Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen pazar günü, bizim gazetede Ece Ulusum’un “Ver 10 bini, âlim ol” başlıklı çok güzel bir yazısı vardı...

        Böyle yazılar seçim sonuçları hakkındaki tartışmalardan, papatya falını andırır hâle gelen koalisyon hesaplarından ve gına getiren siyasî tartışmalardan bıkkınlık hissedenlere gayet iyi geliyor!

        Okumamış olanlar için, haberi özetleyeyim: Evine yahut ofisine kütüphane yaptırmak isteyenlere hizmet veren şirketler varmış, talep edilen kütüphanede yeralacak kitapları iki hafta içerisinde temin ediyor, evlere götürüp yerleştiriyor, üstelik müşterilerine bazı kitapların özetlerini bile veriyorlarmış ve bu hizmetin bedeli dokuz bin lira ile otuz bin lira arasındaymış!

        Bu şekilde zarif ve kibar üslûpla yazılmış olan haberde aslında ne denmek istendiğini ben size açıkça söyleyeyim:

        Parayı geç ama bol kazanmış birtakım adamlar varmış, servete sahip olmalarına rağmen bilgi ve kültür bakımından tıngır tıngır imişler, bu noksanlarını maddî imkânları ile telâfiye çalışıp etrafa hava atabilmek maksadıyla parayı bastırarak evlerine göstermelik kütüphaneler yaptırıyor, hattâ bazı kitapların özetlerini çıkarttırıp kendileri gibi paralı ama cahil eşe-dosta hiç sıkılmadan hava atıyorlarmış!

        METRESİ 40 LİRAYA SATILIRDI

        Evlerdeki yahut ofislerdeki göstermelik kütüphaneler bizde yeni değil, seneler öncesinde de vârolan görgüsüzlük alâmetidir. Vaktiyle birkaç defa şahit olmuştum: Serveti yeni edindiğini her hâlinden belli eden zât kitapçıya gider, “Bana şu kadar metrelik güzel cildli kitaplar lâzım” der, o senelerde sadece sahhaflarda değil, eskicilerde de bol bulunan şık cildli ve özellikle de Fransızca romanları ve bilhassa Larousse Ansiklopedisi’nin 1930’lu senelerdeki güzel baskılarını üç kuruşa alıp götürürdü...

        Yanlış hatırlamıyorsam, 1970’li senelerin ortalarında hava atmaktan başka hiçbir işe yaramayan sırtları deri yahut maroken cildli kitapların metresi 40 lira civarında idi!

        Aynı zihniyetin mensupları, anlaşıldığına göre artık kitapçılara gitme zahmetini de hissetmeden bu işi profesyonellere havale ediyor, taş çatlasa 30 bin lira verip iki hafta sonra tavanlara kadar yükselen bir kütüphaneye sahip oluyorlar!

        Ama, meselenin önemli bir tarafı daha var: 30 bin liraya kütüphane, hele bir uzmanlık kütüphanesi kurulması ham bir hayaldir ve o paraya kitap değil, sadece varakpârelerden meydana gelmiş kâğıt yığınları toplanır. İhtisas kitaplığı kurmanın ilk şartı konuyu bilmektir, ardından sabırlı ve uzuh bekleyiş gelir, yani zamana ihtiyaç vardır, zira aranan her kitabın istendiği anda bulunması mümkün değildir.

        KÂĞIT VAR, TUVALET KÂĞIDI!

        Ve, unutmayalım: Öyle kitaplar vardır ki, 30 bin liraya değil tamamını, fasikülünü, hattâ sayfasını bile alamazsınız! Kitabı bilen, seven, eline aldığında zevk duyan ve göz zevkine sahip olanların mezattan mezata koşuşturmalarının yahut müzayedeye konan eski bir kolleksiyonun tamamını alabilmek için var güçleri ile çaba göstermelerinin sebebi budur, yani iyi kitapların temininin çok zor olmasıdır.

        Dekorasyon dergilerinde sık sık “Filâncanın bilmemne sırtlarındaki muhteşem villâsı”, “Ünlü sanatçı feşmekân, yeni evinin kapılarını ilk defa bizlere açtı” yahut “Mimar bilmemkimin dekore ettiği falancanın evi” gibisinden bol fotoğraflı reklâm haberlerini bilirsiniz...

        Dikkat ederseniz, marka mobilyalarla doldurulmuş ve yaşanmışlık arzetmeyen bu evlerin ortak özelliğinin hemen hiçbirinde kütüphane olmadığını görürsünüz! Eşyalar modern ve pahalıdır, duvarlarda moda ressamların sergilerinden bakmadan alınıp taşınmış “tablo” denen çizimlerle aslında ucuz olan ama şimdilerde “antikacı” kabul edilen eskicilerden dünya kadar para verilerek toplanmış birkaç obje vardır ama tek bir kitap yoktur!

        İçerisinde sosyete dergileri ile tuvalet kâğıdı haricinde tek bir sayfanın bile bulunmadığı bu mekânlardan ve 30 bin liraya kütüphane kurdurup ekstradan deri cildli göstermelik kitaplar sipariş edilen böyle evlerde yetişen genç nesli düşünün ve Kemanî Serkis’in meşhur Nihavend’inin terennümünü hatırlayın:

        “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime...”!

        Diğer Yazılar