Bangladeş'teki karmaşa tâââ 1850'lere Timur'un son torunlarına kadar uzanır
BANGLADEŞ kaynıyor... İslamî hareketin 65 yaşındaki liderlerinden Abdülkadir Molla'nın geçen perşembe günü Dakka'da idam edilmesinden sonra başlayan kanlı gösteriler devam ediyor. Bangladeş'te vaziyet göründüğü kadarı ile daha da karışacak ve herşey içinden çıkılması çok daha zor hâle gelecek...
Hint Yarımadası'ndaki Müslümanlar'ın senelerden buyana yaşadıkları bütün bu sıkıntılar İngilizler'in 1857'de Türk-Moğol İmparatorluğu'na son vermelerine kadar uzanır. Sıkıntılar, Hindistan'ın 1947'de İngiltere'den bağımsızlığı elde ettiği günlerde zirveye ulaşmış ve 1971'de Bangladeş'in kuruluşundan sonra bugünlere kadar gelmiştir.
SEMBOL OLARAK KALDI
Yarımadada şimdi bütün bu sıkıntıları yaşayan Müslümanlar yani Pakistan'ın, Bangladeş'in ve Hindistan'ın Müslüman nüfusu, baba tarafından Timur'un, anne tarafından da Cengiz Han'ın soyundan gelen Bâbür Şah'ın 1526'da kurduğu Türk-Moğol İmparatorluğu'ndaki Müslüman teb'anın torunlarıdır ve bu imparatorluğun yıkılmasının öyküsü son derece hazindir...
Kurucusu olan Bâbür Şah'ın ismi ile bilinen yahut "Türk-Moğol İmparatorluğu" da denen ve Hint Yarımadası'nın yanısıra Afganistan'ın tamamını da sınırları içerisine alan devlet, siyasî bakımdan olduğu kadar sanatı ve Tac Mahal gibi mimarî eserleri bakımından da İslam tarihinin en parlak medeniyetlerinden biri idi. 18. asrın ilk senelerinde önce Hollandalı, daha sonra da İngiliz tüccarların cirit atmaya başladığı imparatorluk taht mücadeleleri ve komşusu olan İran ile yaşanan savaşlar yüzünden zayıfladı, Hindistan 1760'lardan itibaren İngiliz etkisi altına girdi, zamanla sömürge hâlini aldı ve Bâbür Şah'ın soyundan gelen Delhi'deki hükümdarlar tahtta sadece birer sembol olarak kaldılar.
TASAVVUFÇU VE ŞAİR
Bu hükümdarların sonuncusu olan Bahadır Şah'ın hayatı ise, tam bir dram oldu...
1775'te doğan ve babası İkinci Ekber Şah'ın ölümünden sonra 1828'de hükümdar olan Bahadır Şah zamanının önde gelen mutasavvıfı ve "Zafer" mahlâsı ile yazan meşhur bir şairi idi ama hükmü sadece Delhi'deki Kızıl Kale'de geçen ve törenlerde İngiliz idarecilerin yanında yeralmaktan başka görevi bulunmayan sembolik bir imparator olarak kaldı..
İKİ OĞLUNU VURDULAR
Hint Yarımadası'ndaki İngiliz varlığına son verebilmek maksadı ile 1857'de çıkan Sipahi İsyanı, Bahadır Şah'ı oldukça zor durumda bıraktı. Bahadır Şah hiç istememesine rağmen etrafının baskısı neticesinde oğulları ile beraber isyancıların yanında yeralmak ve liderleri gibi görünmek zorunda kaldı. Delhi'de çok sayıda Avrupalı'yı öldüren isyancılar, sevkedilen İngiliz birliklerinin karşısında dayanamadılar ve ailesi ile beraber büyük dedelerinden olan Hümayun Şah'ın Delhi'deki mezarına sığınan Bahadır Şah 20 Eylül 1857'de İngilizler'e teslim olmak zorunda kaldı.
İngilizler, ertesi gün Hindistan tarihinin en büyük ve en kanlı rezaletlerinden birini sahnelediler: William Hodson adındaki bir İngiliz binbaşı, Bahadır Şah'ın iki oğlu ile bir torununu Şah'ın gözlerinin önünde vurup öldürdü! İngiliz birlikleri bu cinayetlerin ardından Bahadır Şah'ı ailesi ile beraber tutuklayıp "İngiliz tâcına ihanet ettikleri" suçlaması ile mahkemeye çıkardılar...
BURMA'YA SÜRÜLDÜLER
O sırada 82 yaşında olan Bahadır Şah, 40 gün süren yargılanması sırasında her türlü hakarete uğradı, dört ayrı suçtan mahkûm oldu ama İngilizler son hükümdarı idam etmek yerine süründürmeyi tercih ettiler. Ayaklanmanın liderleri ile Şah'ın yakınlarının hemen tamamının idamının ardından Bahadır Şah, son karısı Ziynet Mahal ve ailesi bir sabah güneş doğmadan en ucuz at arabalarına bindirilip uzun ve çok zahmetli bir yolculuktan sonra ismi o zaman "Burma" olan bugünün Myanmar'ına sürüldüler.
Hindistan'da üç asır devam eden Türk hâkimiyeti, Bahadır Şah'ın uğradığı bu sürgün ile son bulmuştu!
İngilizler, Bahadır Şah ile ailesini Rangun taraflarında bambudan yapılmış kulübelere yerleştirdiler, başka hiçbir şeyle uğraşmaması için Şah'a bol bol afyon içirdiler. Timur ile Cengiz Han'ın soyundan gelen son hükümdar burada dört sene yaşadı, hayata 1867'nin 7 Kasım sabahı veda etti ama çilesi henüz bitmemişti: Rangun'un o zamanlar dış mahallelerinden olan Dagon'daki bir Budist tapınağının yanına defnedildi, mezarının Müslümanlar'ın ziyaret mekânı olmaması için üzerine hiçbir işaret konmadı ve kaybolması sağlandı.
MEZARI TEKKE OLDU
Son Türk-Moğol İmparatoru'nun mezarı, 1991'de bir tesadüf neticesinde, Dagon'daki Budist tapınağı tamir edilirken bulundu. İngilizler'in alelâcele kazıp etrafına tuğla döşedikleri mezar yeniden yapıldı, üzerine bir tekke inşa edildi ve Myanmar Müslümanları'nın en fazla saygı gösterdikleri ziyaretgâh oldu.
Bahadır Şah'ın ailesinin daha da hüzünlü olan öyküsünü, bu sayfadaki kutuda okuyabilirsiniz...
Timur ile Cengiz Han'ın torunları Hindistan'da çaycılık yapıyorlar
HİNDİSTAN Yarımadası'ndaki Müslümanlar'ın senelerden buyana devam eden dramı, Türk-Moğol İmparatorluğu'nun son hükümdarı Bahadır Şah'ın 1857'de İngilizler tarafından sürgüne gönderilmesi ile başladı ve 20. yüzyılda çok daha vahim hâl aldı.
İlk dram, Hindistan'ın İngiltere'den bağımsızlığı elde etmesi çabalarının yoğunlaştığı 1930'lardan itibaren Müslümanlar'ın lideri Muhammed Ali Cinnah'ın "Pakistan" adı verilen bir devlet kurarak Kuzey Hindistan'da yaşayan Müslüman nüfusun tamamını bu yeni ülkeye nakletme çabaları ile başladı. Cinnah, Hindistan bağımsızlık hareketinin lideri Cevahirlâl Nehru ile Mahatma Gandi'nin bütün ısrarlarına rağmen Pakistan'ı kurmaktan vazgeçmedi ve 1940'ta Hindistan'ın bölünmesi kararını alan Hint Müslümanları, İngilizler'in Hint Yarımadası'na bağımsızlık vermesinin ardından 14 Ağustos 1947'de Pakistan'ı kurduklarını ilân ettiler.
Bu yeni ülke, "Doğu" ve "Batı Pakistan" adını alan ama birbiri ile sınırı olmayan iki bölgeden meydana geliyordu ve Doğu Pakistan 1971'de Hint birliklerinin de desteğini alarak giriştiği kanlı bir savaştan sonra Batı'dan ayrılıp "Bangladeş" adıyla yeni bir devlet oldu ama hem Pakistan'ın, hem de Bangladeş'in kuruluşu sırasında yüzbinlerce Müslüman hayatını kaybetti...
Ve, İngilizler tarafından Myanmar'a sürüldükten sonra 1867'de orada can veren ve mezarının nerede olduğu bile uzun seneler bilinmeyen Bahadır Şah'ın ailesinin âkıbeti...
Aile, 80 seneye yakın bir zaman boyunca Myanmar'da sefalet içerisinde yaşadıktan sonra hayatta kalabilen torunlar İngilizler'den Hindistan'a dönme izni alıp Kalküta'ya yerleştiler. Bahadır Şah'ın soyundan gelen son erkek olan Prens Bedir Baht burada Begüm adında bir hanımla evlendi, iki çocuğu oldu ve hayata 1980'de veda etti.
Bahadır Şah'ın, dolayısı ile onun dedeleri olan Hindistan'daki Türk-Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu Bâbür Şah'ın, Timur'un ve Cengiz Han'ın, yani dünyanın en büyük imparatorluklarını kurmuş olan hükümdarların soyundan gelenler şimdi Kalküta'da bir gecekonduda yaşıyorlar! Bir zamanlar Agra'daki Tac Mahal'i inşa ettiren ailenin şu andaki büyüğü olan ve "Sultana" unvanını taşıyan Prenses Begüm bir barakada çaycılık yapıyor, buradan kazandığı para ve bir İslâmi vakfın her ay verdiği 180 liralık yardım ile geçinmeye çalışıyor.