Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MEDİHA Olgun’un pazartesi bu köşede yayınladığım açıklamaları üzerine beni hiç şaşırtmayan bir yalan kampanyası başladı. Söylediklerini duymaktan hoşlanmayanlar, Olgun hakkında çeşitli hikâyeler üretir hale geldiler. Hayatımda hiç karşılaşmadığım, yalnızca telefonla konuştuğum halde Mediha Hanım’ın evime geldiğini iddia eden yazılar okudum.

        Anlattıklarını bir komplonun parçası olarak gösterecek, hatta polisle ve yargıyla anlaştığını ima edecek kadar ileri gidenler bile oldu. Yalnızca o kadar da değil, benim de bir operasyonun içinde olduğum, hatta bu nedenle gidip savcıyla görüştüğüm de söylendi...

        Ben yalanlara ve iftiralara maalesef artık alıştım, uydurmanın sonu yok, hakkımda çıkan saçmalıkların da... Ama Mediha Olgun alışık değil ve aylar içinde biriktirdiği isyanını benimle paylaştıktan sonra olanlar yüzünden çok tedirgin. O nedenle bugün bütün çıplaklığıyla son günlerde yaşananları ve benim nerede durduğumu yazacağım...

        O GÜN YAŞANANLAR

        PAZARTESİ günkü yazım, Mediha Olgun’un cezaevindeyken yaşadığı “ezilmişlik, kullanılmışlık, derdini anlatamama” hislerinin birikimi sonucu benimle paylaştığı duygular ve bilgileri içeriyordu. Cezaevinden çıktıktan sonra Sözcü davasına karşı çıktığım ve tutukluluklara itiraz ettiğim yazılarımdan dolayı beni teşekkür için aramıştı. Bu kadar insani bir davranışı bile o komplocu ve kirlenmiş zihinleriyle tuhaf yerlere çektiler...

        Sonrasında Mediha Hanım bana cezaevi sürecinde yanlış bulduğu noktaları, avukatların savunmalarıyla hemfikir olmadığını ve tahliyesine kendi yazdığı dilekçelerin sebep olduğunu anlattı. Derdi sadece içini dökmek ve gerçekleri söylemekti.

        Onun izniyle yazdığım yazı yayınlandığında emniyetten “bilgisine başvurmak için” çağırmışlar. Çıkışta telaşla aradı. “Neler oluyor? İddianame de yayınlandı. Ben kimsenin hapse girmesini istemiyorum, tek isteğim Gökmen’in çıkması” dedi.

        Ondan ve daha sonra basından öğrendiğim kadarıyla yazıda geçen bilgiler üzerine dava için yeniden ifadesine başvurulmuş Mediha Olgun’un. Bana söylediklerini teyit etmiş o ifadede.

        İDDİANAME HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUM?

        İLGİNÇ bir tesadüf, yazımın yayınlandığı gün Sözcü iddianamesi de yayınlandı. Aylardır üzerine çalışılan bir iddianamenin yayınlanmasını bile o yazıya bağlayanlar oldu!

        Başından beri bu davanın gidişatına ve tutuklamalara karşı çıkmış bir gazeteci olarak iddianameyi temelden yoksun ve inandırıcılıktan uzak buluyorum.

        Yeniden söylüyorum: Sözcü’ye FETÖ suçlaması yöneltmek FETÖ’ye bayram ettiriyor! Burak Akbay hakkında silahlı örgüt yöneticiliği ithamında bulunmayı da hiç doğru bulmuyorum.

        Ben bu davadaki tutuklamalara karşı çıkarken emniyetin Mediha Olgun’un yeniden ifadesine başvurması açıkçası içime bir kuşku düşürdü. Orada Olgun, avukatların doğru savunma yapmadığını anlatmak ve internet sitesinin asıl sorumlularının kendisine sahip çıkmadığını söylemek için birtakım açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalar yarın öbür gün başka tutuklulukların yolunu açarsa tam bir skandal olur!

        Bu davada yapılması gereken, Gökmen Ulu’nun tahliye edilmesi, başka isimlerin dava kapsamına alınması değil!

        KOMPLOCULAR, BENİ TAKİP EDECEKSENİZ İŞİNİZİ TAM YAPIN

        PAZARTESİ, yani o yazının yayınlandığı gün bir dava nedeniyle Çağlayan Adliyesi’nde Basın Savcısı Umut Tepe’ye ifade vermem gerekiyordu. Bu, çok önceden kararlaştırılmış bir tarihti, yanımda da gazetemizin avukatı Fatma Altınkaynak vardı.

        Altınkaynak, savcıya verdiğim ifadeye ve sonrasındaki sohbetimize şahittir. Daha sonra beni Çağlayan’da gören birileri hemen hikâyeyi yazdılar. Güya Sözcü davası için savcıyla görüşmeye gitmişim! Yahu başından beri bu tutukluluklara en büyük itirazı ben yaptım! Siz neyin derdindesiniz?

        Hayatımda Sözcü Gazetesi davasının savcısı Asım Ekren’i görmedim, konuşmadım, kendisini tanımam. Hatta ismini de Mediha Olgun’dan telefon konuşmalarımız sırasında öğrendim. Ancak o gün Savcı Umut Tepe’ye Sözcü davasıyla ilgili burada da yazdığım düşüncelerimi aktardım. Şayet Asım Ekren ile karşılaşsam ona da aynı şeyleri söylerdim...

        Ben liberal-demokrat bir yazarım. Sözcü’nün ideolojisine tamamen karşıyım. Birçok konudaki tavrını Almanya’daki aşırı sağcı AfD’den farksız buluyorum. Fakat Sözcü’nün iktidarı eleştirme hakkı ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunuyorum.

        Gerçek özgürlükçü ve gerçek demokrat olabilmek, kendinize hiç benzemeyenin, hatta size tamamen zıt olanın da hak ve özgürlüklerini savunmaktan geçer. Maalesef Türkiye’de bütün kesimlerin bu konuda problemi var.

        **************

        HALUK İPEK’TEN GELEN TELEFON

        ÇARŞAMBA günkü yazım üzerine AK Parti Amasya Milletvekili Haluk İpek aradı.

        Melih Gökçek’in düşmanı olmasının söz konusu olmadığını, bilakis 30 Mart 2014 seçimlerinde Melih Bey’in Ankara’yı yeniden kazanması için sonuna kadar çalıştığını, sabaha kadar genel merkezde oyların doğru bir şekilde sayılması için mücadele ettiğini söyledi.

        AK Parti içinde kimsenin birbirine düşman olamayacağını, hep birlikte 2019’a hazırlanmaları gerektiğini belirtti.

        Diğer Yazılar