Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Soçi mutabakatı gereğince önceki gün verilen zamanın dolmasına yakın Barış Pınarı Operasyonu bölgesinin doğusundan çatışma haberleri gelmeye başladı.

        Haberlerin ağırlıklı bölümü, Türk askeri ile birlikte hareket eden Suriye Milli Ordusu’nun Umm al-Kayf ve Tal Tamr bölgesinde çatıştıklarını belirtiyordu.

        Şam güçlerinin de bu çatışmaya YPG/SDG ile birlikte katıldığına vurgu yapılıyordu.

        Nitekim SMO güçlerinin çekip sosyal medya üzerinden yayınladıkları bazı görüntülerde de bu çatışma naklen veriliyor, hatta esir alınan Şam güçlerinin görüntüleri de bu kapsamda gösteriliyordu.

        Ankara’da bu dakikalarda konuyla ilgili hemen herkesin sorduğu soru benzerdi:

        Soçi mutabakatını kim sabote etmek istiyor?

        Şunu belirteyim bu soru Rus tarafında da vardı.

        Ancak uzun sürmedi ve çatışmalar bir süre sonra durdu.

        Hatta bu bölgede Türk jetleri de uçuş yaparak ortamı sakinleştirdi.

        Peki, bir anda yükselen bu gerilim nasıl düşürüldü?

        ÇATIŞMA KAÇINILMAZ

        Soruyu önceki akşamki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda konunun ilgisine yönelttim.

        Önce gülümsedi…

        “Bu tip hadiselerle maalesef bu süreçte daha çok karşılaşacağız…” tespitini yaptı.

        Hatta buna herkesin hazır olması gerektiğine vurgu yaptı.

        Türkiye ve Rusya’nın kontrolünde tutmakta zorlanacağı güçlerin bazen bu yönde sorunlar çıkarma olasılığına dikkat çekti.

        Tal Tamr’da yaşananlar ile ilgili olarak verdiği bilgiye göre, SMO güçleri daha önce belirlenen bölgenin daha ilerisine hareket etmiş.

        Bu bölgede Şam güçleri ile karşılaşmış.

        Rusya’nın sahada sadece kontrolü sağlamakla görevli güçlerinin bu alana yetişmesi de biraz gecikmiş, Şam ordusundan bazı kişiler SMO tarafından esir alınmış.

        Ankara’da istihbarat birimleri bunun üzerine anında devreye girmiş ve Şam ordusundan esir alınan askerlerin hemen salıverilmesi sağlanmış.

        Başkent Ankara’dan gelen bu duruş herkesin belirlenen operasyon alanının dışına çıkılmaması konusundaki kararlılığın sergilenmesine de yardımcı olmuş.

        Ancak başta da belirttiği gibi benzer hadiselerle karşılanması olasılığının yüksek olduğunu belirtti, bir daha yaşanmaması için uğraş verilse de milis güçlerin kontrol dışı hareketleri ile karşılaşılma olasılığına vurgu yaptı.

        Anında müdahaleler ile süreci ilerleteceklerinin de altını çizdi…

        YAKALANAN DAEŞ’LİLER

        Bu aşamada ABD ile varılan mutabakatta “Son iki yılda tutuklanan DAEŞ’lilerin sorumluluğunun Türkiye’de olacağı” vurgusu vardı.

        Hatta, ABD Başkanı Trump, 6 Ekim’de yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bunlardan sorumlu olacağını belirtirken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da “Nasıl Fırat Kalkanı bölgesinde bunları kontrol altında tuttuysak, burada da kontrol altında tutarız” demişti.

        ABD ile Ankara’da imzalananda bulunmakla birlikte Rusya ile Soçi’de varılan mutabakatta DAEŞ’lılara ilişkin herhangi bir ifade yer almamıştı.

        İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile sohbet ederken konunun nasıl ilerlediğini sordum.

        Herhangi bir mutabakata bağlı kalmaksızın, öteden beri sürdürdükleri DAEŞ ile mücadeleyi içerde ve dışarda eksiksiz sürdürdüklerini belirtti.

        Son dönem Ankara ve İstanbul başta olmak üzere DAEŞ’lilere yönelik operasyonlara dikkat çekti.

        Bu aşamada YPG’lilerin kaçarken hapishanenin kapılarını açıp serbest bıraktığı DAEŞ’lilerden bir bölümünün de operasyon sahasında yakalanmaya başladığını belirtti.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan YPG’nin serbest bıraktığı DAEŞ’li sayısını 750 olarak açıklamış ve bunlardan 195’inin ele geçirildiğini bildirmişti.

        Bunların arasında Türk uyruklu 150 DAEŞ’linin bulunduğunu ve Türkiye’de yargılanacağını, içlerinde yabancı terörist savaşçı olarak bulunan kişilerinin de ülkelerine yollanacağını belirtmişti.

        ÇOBANBEYLİ’YE DAEŞ HAPİSHANESİ

        Bakan Soylu bu kişilerin nerede tutulacağını sorduğumda Fırat Kalkanı kapsamında kontrol altına alınan Çobanbey’de yeni bir hapishane kurulduğunu ve hepsinin buraya nakil edildiklerini bildirdi.

        Yakalandıkça Çobanbeyli’ye aktarılacaklarını da belirten Soylu, içlerindeki yabancı terörist savaşçıların ülkelerine yollanması için de çalışmaya başladıklarını bildirdi.

        Anlaşılan o ki bundan sonraki süreçte ele geçirilen DAEŞ mensuplarının durumları ve aileleri de bir başka tartışma konusu olmaya devam edecek.

        En tehlikelisi ise Barış Pınarı harekat alanı dışında kalan Al Hol’deki 73 bin DAEŞ’lı ailesi…

        Bunların ne olacağı konusunda şu aşamada kimse bir öngörüde bulunmak dahi istemiyor.

        Hemen her ülkenin kaygısı olarak çıplak gerçekliğiyle orada duruyor…

        *

        ABD ile parlamenter sorun

        ABD ile Türkiye arasında son dönem yaşananların temel nedeni açısından ele alındığında hükümetler arasından çok parlamenter sorun olduğunu söylemek olası.

        Çünkü ABD ile genelde sorunun gerisinde yönetim ile yaşanan uyuşmazlıklar olur, o da bir noktada çözüme ulaştırılırdı.

        Meclis veya Senato düzeyindeki olumsuzlukların çözüm aracı da yine Beyaz Saray oldu.

        Bu bakışı bir süre önce sohbet ederken ilk kayda geçiren de Prof. Dr. Haldun Yalçınkaya oldu.

        Yakın geçmişte önce Suriye sahasında YPG’ye yardımı nedeniyle, ardından S-400 gerilimi ile Haziran’dan bu yana yaşanan sorunları hatırlattı.

        Gerilimin en üst seviyesinden Japonya’daki görüşme ile bir anda en alt seviyeye iki devlet başkanının görüşmesi sonucu inildiğini anımsattı.

        Hatta o görüşmede Trump da kendinden önceki yönetimi suçlamış ve Türkiye’ye Patriot satmadığı için S-400 almak zorunda bıraktığını belirterek Türkiye’ye hak vermişti.

        ÇOK DAHA ZORA GİRDİ

        Ancak bugün yapılan bir temasla yönetimsel çözümün bulunduğu boyuttan, çok daha ağır uğraş ve çoklu görüşmeyi gerektiren Meclis aşamasına geçtiğine tanıklık ediyoruz.

        Başkana bırakılan sorunun, “nasıl olsa onlar çözer” aşamasından çıkıp, parlamenter soruna dönüştüğüne tanıklık ediyoruz.

        Bu noktaya neden gelindiği, gelinmemesi için nelerin yapılması gerektiğine ilişkin birçok yanlışı ve eksikliği sıralayabilirim…

        Ama gelinen yeni durum Türk-ABD ilişkileri açısından oldukça vahim…

        Beyaz Saray ziyareti veya başkanlar arası yapılacak telefon görüşmeleri ile çözülebilecek sorunlar, bir üst seviyeye taşındı.

        Çözülmesi için de daha fazla kişiyle teması zorunlu kılan aşamaya evrildi.

        Tam da 29 Ekim günü ABD Temsilciler Meclisi’nden bugüne kadar hiç rastlanmayan sayıyla Ermeni iddialarına ilişkin karar çıktı…

        Yetmedi Barış Pınarı Operasyonu gerekçe gösterilerek Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına yönelik yasa tasarısını da yine ezici şekilde kabul etti.

        Şimdi gelin Ukrayna meselesinden zaten başı ağrımakta olan Başkan Trump’ın zaviyesinden konuya bakalım...

        Acaba, Temsilciler Meclisi kararının Senato’dan kendisinin onayını gerektirmeyecek sayıya ulaşarak çıkmasını mı ister, yoksa son kararı kendisine bırakan bir sayıyla geçmesini mi?

        Hele ki kendi partisinden bazı milletvekillerinin de Senato’da Türkiye karşıtlığı konusunu bu denli abarttığı bir süreçte…

        ABD’NİN KARAR VERMESİ GEREKEN

        Bu taraftan bakıldığında da ABD’nin bazı şeylere karar vermesi gerekiyor…

        NATO üyeliğini artık sorgulamaya başlayan, Moskova ile de ilişkilerini çok daha üst seviyeye çıkaran bir Türkiye, ABD’nin bölgedeki faaliyetleri için fayda sağlar mı?

        Kıbrıs dahil birçok konuda bugüne kadar müttefiklik ruhu içinde hareket eden Türkiye’nin, uluslararası hukuktan kaynaklanan ve bugüne kadar kullanmadığı haklarını savunmaya başlarsa ne olur?

        Petrol bölgeleri dahil birçok alanda bölgesel müttefikleri ile birlikte hareket etmesi Washington’a ne kaybettirir?

        Avrupa Birliği böyle bir sürecin içine girilmesini ne denli arzular?

        Bunlara verilecek yanıtlar Türk-ABD ilişkilerinin geleceğini de belirleyecek.

        Ama şurası kesin ki uzun süre de tamirle uğraşılacak...

        Diğer Yazılar