HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.
Murat Bardakçı

Murat Bardakçı

[javascript protected email address]

Son Halife, Cumhuriyet’i Mustafa Kemal’e çektiği bu telgrafla kutlamıştı

28 Ekim 2012 Pazar, 10:14:06Güncelleme: 14:03:57

Ankara’da 1923’ün 29 Ekim’inde Cumhuriyet ilân edildiği sırada hilâfet makamının İstanbul’da hâlâ devam etmekte olduğundan okullarımızdaki tarih derslerinde pek bahsedilmez... Devletin eski hâkimi olan Osmanlı Hanedanı’na mensup son Halife Abdülmecid Efendi’nin Cumhuriyet’in ilânından sonra Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği bu tebrik telgrafı, burada ilk kez yayınlanıyor...

Yarın, Cumhuriyet Bayramı’nın 89. yıldönümü... Kutlu olsun! Aradan geçen bu 89 sene boyunca “Cumhuriyetin ilânından önce Meclis’te falan konuşmalar yapıldı, yeni devlet işte şöyle ilân edildi, karar top atışları ile filânca biçimde duyuruldu” gibisinden hemen herşey yazılıp söylendi. Dolayısı ile, 1923 Ekim’inin son günlerinde Ankara’da olup bitenler hakkında yazacak artık pek fazla birşey de kalmadığı için, o günlerde İstanbul’da yaşanmış ve pek bilinmeyen bir hadiseyi yazmak istedim: Cumhuriyet öncesi Türkiyesi’ne altı asır boyunca hâkim olmuş hânedanın, yani Osmanoğulları’nın yeni devleti ne şekilde karşıladıklarını...

RESSAM VE BESTECİ

Hemen söyleyeyim: Devletin eski hâkimi olan hükümdarların ailesini, yani Osmanoğulları’nı o günlerde son halife Abdülmecid Efendi temsil ediyordu ve Abdülmecid Efendi, atalarının kurduğu eski devletin yerini bir başka devlete bırakması demek olan Cumhuriyet’in ilânını Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği bir telgrafla tebrik etmişti!

Cumhuriyet’in ilk beş ayının tarih derslerinde üzerinde dikkat çekici şekilde durulmayan ve ayrıntılı şekilde anlatılmayan bir özelliği vardır: Türkiye Cumhuriyeti o sırada lâik değildir ve Cumhuriyet idaresi ile Ankara’daki Meclis’in yanısıra İstanbul’da da bir “halifelik” müessesesi bulunmakta ve hilâfet makamında da Abdülmecid Efendi oturmaktadır. 1868’de dünyaya gelen son halife Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülâziz’in oğluydu. İlk gençliği Ortaköy’deki Fer’iye Sarayları’nın şehzadelere tahsis edilen dairelerinden birinde sanatla uğraşarak geçmiş, sonra Çamlıca’da yaptırdığı köşküne nakletmiş, amcasının oğlu olan Sultan Vahideddin’in 1918’in 4 Temmuz’unda tahta geçmesi üzerine veliahd ilân edilip Dolmabahçe Sarayı’nın veliahd dairesine taşınmasına kadar Çamlıca’da uzun yıllar entelektüel bir hayat sürmüştü.

FRANSIZ GİBİ
Birkaç lisan konuşurdu ve resim ile musikiye meraklıydı. Köşkü zamanla sanatçıların uğrak yeri, hatta bir çeşit akademi oldu. İkinci Meşrutiyet’ten sonra kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin destekçileri arasında idi. Türk resminin önde gelen isimlerinden kabul edilirdi ve besteleri batı formlarındaydı. Üçleme, dörtleme gibi oda müziği eserleri yapar, bunları eşlerinden ve kalfalarından oluşturduğu topluluklara çaldırır, sarayda kapalı kalmaz, halkın arasına girer, popüler olmaya çalışır ve İstanbul’daki bir yabancı elçilik raporuna göre, “fes giymediği zamanlarda, iyi yetişmiş bir Fransız’ı andırırdı”.




DÖRT AY DEVAM ETTİ

Ankara’daki BüyükMillet Meclisi 1 Kasım1922’de Türkiye’de saltanat idaresine son verdi. O sırada tahtta bulunan ve artık “padişah” değil sadece “halife” unvanını kullanabilecek olan Sultan Mehmed Vahideddin “Saltanatsız bir hilâfeti kabul edemeyeceğini” söyleyerek zaten gergin olan siyasî vaziyetin ortaya başka bir netice çıkartmasından duyduğu endişe ile 17 Kasımsabahı İstanbul’u terketti. Meclis, bunun üzerine 19 Kasımgünü 168milletvekilinden 143’ünün oyu ile veliahd Abdülmecid Efendi’yi hilâfet makamına getirdi. Dolmabahçe Sarayı’nda, o tarihten 1924 Mart’ına yani hilâfetin de kaldırılıp hanedan mensuplarının memleket dışına çıkartılmalarına kadar geçen bir sene üç buçuk ay boyunca halifelik müessesesi de vâroldu. Hilâfet, Cumhuriyet’in ilânından sonra da dört ay devam etti.

SULTAN’IN EVRAKINDAN ÇIKTI
İşte, son halife Abdülmecid Efendi, Ankara’da Cumhuriyet ilân edildiği sırada henüz İstanbul’da ve Dolmabahçe Sarayı’nda idi ve yeni devletin şeklinin değiştirilmesinden sonra Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf göndererek Cumhuriyet’i tebrik etti. Şimdiye kadar yayınlanmamış olan bu telgrafın müsveddesi, Halife Abdülmecid Efendi’nin torunu olan ve hayata geçtiğimiz 2 Nisan günü veda eden Neslişah Osmanoğlu’nun evrakı arasından çıktı.

Telgrafın “Zât-ı Hazret-i Hilâfetpenâhî Başkitâbeti” yani “Halife Hazretleri’nin Genel Sekreterliği” antetli bir kâğıda yazılmış olan metninde “Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne: Bu kerre teceddüd eden (yenilenen, değişen) şekl-i hükümetin (hükümet şeklinin) mülk (devlet) ve millet hakkında hayırlı olmasını cenâb-ı haktan niyâz ve temenni ederim” deniyordu. Mustafa Kemal Paşa, Halife’nin telgrafına ertesi gün bir başka telgrafla cevap verecek ve Abdülmecid Efendi’ye “hayırlı temennilerinden dolayı” teşekkür edecekti...

Bu sayfada, son halife Abdülmecid Efendi’nin Ankara’ya gönderdiği ve yine şimdiye kadar hiçbir yerde yayınlanmamış olan bir başka mektubu da yeralıyor... Ben de, Neslişah Osmanoğlu’nun terekesinden çıkan bütün bu evrakı yayınlamam için bana veren Sultan’ın kızı Prenses İkbal Moneim Saviç’e teşekkür ediyorum.

Suriye’deki ‘Türk Mezarı’na sahip çıkan Meclis’e,Halife’den teşekkür mektubu

Son Halife Abdülmecid Efendi, Mustafa Kemal’e sadece Cumhuriyet’in ilânı sırasında değil, başka münasebetlerle de tebrik telgrafları göndermiş meselâ Paşa’nın annesi Zübeyde Hanım’ın vefatından sonra taziyelerini, Lâtife Hanım ile evlenmesinden hemen sonra da tebriklerini ifade etmiş ve Mustafa Kemal Paşa her iki telgrafı da nazik ifadelerle cevaplamıştı.

1921’DEKİ ANLAŞMA
Halife’nin geçen Nisan ayında vefat eden torunu Neslişah Sultan’ın evrakı arasından, Abdülmecid Efendi’nin Ankara’ya yazdığı bir başka mektubun daha kopyası çıktı. Son Halife, elyazısı ile kaleme aldığı 20 Ekim 1921 tarihli bu mektubunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışındaki tek toprak parçası olan Suriye’deki Caber Kalesi’nin Türk toprağı olarak kalmasını Fransa’ya kabul ettiren Ankara yönetimini tebrik ediyordu. Caber Kalesi’nde, Osmanoğulları’nın atası olduğuna inanılan Süleyman Şah’ın mezarı vardı...

BİR EFSANE DOĞUYOR

Süleyman Şah, Anadolu’yu fetheden Selçuklu hükümdarı Alparslan’ın yüksek rütbeli kumandanlarındandı. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun fethini tamamlamakla görevlendirilenlerin arasındaydı ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucularından oldu.

Sonra eski silâh arkadaşlarıyla güç kavgasına girdi, 1086’nın 5 Haziran’ında Artuk ve Tutuş ismindeki diğer Selçuklu beyleriyle Halep yakınlarında savaşa tutuştu, yenildi ve savaş meydanında öldü. Eski silâh arkadaşları, Süleyman Şah için büyük bir cenaze merasimi yaptılar. Cenaze namazını Süleyman Şah’ı mağlûp eden ordunun kumandanı Tutuş kıldırdı ve Süleyman Şah, Fırat vadisinin sol sahilinde yeralan, bugün Rakka ile Meskene şehirleri arasında kalan Caber Kalesi’nin eteklerine defnedildi. Sonra aradan asırlar geçti ve Osmanlı tarihçileri Selçuklu kumandanı Süleyman Şah’ı birdenbire Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi yaptılar.

Bir de efsane doğdu: Süleyman Şah güya Anadolu’yu fethe giderken atıyla beraber Fırat’a düşüp boğulmuş ve hemen oracıktaki Caber Kalesi’ne defnedilmişti. Selçuklu kumandanı Süleyman Şah, artık “Osmanlı hanedanının atası” olmuştu ve İkinci Abdülhamid Caber’deki türbeyi baştan aşağı restore ettirdi.




Yine seneler geçti ve Kurtuluş Savaşı yılları geldi... Suriye, Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren Fransız işgalindeydi. Lozan öncesinde masaya oturan Türkiye ile Fransa arasında Ankara’da 1921’in 20 Kasım’ında bir “ön barış andlaşması” imzalandı ve Fransa andlaşmanın 9. maddesiyle Caber Kalesi’ndeki “Türk Mezarı”nın Türk toprağı olduğunu kabul etti. Türkiye’nin yeni sınırları 24 Temmuz 1923’te Lozan’da son şeklini alırken Fransız temsilci General Pelle, Türk delegasyonunun başkanı İsmet Paşa’ya aynı gün resmi bir mektup gönderdi ve Ankara Andlaşması’nın hükümlerinin aynen geçerli olduğunu, Lozan ile çakışmadığını duyurdu.

HALİFE’NİN ŞÜKRANLARI

Süleyman Şah, ölümünden dokuz asır sonra, 1973’te yerinden oldu. Suriye, Caber Kalesi’nin bulunduğu bölgeyi sular altında bırakacak olan bir baraj inşaasına başlayınca Türk Mezarı eski mekânına benzeyen bir başka yere taşındı. Süleyman Şah için orada yeni bir türbe inşa edildi ve bir müfreze asker bulundurup bayrak çekme âdeti bu yeni türbede de devam etti. Türbe, hâlen 20. Zırhlı Tugayı’nın 3. Hudut Alay Komutanlığı’na bağlı 2. Hudut Taburu’ndan gönderilen bir manga asker tarafından korunuyor.


Son Halife Abdülmecid Efendi, Büyük Millet Meclisi ile Fransa arasındaki görüşmelerin tamamlanıp anlaşmanın törenle imzalanmasının beklendiği günlerde, 18 Ekim 1921’de kaleme aldığı mektubunda Osmanoğulları’nın atası olan Süleyman Şah’ın mezarına karşı Meclis’in gösterdiği alâkaya teşekkür ediyor. Sonra, “Türkler’in hâkimiyet tarihinin tek vücut ve tek bir emel şeklinde olduğunu dosta ve düşmana göstermiş olmasından dolayı” Meclis’e şükranlarını sunuyor.

Diğer Yazıları

‘Düşünce özgürlüğü’ denen şey bu mu?

  • Yayın Tarihi: 24/10/14 05:25
  • [javascript protected email address]
GEÇEN gün, hükümetin Meclis'e sunduğu yeni yargı paketinde yeralan ve sosyal medya vasıtası ile yapılan hakaretlere beş sene hapis cezası verilmesini öngören hükmü desteklediğimi yazdım. Destekliyorum, zira artık eleştiri, hakaret ve küfür arasındaki...
Devamını Oku

Fazıl Say ve mâlûm işgüzarlar

  • Yayın Tarihi: 22/10/14 01:29
  • [javascript protected email address]
KÜLTÜR Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın sezon programından Fazıl Say'ın eserlerinin çıkartılmasını istemiş ve program orkestranın talebi kabul etmesi üzerine onaylanmış. Bakanlık, bu konuda iki günden buyana açıklama yapmadığına göre,...
Devamını Oku

Yargı paketi ve sosyal medya

  • Yayın Tarihi: 20/10/14 07:14
  • [javascript protected email address]
HÜKÜMETİN Meclis'e sunduğu yeni yargı paketi hakkında çok şey yazılıp söyleniyor...Pakette yeralan "makul şüpheli" kavramının sınırlarının, avukatların dosyalara erişememeleri iddialarının yahut adaletin âdil şekilde uygulanmasına engel teşkil edeceği...
Devamını Oku

‘Maçlarda eskiden olay çıkmazdı’ sözü palavradır, sahada kan bile dökülürdü!

  • Yayın Tarihi: 19/10/14 03:00
  • [javascript protected email address]
Galatasaray ile Fenerbahçe maçlarında sadece seyirci değil, oyuncu da dövüşürdü. Meselâ 1929'da Fenerli bir futbolcu tekme atarak Galatasaraylı oyuncunun bacağını kırmış, sonra "Keşke iki bacağı da kırılsaydı" demişti. Son senelerde ortaya atılan...
Devamını Oku

Festival!

  • Yayın Tarihi: 17/10/14 06:09
  • [javascript protected email address]
ANTALYA'daki mâlûm festivalde gelenek bu sene de bozulmadı ve yine kıyamet koptu...Ortalığın karışması için sebep mi yok? Kavga eskiden olduğu gibi jüriyi beğenmeme yüzünden de yaşanabilirdi, sıralamadan vesaireden de çıkabilirdi, hattâ havanın çok sıcak...
Devamını Oku
Tüm Yazıları