Matrix jenerasyonu için Terminatör
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Zaman yolculuğu filmleri ile ilgili bildiğiniz her şeyi unutmanızı sağlayan “Looper”, dikkat çekici bir bilimkurgu vizyonu sunuyor. Rian Johnson’ın dönüştürücü bir tür gözlemiyle sardığı eserin, ‘telekinetik güçler’ ile ‘fütüristik kiralık katillik’i ana motifler olarak seçip dünyamıza dair ‘içeriden’ bir yorum yaptığı söylenebilir. Bunun devamında da karşımıza eleştiri oklarını muhafazakar toplum düzenine yönelten bir dramatik yapı çıkıyor. Böylece en az “Gerçeğe Çağrı” kadar gizemli, “Matrix” kadar interaktif, “12 Maymun” kadar felsefik ve “Trancers” kadar zeki duran bir Rian Johnson oyuncağı ile yüzleşiyoruz. Uyaralım, yönetmenin verdiği linklere tıklarsanız katmanlı bir sinema serüveni sizleri bekliyor! Bizde 12 Ekim’de vizyona girecek “Looper”ı Bruce Willis ve Joseph Gordon-Levitt’in de katıldığı 37. Toronto Film Festivali’nin açılışında gerçekleşen dünya prömiyerinde izledim.
Amerikan bağımsız sinemasından son 10 yılda çıkan yönetmenler içinde ayrı bir yere sahiptir Rian Johnson. Bir bakıma bu ‘özgün ruh’la kendi kuşağının Brian De Palma’sına dönüşmüştür. Zira hangi türün kalıplarını eline alırsa alsın karşımıza ‘oyuncaklı’ bir yapı çıkarır. Ancak bunu De Palma’nın ya da Tarantino’nun filmlerindeki gibi yüzde yüz bir ‘saygı duruşu’ ya da ‘sinema fetişizmi’ boyutuna taşımaz.
Alışılageldik zaman-mekan ilişkisini bozmak ana felsefesi
Aksine Derek Jarman, Baz Luhrmann ve Julie Taymor gibi ince ince oyup aralara detay niyetine servis eder. Onun esaslı amacı ise geleneksel zaman-mekan ilişkisini bozmaktır. Yani hikaye günümüzde geçiyorsa eğer, kameranın önünde yürüyen karakterler başka bir döneme ait olabilir. Bunun devamında karşımıza çıkan estetik yapı da ‘plastik’ bir düşünceyle bu duruma ayak uydurur. Postmodern katmanları bir anlamda üç katlı hale getirir.
“Asi Gençlik”te (“Brick”, 2005), 40’ların kara filmlerinden karakterleri ve motifleri lise sıralarına yedirip, görsel yapıyı da o dönemin dekupajına göre ayarlayan yönetmen “Bloom Kardeşler”de (“The Brothers Bloom”, 2008) daha farklı bir sürece imza atmıştı. Bu sefer de dolandırıcılık filmi mizanseninde masalsı ve çizgi romansı bir yapı kurup furyaya ayak uydurmakla kalmayıp, Marx Kardeşler’in bireylerini eline alarak 1930’ların ‘wisecrack komedi’ yapısının ‘resmi geçit’ yapmasını sağlamıştı. Bunun arkasını da göndermelerle saran sinemacı, müziklerin 70’lerdeymişiz duygusu yaratmasıyla da ‘kurmaca biyografi’ düşüncesinin altını dolduruyordu.
“Terminatör” ile “Trancers” etkisini plastik bir yapıyla harmanlıyor
Burada ise yine ‘kara film’ ile haşır neşir bir konsepte el atmış. Zaman yolculuğu filmine giriş yaparken onu “Terminatör”ün (“The Terminator”, 1984), “Ölüm Takibi” (“Blade Runner”, 1982) sonrasında yaptığı gibi kullanmış. Bu da film boyunca ‘tech/scifi-noir’ (teknolojik-bilimkurgu-kara film) alanında bir koşuşturmacayı izlememize yol açıyor. Ancak bu, bizim alışık olduğumuz tempolu süreçlere benzemiyor. Münferit çatışma sahnelerini öne çıkarıyor.
Zira film boyunca bir gerçeklik sorgusu ile karşı karşıya kalıyoruz. Johnson da ana karakteri Joe’nun ‘göz kapakları’nı sürekli açıp kapatarak ‘zaman-mekan’ ikilisini dönüştürmeyi ihmal etmiyor. Çünkü burada önde “Trancers” (1985) gibi ‘kiralık katil-kelle avcısı’ görevlendirmeli bir zaman yolculuğu filmi aksa da arka plan öyle değil. Her sekansın ayrı ayrı diyaframı kısıp içeri ışık geçirmeyle ya da çekim ölçeklerini farklılaştırmayla ‘ton’ kazanan eserin bu ‘yapay’lığını içine geçirdiği görülüyor.
Alt türün kalıplarının içine bolca alternatif gerçeklik enjekte ediyor
‘Looper’ adlı ‘düzen koruyucusu’, ‘döngü denetleyicisi’ ya da ‘açıkları kapatan’ olarak anılabilecek bu ‘mafya’dan emir alan ‘fütüristik kiralık katiller’ ise ‘Joe’nun eşliğinde yükseliyor. Ancak onlar da alışık olduğumuz gibi standart bir çerçeveye oturmuyor. Zira bu plastik yapının ‘bilimkurgu’daki esas hedefi “Sessiz Dünya”da (“The Quiet Earth”, 1985) ve “Gerçeğe Çağrı”da (“Total Recall”, 1990) görüp ardından “Matrix”te (“The Matrix”, 1999) ayyuka çıkan ‘alternatif gerçeklik’ meselesinden beslenmek. Ya da daha doğru bir tanımla söylemek gerekirse, zaman yolculuğu filmi kalıplarını eğip bükerek bu karışımın içine bolca ‘dolgu yaşam’ dolduruyor yönetmen.
Halbuki karşımızda duran geçmişe dönerek veya geleceğe giderek kaderi tesadüflerle değiştirmeye yarayan, yıllarca böylesi yol izlemiş bir alt tür var. Zaman yolculuğu filmi de bu yönde çeşitli türlerle iç içe geçerek kendine bir yön belirleyip kalıcı olmuştur. “5 No’lu Mezbaha” (“Slaughterhouse-Five”, 1972) gibi daha felsefik örnekleri saymazsak tabii. Zira oradaki gibi bazen çokça zaman dilimi arasında gidip gelip bunu bir dile geçirmiş, bazen ise kovalamaca düşüncesini aksiyonla birleştirmeyi seçmiştir.
Genetik teknolojisinin totaliter bir rejimin eline geçtiği iması var
Johnson ise bunların her ikisini de tercih etmiyor. Filmin fragmanında da gördüğümüz ‘30 yıl öncesine gidip kendisinin yaşlı haliyle karşılaşan ana karakter’ sürprizi ise sadece arka plan fikrine dönüşüyor. Geleneksel ana kalıplardaki esaslı hedef böylece girizgaha dönüşüyor. 55. dakikada bu iki karakterin yüzleşmesini (ki bu da daha önce görülen bir şey) benimsedikten sonra Johnson’ın oyuncaklı ‘tuğla’larında yol almaya başlıyoruz. Plastik yapının içinde ‘looper’lar başta olmak üzere bir ‘yapay’lık hakimiyet kurarken ‘makineleşme’ sürecinden şüpheleniyoruz.
Zaman yolculuğu motifi de yaşam çarkının dişlilerinden biri olarak ‘aynı mekan’ üzerinden değerlendiriliyor. Makine namına bir kere dışında bir şey görmüyoruz. Totaliter ya da oligarşik rejime, kölelik ya da klonluk sürecine ayak uyduruyoruz. Sistemin piyonlarının yaşlandırılmış, genetik teknolojisiyle ellenmiş yüzlerinin bu konuda eleştirel bir duruşa kavuşturulduğu kesin.
Çeşitlilik üzerinden linklere tıklayarak yürüyen bir yapı
Bunun yanında Rian Johnson da bu sefer internet estetiğini tercih etmiş. Adeta internette tıklanan linklerle açılan pencereler hesabı bir kurgu stratejisini ve katmanlı bir yapıyı harekete geçirmiş. Çin bölümünde bu daha da ayyuka çıkarken esasen bu çeşitliliği görsel olarak hissediyoruz. Bilgi akışı bu kadar fazla sağlanırken, Joe’nun gözüne bir şey damlattıktan sonra bambaşka yerlerde uyandığını görmemiz de biraz yukarıda sözünü ettiğimiz ‘dolgu bellek’ filmlerinin buradaki ‘alternatifli yaratım’a dönüştüğü süreci beraberinde getiriyor.
Akış bir süre sonra o kadar yoğun hale geliyor ki filmin katmanlarını tatmin etmek zorlaşıyor. Bir taraftan Bruce Willis ve yavaş çekimli paralel kurgu anı yoluyla gelen “12 Maymun” (“12 Monkeys”, 1995) göndermesi, bir taraftan “Geleceğe Dönüş”ün (“Back to the Future”, 1985) DeLorean’ına, uçan motosiklet fikrine ve popüler modasına atıfta bulunan üstü açık araba, bir taraftan “Trancers”ı düşündürten ‘telekinetik güç’ meselesi etrafımızı sarıyor. Bu alt tür gözlemlerine ek olarak da Johnson’ın ‘MacGuffin’ (filmin ana nesnesi) namına attığı oltaları izliyoruz. Kurbağa alarmı, bazukamsı looper silahı, eski model taraflarındaki resim değişen saat ve yapay parçalar gibi motifler devreye giriyor. ‘Mafya patronu’ ya da ‘lider’ gibi bir konum üstlenen kişinin inadına karizmadan yoksun Jeff Daniels olması ise ana akışa müdahaleyi ayyuka çıkarıyor.
Düzeni belirlemek sadece başlangıç
Tabii mafya patronunun adamlarının ‘outlaw western’ (kötü adamların, haydutların, kaçakların gözünden western dünyasına bakan alt tür) çetesiymişçesine “Muhteşem Yedili” (“The Magnificient Seven”, 1960) ya da “Vahşi Belde” (“The Wild Bunch” 1969) görünümünü alıp kurşunlarını ve silahlarını öyle taşımaları şaşırtmıyor. Zira plastik evrende ‘boş tarla’nın doğal ışığın yalıtımıyla işlemesinin yanında akşam atmosferlerinde mavi ve kırmızının hareketlenmesini görürken, Çin’deki sürecin ise gerçek anlamda 25 sene atlamasına kadar uzanan bir montaj sekansla çizildiği, kabak gibi puntolarla karşımıza çıkarılıyor. Anlayacağınız eklektik düzen, yaratımları açığa çıkaracak şekilde görünümünü katman katman çok iyi organize ediyor.
Ancak Johnson’ın boş aksiyon yerine ‘kara film’ kovalamalarını seçmesi, bunun ötesinde ‘zaman yolculuğundan önce süper güçler vardı, devir geçti’ düşüncesiyle ‘fantastik’i de içeriye dahil etmesi önemli. Fakat daha ziyade ‘looper’ın ‘düzen belirleyici’ vasfının ışığında yükselen ve fazlasıyla ‘muhafazakar toplum düzeni’ni eleştirmeye yarayan döngünün muhalif bir politik yoruma açıldığı kesin.
Zaman yolculuğu filmlerinin “Yağmurdan Önce”si diyebiliriz
Bu da şirketlerin yönetimiyle yürüyen düzeni sorgulamaya alırken, “Looper”ı zaman yolculuğu filmlerinin “Yağmurdan Önce”si (“Before the Rain”, 1994) noktasında anlamlı bir sürece kavuşturuyor. Milcho Manchevski’nin Bosna Savaşı’na yaptığı ‘döngüsel’ yorum, burada farklı bir fütüristik dünyaya transfer ediliyor. Zaman yolculuğunun ‘zorundalık’a dönüştüğü gelecek portresinin ise öne çıkmakten ziyade motiflerle örülü bir mayınlı bölgeye kavuştuğu görülebiliyor. Tabiri caizse “Trancers” ile “Zaman Polisi”nin (“Timecop” 1994) lineer tabanlarını kesip orta bölüme felsefe aşıladığı ortaya çıkıyor.
Alt tür ile ilgili bildiğiniz her şeyin 55. dakikada sona erdiği, devamında ise katmanların dalga dalga geldiği bir süreçle, gişeye değil zihne oynayan bir seyirlik de böylece kendine yükselecek geniş bir alan buluyor. Johnson’ın ‘dönüştürücü’ gücünü arkasına alan eser; zaman yolcuğu ve telekinezinin devamında aşk, çocuk, sisteme karşı kaçış ve ölüm gibi önceden düzenlenen bir kaderin yorumunu yapıyor. Philip K. Dick romanlarının anti-tezini kurgulamaya çabalıyor. Adeta totaliter rejimin yetiştirme sürecindeki ‘mutluluk’ adına istenenleri devreye sokuyor. Bunu Tanrıcı motiflerle olabildiğince ‘detaycı’ bir şekilde sararken politik duruşunu da sağlam bir finalle taçlandırıyor. Yaptıklarını inkar etmeden ‘zaman yolculuğu fantastik western tech-noir’ı’ olarak kendine bir yol haritası belirliyor.
FİLMİN NOTU: 8.4
Künye:
Looper
Yönetmen: Rian Johnson
Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Bruce Willis, Emily Blunt, Piper Perabo, Jeff Daniels
Süre: 118 dk.
Yapım yılı: 2012