HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.
Murat Bardakçı

Murat Bardakçı

[javascript protected email address]

Tükürün!

02 Nisan 2012 Pazartesi, 09:49:14Güncelleme: 13:47:54

ADAMIN biri senelerden buyana Babıâli'de kafasında püsküllü bir fes, yakasında arma ile tuğra arası koskoca ama tuhaf bir süs, bir elinde de sopamsı bir bastonla dolaşıp durur, bol bol konuşur ve tuhaf kitaplar çıkartır...
Yazdıklarına bakarsanız Lozan bir hezimetten ibarettir; Oniki Adalar'ı da, Musul'u da, başka yerleri de İsmet Paşa'nın beceriksizliği yüzünden kaybetmişizdir...
Hilâfetin kaldırılması bir İngiliz oyunudur ve genç cumhuriyetin kurucuları bu oyuna kolayca gelmişlerdir... Hele iş İstiklâl Har-bi'ne gelince! Mücadelenin kazanılmasında askerin olduğu kadar sarıklı mücahidlerin de çok önemli rolleri vardır. Cumhuriyet dönemi Türkiyesi mi? Öylesine cahildir ki, hayatı boyunca camiye gitmemiş adamlar bile Diyanet İşleri Başkanlığı'na getirilmiştir!
Bu zât senelerden buyana böyle iddialarla dolu cildler dolusu kitap çıkardı ve yazdıkları bir kesim tarafından hatmedilirce-sine okundu. Zira alışılmışların dışında, aykırı ve bu konuları pek bilmeyenlerin dikkatini çekici sözler söylüyordu. Yazdıkları doğru mu, yanlış mı hiç bakılmadan, düşünülmeden ve araştırma zahmetine bile katlanılmadan o kesimde baştâcı edildi...

"TAASSUP" DİYENE BAK!
Sokaklarda kafasında fes, yakasında tuhaf bir süs, elinde de sopa ile dolaşan bu zât geçenlerde bir söz etmiş ve hem hayranlarını şaşırtmış, hem de ortalığı karıştırmış. Bir vakfa konferans vermeye gitmiş, konuşmasına Mehmed Akif'in aleyhinde sözler ederek başlamış, dinleyiciden büyük tepki görünce çıkıp gitmek zorunda kalmış ama kapıda "Âkif yanlış birşey söyledi ise tenkid edemez miyim? Böyle anlayış mı olur? Bu taassup!" gibisinden birşeyler söylemiş...
İş, asıl buradan sonra büyümüş: Fesli, bir iddiaya göre Mehmed Âkif'e "pezevenk" ve "serseri" demiş, ses kaydı internete düşünce de Akif'in torunu savcılığa gidip suç duyurusu yapmış...
Şimdi, kendi sitesinde "Âkif'e pezevenk demedim, orada kullandığım kelime 'desene' idi" diye yazıyor.
Ses kaydını ben de dinledim, hakikaten "pezevenk" değil, "desene" diyormuş gibi geldi ama bu iş, feslinin Mehmed Âkif'e ilk saldırısı değil ki... Daha neler neler dedi!
Meselâ, daha önce yaptığı bir konuşmada Akif'in "Yârab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?" mısraı ile başlayan şiirinde "Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!" dediği son mısraı alıp şairin Allah'ı reddetmiş olabileceği gibisinden birşeyler geveliyor; "Yokluğuna ihtimal vererek söylenmiş bir sözdür. Ebediyyen yanlıştır, mutlak yanlıştır. Bir Müslüman'ın ağzına, 'İslâm Şairi' unvanını hâiz bir adamın ağzına yakışmayacak bir sözdür" buyuruyor.

ÂKİF NEDEN HEDEFTE?
Allah'ın yokluğuna ihtimal vermekle suçladığı kişinin kim olduğunu unutmayın: Mehmed Âkif!
Bir başka konuşmasında da Âkif'in "Safahat"ından "harc-ı âlem bir kitap" diye bahsediyor: "Bu kadar harc-ı âlem kitapta böyle devâsâ yalanlar, yanlışlar... İslam'a aykırı sözler... Ben şahsen yadırgıyorum ve okuyanı ikaz ediyorum" buyuruyor ve etrafını "Bu adam muteber bir adam, isim yapmış bir adam, zi-şöhret (şöhret sahibi) bir adam diye her söylediğini doğru zannetmeyin" diye uyarıyor! O böyle söylüyor ve etrafını sarmış birkaç zavallı da tasdik ediyor!
Düşüncenin sınırlarını sadece yazdıkları ile değil, hayatı ve fikirleri ile daha asırlar boyunca zorlayacak olan Âkif'e şimdilerde küçük bir kesimden ve raporlulardan bile gelse neden böyle saldırılmaya başlandığını hiç merak ettiniz mi?
Âkif, Milli Mücadele senelerinde Ankara'dadır; o mücadeleyi sonuna kadar desteklemiş, hattâ yazdığı marş için konan ödülü bile büyük maddi sıkıntılarına rağmen elinin tersi ile itmiş ve ulemadan bazıları gibi "İngiliz Muhibleri" vesaire gibisinden gruplara yüz vermeyip karşılarında durmuştur o yüzden!
Böyleleri hakkında benim yahut başkalarının birşeyler yazması aslında zaten lüzumsuz; zira lâyık oldukları cevabı "Tükürün milleti alçakça vuran darbelere! / Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!" beyti ile seneler öncesinden Âkif bizzat veriyor!

Diğer Yazıları

Buda’nın ruhu

  • Yayın Tarihi: 19/12/14 00:29
  • [javascript protected email address]
GAZETELERDE geçen gün pek dikkat çekmeyen, küçük bir haber çıktı: Dalay Lama, yani Tibet Budizmi'nin ruhanî ve Tibet'in senelerdir sürgünde yaşayan hem ruhanî hem de siyasî lideri bir demeç vermiş, bu makama geçen ve bu unvanı taşıyan son kişi...
Devamını Oku

Yalakalık ve sanat

  • Yayın Tarihi: 17/12/14 01:08
  • [javascript protected email address]
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Hülya Avşar için "Hülya Avşar kim? Sanatçı mı? Sanatçılığı tartışılır, kimse kusura bakmasın. Yalakadan sanatçı olmaz arkadaşlar. Herkes bunu böyle bilmek zorundadır. Sanatçı dik durur. Sanatçı aykırı insandır. Gücün...
Devamını Oku

Yine Şeb-i Arus’a dair...

  • Yayın Tarihi: 15/12/14 06:46
  • [javascript protected email address]
GEÇEN gün Şeb-i Arus, yani Mevlânâ'nın vefat yıldönümü hakkında yazdım; sadece Şeb-i Arus'un değil Mevlevî kültürünün de çığrından çıkartıldığından, panayıra çevrildiğinden, sünnetlerde ve düğünlerde bile semâ edilir olmasının tatsızlığından ve...
Devamını Oku

İşte, Latin Alfabesi’nin Türkçe’de ilk kullanılışının asırlar önceki örnekleri

  • Yayın Tarihi: 14/12/14 02:18
  • [javascript protected email address]
Latin harflerini bizde ilk kullananlar arasında Üçüncü Selim'in kızkardeşi Hatice Sultan da vardı ve sarayın Fransız mimarı Antoine Ignace Melling ile Türkçe ama Latin harfleri ile mektuplaşmıştı. Osmanlıca tartışmaları gündemi hâlâ işgal ediyor. Bugün...
Devamını Oku

‘Şeb-i arus’ yani ‘düğün gecesi’ kimin düğünüdür?

  • Yayın Tarihi: 12/12/14 01:43
  • [javascript protected email address]
ÖNÜMÜZDEKİ hafta "şeb-i arus" yani Mevlânâ'nın vefat yıldönümü ya, koşuşturmalar haftalar öncesinden başladı... Koşuşturma dedimse o gece naatı kimin okuyacağından, hangi âyinin icra edileceğinden, posta kimin geçeceğinden yahut semâzenlerin...
Devamını Oku
Tüm Yazıları