08 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
30 Eylül 2016 Cuma, 15:45:21 Güncelleme:01 Ekim 2016 Cumartesi, 10:04:03

'X-Men'le Mary Poppins'i 'Yetimhane'de yüzleştiriyor

30 EYLÜL FİLMLERİ

Yönetmenin kariyerinde yukarılara yerleşmese de büyük bütçesinin ve iddialı dünyasının hakkını veren bir fantastik film. “Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları”nda Tim Burton elindeki ilgi çekici romanın dünyasını başarıyla perdeye aktarıyor. Eva Green ise kariyerinin en iyi performansını vermiş.

Tim Burton’ı, Terry Gilliam’la beraber günümüzün en büyük masal anlatıcısı olarak anabiliriz. Hatta ‘Charlie’nin Çikolata Fabrikası’ (‘Charlie and the Chocolate Factory’), ‘Alis Harikalar Diyarında’ (‘Alice in Wonderland’) gibi kaynaklara el attığında bile başarılı olabiliyor. Sinemacı, bu kez Ransom Riggs’in 2011’de yayımlanan kitabını merceğine almış.

X-MEN’LE MARY POPPINS’İ MODERN BİR UYARLAMADA YÜZLEŞTİRİYOR

Açıkçası güçleri ya da ayrıcalıkları/tuhaflıkları (peculiarity) olan yetimlerin oluşturduğu yetimhane temsilinin birçok esin kaynağı var. Bayan Peregrine’in start vermesiyle biraz alternatif bir ‘Addams Ailesi’ kokuyor. Ama kapanış jeneriğinde onun gölgesinin Mary Poppins’i andırmasıyla Amerikan sinemasının 1964 tarihli klasiğine saygı duruşu geliyor. Tarz olarak Michael Powell-Emeric Pressburger’in sanat yönetiminin üzerine giden, kimi zaman fantastiğe kayan işleri de anımsatılıyor.

“Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları”, yetimhane kullanımı açısından belki de görüp görebileceğiniz en özgün adres. Süper güçleri olan yetimler, eziyet edilmeye veya hayalet dönüşmeye alışmışken evriliyor. ‘X-Men’ esintisi de bu sayede bir ‘kadın koruyucu’ ile devreye giriyor. Sanki o ekiple, Mary Poppins’i yüzleştiren bir işle karşılaşıyoruz. Açıkçası Bayan Peregrine’in kolaylıkla zamanda yolculuk yaparak savaşın kıyımlarına dahil olmaması eserin yaratıcılığını arttırıyor.

HAYALİ YETİMHANE KLASİK PERİ MASALI FİLMİ ŞABLONUYLA BULUŞUYOR

Tim Burton, genç yetişkin edebiyatına dahil edilen romanı en iyi sinemaya aktaracak isim şüphesiz. Asa Butterfield’in deniz kenarında yavaş yavaş 1943’teki bu ‘hayali yetimhane’ye girmesi manidar. Mitolojik önerme sayesinde fantastik damar da sırıtmıyor. Bu sayede de aslında çeşitli güçlere sahip karakterlerin bir değeri oluyor.

Film, aslında nostaljik resimlerle babasının anlattığı yere gelen Jake’in peşine takılıyor. Onun gözünden ister istemez bizim önümüze çıkarılanlar ‘peri masalı filmi’nin çizgileri içinde “Oz Büyücü”nün (“The Wizard of Oz”, 1939) modelini hatırlatıyor. Gerçek-hayal ayrımı bu kadar net olunca da ister istemez filmin 30-40 dakikalık girişinin anlamı olmuyor.

GREEN Mİ, L. JACKSON MI?

Ama Burton, karakterleri devreye soktukça, 2. Dünya Savaşı’nın canavar yaratma özelliğinin üzerine gittikçe aslında ‘X-Men’deki çatışmayla da bağ kuruyor. Yetimlerle mahlukların ya da Eva Green ile Samuel L. Jackson’ın karşılaşması nasıl oluyor peki? Jackson’ın şaşı gözleri biraz yapay ve oyuncu için ‘burada ne işi var?’ diyoruz (kitapta da Baron yok). Fakat yine de finaldeki sekans çok iyi.

Genel anlamda yönetmen ‘peri masalı filmi’ni, ‘yetimhaneli filmler’ formülüyle iç içe geçiriyor. Ama bunun içine de gotik bir mimariyle ‘hayalet filmi/perili ev filmi’ ve ‘süper kahraman filmi’ alt türlerini karıştırıyor. Burton, Elfman’la üçüncü kez beraber çalışmasa da onun yerine gelen ikili fena iş çıkarmıyor. Çok yaratıcı yetimler var (favorim perdeye anıları yansıtan yetim).

ROLLER COASTER ESTETİĞİNE KAYABİLİYOR

Özellikle son bölümde ‘roller coaster estetiği’ne kayan filmin, ‘hayalet tren’de yaptıkları çok kışkırtıcı. Buradan da bir sanat yönetimi-kostüm tasarımı tutarlılığı çıkıyor. Eva Green kariyerinin en iyi performansını sergilemiş. Bunun için çok uğraşmış. Bu emeği hissediyoruz. Burton’ın yeni bir Helena Bonham Carter bulma konusundaki emeğini boşa çıkarmıyor.

“Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları”, “Makas Eller” (“Edward Scissorhands”, 1990) ve “Beter Böcek” (“Beetlejuice”, 1988) izleri taşıyan bir film. ‘X-Men’ ile ‘Mary Poppins’i “Yetimhane” (“El Orfanato”, 2007) yoluyla yüzleştiriyor sanki.

FİLMİN NOTU: 6.5

Künye:

Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları (Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children)
Yönetmen: Tim Burton    
Oyuncular: Asa Buterfield, Eva Green, Samuel L. Jackson, Terence Stamp, Ella Purnell, Allison Janney, Judi Dench, Chris O’Dowd
Süre: 127 dk.
Yapım yılı: 2016

GÜN IŞIĞINDA GEÇEN ZOMBİ FİLMİ

Mike Carey’nin romanından uyarlanan fantastik-korku damarlı bir zombi filmi… Alt türün ‘karantina’, ‘kıyamet sonrası atmosfer’ gibi klişelerini uygulamaktan gocunmazken merkeze bir ‘seçilmiş kişi/medyum’ yerleştirerek fark yaratmak istiyor. “Tüm Sırların Sahibi Kız”, fikir olarak ufak parıltılarla, görsel olarak oturaklı rejisiyle oyalamasına karşın türdeşlerinin arasında sivrilemiyor.

“Outcast”te (2010) kurt adam filmini yeraltı dünyasının içine sokarak alt türe gerçekçi-karanlık bir ambalaj getirmişti Colm McCarthy. Bu kez bir zombi filmi denemesi ile karşımıza dikiliyor. “Tüm Sırların Sahibi Kız” (“The Girl with all the Gifts”, 2016), medyum niyetine beliren bir kızı alt türün geleneksel şablonunun içine atıyor.

ALT TÜRÜN KLİŞE MOTİFLERİ DEVREDE

Karantinaya alınmış dünyada onun insanları yaşayan ölülerden koruma mücadelesini görüyoruz. Fazlaca ünlü oyuncu olduğu için kimin ne sebeple içeri dahil olduğunu bilmiyoruz. Ama alt türün klişelerini uygulayarak, ‘karantinaya alınıp zombi tarafından ısırılma’ ile başlayıp, aslında bunun devamında da bu salgından darbe yememek ana problem.

McCarthy, sinematografik açıdan özenli bir iş çıkarmış. Bir kez daha el-omuz kamerasıyla çalışıp “28 Gün Sonra”nın (“28 Days Later…”, 2002) üslubunu yakalamış. Ama önemli öykünün gündüz geçmesiyle filmin yaş grubu yükseliyor. “Tüm Sırların Sahibi Kız”, aslında korku-fantastik öğeleri taşıyan bir zombi filmi.

İYİ ÇEKİLMİŞ, AMA ÖZGÜN OLMA KONUSUNDAKİ ADIMLARI YETERSİZ

“Tüm Sırların Sahibi Kız”, “28 Gün Sonra” ile “Firestarter”ı (1984) birleştiren, aslında bu yolla da amacını belli eden bir iş. Ama zamanla kabak tadı da verdiği söylenebilir. Film, büyük oranda kontrol altındaki ABD’yi gösteriyor. ‘Ölümler ve acılarla dolu bir ülke’ tasviri yapıyor. Standart bir şekilde çekilip kurgulanmış filmde ‘medyum/belirleyici tip’in katkısıyla isim de ilginç duruyor.

Aslında Mike Carey’nin zombileri öldürücü ve tehlikeli değiller. Her yere saldırıp alt türün gereklerine bağlı kalmıyorlar. Kan dökmüyorlar. Aksine ortada bir ‘Disney objesi’ gibi yürüyorlar. Bunun sonucunda da standart bir korku damarı görmüyoruz. Aksine yüzüne maske de takan ana karakterin onlara haddini bildirme ihtimaline odaklanıyoruz. Final sekansı da ‘aman aman’ noktalanmıyor. Ama iyi çekilmiş bir tür sineması örneği izliyoruz.

Gün ışığında geçerek falso vermemek, böylesi efekt gerektiren filmde kolay iş değil. McCarthy bu açıdan takdir edilesi. Ama mesele ‘özgünlük’ olduğunda ufak izlerle ayrıldığımız bir seyirlik var. Filmin süresi uzadıkça başta yarattığı heyecan da azalıyor. Zombi filmi üretiminin artması bir probleme dönüşüyor.

FİLMİN NOTU: 5.4

Künye:

Tüm Sırların Sahibi Kız (The Girl With All the Gifts)
Yönetmen: Colm McCarthy    
Oyuncular: Dominique Tipper, Gemma Arterton, Glenn Close, Paddy Considine
Süre: 111 dk.
Yapım yılı: 2016

HAYATİ MESELE BAYAT BİR FORMÜLE TAKILIYOR

ABD’de birçok kişinin ölümüne yol açan ve ülkeyi yasa boğan sondaj kulesi patlamasının hemen ardından projelendirilen büyük bütçeli bir felaket filmi... “Büyük Felaket”, 22 Nisan 2010’da ‘Deepwater Horizon’da yaşanan petrol sızıntısını, o dar alanın sinemasal hantallığını görmezden gelerek kullanıyor. Bu sayede klişe yumağı 107 dakika yamama görsel efektlerle anlam kazanıyor.

2010’da ABD’de yaşanan petrol sızıntısı, çevresel faktörler açısından ülkeye en çok zarar veren olaydı. Bu sebeple 2012’de “The Big Fix” ve 2015’te “Gücün Bedeli”nin (“The Runner”, 2015) bu konuya el atması şaşırtmadı. Birinin belgesel, diğerinin kurmaca öğeleriyle yaptıkları da akıllarda… Özellikle “Vahşi Koşu” (“The Marathon Man”, 1976) etkili Cage’li sonuncusu proje olarak ilginç bir girişimdi.

OYUNCULARDAN AYAKTA KALAN YOK

Ama “Büyük Felaket” (“Deepwater Horizon”), herhalde bu meseleyle ilgili en iddialı proje. Başa Peter Berg’in gelmesi ise her şeyin sonunu hazırlamış gibi. Bu durum da ister istemez karşımıza el-omuz kamerasını seven bir yönetmenin sabit kamera anlatısındaki boş çırpınışlarını çıkarıyor. Meselenin duygusallığı olsa da, “Dünya Ticaret Merkezi” (“World Trade Center”, 2006), “San Andreas Fayı” (“San Andreas”, 2015) gibi filmlerden farksız bir klişe yumağı var.

Hazırlık aşamasının türün kurallarına uygun hareket etmesi Wahlberg’i de, Malkovich’i de, Russell’ı da anlamsız hale getiriyor. Sadece Kate Hudson biraz aradan sıyrılıp ‘yan hikaye’ye bir sahicilik katıyor. Kurt Russell’ın bıyıklı bilgiç kişi halleri çekilir gibi değil. Malkovich biraz idare ediyor. Ama ortak senarist Matthew Michael Carnahan’ın kendini fazla ciddiye alan diyaloglarıyla kritik finale doğru ilerlemek yanlış bir ambalaj takviyesi anlamına geliyor.

BERG YERİNE NORVEÇ TAKVİYESİ LAZIMMIŞ

Patlamalarla sarılı bir-iki etkili sekans da yamama duran bir makete dönüştürüyor sondaj kulesini. Dışarıdan görünce Tarkovsky’nin “Ayna”sından (“Zerkalo”, 1976) fırlamış bir ‘şiirsel yangın’ var gibi hissediyoruz. Halbuki bu küçük mekana sıkışan felaketin dışavurumu. Ama Berg’in bu durumdan haberi yok.

“Büyük Felaket”, yeni milenyumda anlamsızlığıyla dikkat çeken ve dönemine ayak uyduramayan felaket filmlerine katılıyor. 107 dakikada bir sıkıcılık kralına dönüşüyor. “Hiç Hesapta Yokken” (“Very Bad Things”, 1998), “Zafer Gecesi” (“Friday Night Lights”, 2004) gibi daha canlı filmler çekmesi gereken bir yönetmen kimliğine dikkat çekiyor. 1980’lerde Norveç’te yaşanan petrol sızıntısının etrafındaki siyasi oyunları ve dalavereleri ele alan “Öncü” (“Pionér”, 2013), Erik Skjoldbjaerg’in becerisiyle iyi çekilmiş ve soluk soluğa izlenen bir ana akım sinema ürünüydü. Bu film ise görsel efektlere, star sistemine ve kolaycı formüllere boğulmuş haliyle bu tutarlılıktan dahi uzak kalıyor.

FİLMİN NOTU: 2.6

Künye:

Büyük Felaket (Deepwater Horizon)
Yönetmen: Peter Berg
Oyuncular: Mark Wahlberg, John Malkovich, Kurt Russell, Kate Hudson, Dylan O’Brien
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2016

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Blair Cadısı (Blair Witch): 2.9
Bol Şans: 2.7
Buz Devri: Büyük Çarpışma (Ice Age: Collision Course): 2.9
Café Society: 3.9
Denizdeki Ateş (Fuocoammare): 5
Emanet: 4.1
Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı (The Secret Life of Pets): 4.3
Eyvah Annemler Dağıttı! (Bad Moms): 3.8
Hayalet Avcıları (Ghostbusters): 2.7
Hayat Işığım (The Light Between Oceans): 4
Hayran (Fan): 3.5
Işıklar Sönünce (Lights Out): 3
Jason Bourne: 5.9
Kabustan Gelen (Before I Wake): 3.9
Kalandar Soğuğu: 5.6
Kan Bağı (Blood Father): 6.7
Kanlı Girdap (The Ghosts of Garip): 0.8
Karanlık Sular (The Shallows): 5.5
Kralın Kılıcı: Final Fantasy XV (Kingsglaive: Final Fantasy XV): 3.3
Kurtarıcı (Extraction): 4.5
Küçük Adamlar (Little Men): 4.5
Lanetli Mesaj (Friend Request): 4
Midnight Special: 5.8
Muhteşem Yedili (The Magnificent Seven): 5.2
Nefesini Tut (Don’t Breathe): 4.5
Neon Şeytan (The Neon Demon): 7.4
Oyun (Nerve): 6.9
Saraybosna’da Ölüm: 5.5
Suicide Squad: 5
Suikast (The Mechanic: Resurrection): 2.8
Sully: 4.2
Sultan: 4.9
Şimdi Nereyi İşgal Edelim? (Where to Invade Next): 6.7
Star Trek Sonsuzluk (Star Trek Beyond): 5.4
Üç Harfliler 3: Kara Büyü: 2.7
Veronique’in İkili Yaşamı (La Double Vie de Veronique): 9.7
Viral: 4.5
Yüce Adalet (The Whole Truth): 3.8

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Perşembe 11 MPH
Güneşli