tarzan Efsanesi (The Legend of Tarzan): 6.3
Üç Harfliler 3: Kara Büyü: 2.7
Veronique’in İkili Yaşamı (La Double Vie de Veronique): 9.7
Viral: 4.5
Yüce Adalet (The Whole Truth): 3.8

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN