Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Psikolojimiz bozuk, tamam. Ama tüm bu hissettiklerimiz bir hastalık mı? Orası çok tartışılır.

        Amerikalı psikiyatrlardan oluşan küçük bir grup 1980’lerde geniş kapsamlı bir konsensüse vardı: Utangaçlık ve ona benzer pek çok kişilik özelliği aslında kaygı ve kişilik bozukluğuydu. Onların iddiasına göre bu durum, psikolojik çatışmalardan ya da toplumsal gerilimlerden değil, beyindeki kimyasal bir dengesizlikten ya da sinirsel ileticilerdeki işlev bozukluğundan kaynaklanıyordu.

        Psikiyatristlerin temel başvuru kitabı Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM) (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı) üçüncü (1980 ve 1987) ve dördüncü (1994) basımlarına onlarca yeni ruhsal bozukluğu aldı. Ve bu başvuru kitabı ilaç endüstrisinin ve yönlendirilen sağlık hizmetlerinin yardımıyla, dünyanın ruhsal bozukluklara bakışını dönüştürmeye başladı.

        Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nde tıp tarihi ve tıbbi beşeri bilimler alanında dersler veren Christopher Lane, Amerikan Psikiyatri Kongresi’nin yayımlanmamış ve son yıllara kadar erişime kapalı kalmış geniş arşivinden yararlanarak yazdığı bu kitabında, DSM’nin üçüncü ve dördüncü basımlarının hazırlanmasında önemli rol oynayan kişilerin mektuplaşmalarını ve bu kişilerle bizzat yaptığı röportajları da kullanarak bu yetersiz tanımlanmış, esrarengiz kaygı bozukluğunun, sosyal fobinin nasıl çağımızın bir numaralı psikososyal sorunu haline geldiğini açıklıyor.

        REKLAM
        UTANGAÇLIK (Christopher Lane / Çev: Gamze Varım / İş Kültür)
        UTANGAÇLIK (Christopher Lane / Çev: Gamze Varım / İş Kültür)

        HALKLA İLİŞKİLER FAALİYETİ

        “Bugünlerde seçkin psikiyatrlara ve inanılmaz derecede kâr eden ilaç firmalarına inanacak olursak, nüfusun neredeyse yüzde 19’u başkalarının yargılarından; onlarla karşılaşma ve onlara maruz kalma riski taşıyan faaliyetlerden kaçınacak denli korkuyor. Hem coşkunluğa hem utangaçlığa hem de benzer ruh hallerinden oluşan geniş bir yelpazeye değer verdiğimiz günler geride kaldı. Bugün pek çok psikiyatr ve doktor yeteri kadar sosyalleşmeyenlerin akıl hastası olabileceğini ileri sürüyor” diyor Lane.

        Ona göre hızla artan tanıların bir nedeni, doktor ve psikiyatrların ispat yükümlülüğünün çok az olması. Bu sayede sosyal kaygının sahne korkusundan, insanı felç eden eleştirilme ve mahcup düşme korkularına kadar her çeşidinin olduğunu söylüyorlar.

        Yukarıda da belirttiğimiz gibi, utangaçlığın hastalığa dönüşmesi kapalı kapılar ardında dikkatli değerlendirmelerin yapıldığı komite toplantılarında gerçekleşti. Kendi kendilerini seçen Amerikalı psikiyatrlardan oluşan küçük bir grup altı yıl içerisinde geniş kapsamlı bir konsensüse vardı: Utangaçlık ve ona benzeyen bir yığın kişilik özelliği aslında kaygı ve kişilik bozukluğuydu. Amerikan Psikiyatri Birliği 1980’den itibaren, gözden geçirilmiş tanılarına duyduğu güvenle ve büyük bir tantanayla “sosyal fobi,” “kaçıngan kişilik bozukluğu” ve benzer birkaç durumu; büyük ölçüde genişlemiş “Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı” (DSM) üçüncü basımına ekledi. Bütün dünyada psikiyatrların kutsal kitabı sayılan beş yüz sayfalık bu kılavuzda içedönük birey; soğuk, uzak, donuk ve düpedüz “yalnız” olmak gibi semptomlara sahip hafif derecede psikotik kişiye dönüştü. Dördüncü basım 1994 yılında, dört yüz sayfa halinde ve onlarca yeni ruhsal bozukluk eklenmiş olarak yayımlandı.

        DSM ekibi işini tamamladıktan sonra duygularımız yıldırım hızıyla yeniden etiketlenmeye başladı. Çok geçmeden ABD, Kanada ve Britanya’nın dört bir yanındaki üniversitelerde bu sorunu araştırmak ve tedavi etmek için mantar gibi “kaygı bozuklukları kliniği” biter oldu.

        Bu karmaşanın oluşturduğu temel üzerine, müphem verileri gösterişli bir şekilde sunmaları ve yeni rahatsızlıkları tanıtmaları için halkla ilişkiler şirketleriyle anlaşmalar yapıldı. Şirketlerin pazarlama bölümleri de sosyal fobi ile sıradan utangaçlık arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmak için on milyonlarca dolar harcadılar ki her ikisi de insanı güçten düşüren durumlar olarak dikkat çeksin.

        200 MİLYON REÇETE

        Neticede artık, birçok psikiyatr ve sağlık profesyoneli için utangaçlık gerçek bir hastalığın boyutlarından biri. Oranı itibariyle depresyonla rekabet halinde olduğu ileri sürülüyor, zira bu rahatsızlık için her yıl sadece ABD’de 200 milyon reçete yazılıyor ve salgın haline geldiği ortada. Bu arada, bir ilacın yan etkilerinden söz etmeye gerek görmeden sessizce yüksek ücretleri kabul eden ünlü kişiler sosyal ortamlardaki beceriksizliklerinden yakınıyor ve kendileri gibi hisseden herkesi ilaç tedavisine teşvik ediyorlar.

        “Bu noktaya nasıl geldik” diye soruyor Lane: Psikiyatrlar gerçekten on yıllardır, milyonlarca insanın başına dert olan felç edici bir hastalığı görmezden mi geldi? Yoksa nüfuzlu psikiyatrlar, ilaç firmalarıyla ortaklık kurarak (ya da onların sponsorluğunda) her ülkede insanların sadece küçük bir yüzdesine acı veren bir sorunu abarttı mı? Eğer öyleyse neden her iki grup da utangaçlık gibi, zorlayıcı olsa da sıradan bir duygu durumunu, ilaçla tedaviyi gerektiren bir beyin kimyası bozukluğu olarak tarif etti? Ve acaba DSM’nin bir sonraki basımında hangi ruh hallerinin ve sıradan korkuların ciddi hastalıklara dönüşme olasılığı söz konusu?

        Kitabında, aciliyet barındıran bu soruları yanıtlıyor Lane. Sosyal fobinin, bu en esrarengiz ve yetersiz tanıma sahip kaygı bozukluğunun, nasıl olup da çağımızın bir numaralı psikososyal sorunu haline geldiğini açıklıyor. Ve bu hikâyeyi, birbirine açılan birkaç pencereden bakarak anlatıyor: Bozuklukları yoktan var eden DSM ekipleri; akıllıca bir pazarlama stratejisiyle onları markalaştıran ilaç firmaları; bu iki girişimi birden hicvedip kaygılarımızı oldukça farklı biçimlerde sunan kurmaca yapıtlar ve filmler; özellikle Amerikan psikiyatri camiasında bir yüzyılı aşkın zamandır süre giden ve kaygı sorununun köşetaşı haline geldiği nice savaşlar ve geniş çaplı cereyanlar…

        REKLAM

        ***

        İKİ TAVSİYE

        Italo Calvino, Le Guin, Borges, Carlos Fuentes, Julian Barnes gibi pek çok yazarın yazmaya nasıl başladığına, çalışma alışkanlıklarına, okur ve yazarlarla ilişkilerine dair görüşlerine odaklanan bir derleme bu. Özdemir, Cumhuriyet’in 100. Yılı için Türkiye’nin önemli bilim kadınlarının yaşam öykülerini bir kitapta topladı. Varoluşlarını laboratuarlara, akademi kürsülerine, amfilere ve sokağa taşıyan Cumhuriyet kadınlarının öykülerini…

         Yazarın Yol Haritası (Philip Gourevitch / Çev: Perihan Sevde Nacak / Timaş)
        Yazarın Yol Haritası (Philip Gourevitch / Çev: Perihan Sevde Nacak / Timaş)
         Kadınlar Cumhuriyeti (Özlem Özdemir / Doğan)
        Kadınlar Cumhuriyeti (Özlem Özdemir / Doğan)

        Diğer Yazılar