Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın pazar günkü “yurtdışına mal ve para kaçıran işadamları” sitemi çok yanlış anlaşıldı ve “Türkiye serbest piyasadan kapalı ekonomiye dönüyor” gibi spekülasyonlara yol açtı. Bunun üzerine Erdoğan hemen şu çok yerinde ve isabetli açıklamayı yaptı:

        “Türkiye serbest piyasa ekonomisine sahip bir ülkedir. İsteyen herkesin yurtdışına parasını çıkarma hakkı vardır. Yurtdışından yatırımcı çekmenin yanında yurtdışına yatırım yapan da bir ülkeyiz. Benim söylediğim, ekonomik olarak da baskı altına alınmaya çalışıldığı şu dönemde yerli ve milli duruş sergilenmesi gerektiği. İşadamlarımız bugünlerde sahip çıkmayacaksa ne zaman sahip çıkacak?”

        Cumhurbaşkanı’nın parayı burada kazanıp yurtdışına çıkaran ve orada hayat kurmaya hazırlanan işadamlarına sitemini çok iyi anlıyorum. Türkiye olarak zor ve kuşatılmış bir dönemden geçiyoruz ama hâlâ bu ülke kadar kazançlı bir piyasa dünyada çok az. Bunu önemli ekonomistler de söylüyorlar. Öte yandan bırakın sermayenin kaçmasını, bilakis ülkemize daha çok sermaye ve servet sahibinin gelmesine ihtiyacımız var. Onun da formülü belli: Bir ülkede sermayeyi ne kadar rahatlatır, ona ne kadar güven verirseniz, o ülke o kadar çabuk zenginleşir. Nerede sermayeye güven verilmez, aksine hor görülür ve cezalandırılırsa o ülke yoksul ve perişan kalır. Sermayenin güvensizlik ortamı içinde olduğu ülke sefalete mahkûm olur.

        TÜRKİYE BİR FİNANS CENNETİ OLMALI

        Türkiye ve özellikle İstanbul, yatırımcılar için bir finans cenneti haline gelmek zorunda. Aksi halde Türkiye freni boşalmış kamyon gibi duvara çarpar ve AK Parti de iktidardan düşer. Bu ülkenin en büyük ihtiyaçlarından biri, dışarıdan servet ve sermaye transferi.

        İstanbul’u sadece Türk zenginlerinin değil, tüm bölge ve dünya zenginlerinin keyif ve hukuksal garanti içinde yaşadığı bir para santralı haline getirmek zorundayız. Bu ülkede para bollaşmadan faizler de istikrarlı bir şekilde düşmez ve işte bakın düşmüyor. “Faiz lobisi” olgusu şüphesiz bir Türkiye gerçeği. Ben bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a katılıyorum.

        BÜROKRATİK KAFAYLA BU İŞ OLMAZ

        Peki niye bu ülkede faizler düşmüyor? Neden faiz oranları çok yüksek? Türkiye’de para kıt olduğu için o yüksek faiz oranları ve devasa faiz gelirleri hâlâ kazanılıyor. Oysa gerçek bir finansal liberalleşme ve her türlü sermayeye hukuksal garantiyle tüm dünya zenginlerinin parası sığınacak liman olarak İstanbul’u görse ve piyasada para bollaşsa otomatik olarak zaten faizler düşecektir.

        Bir mal nerede bollaşırsa orada o malın fiyatı düşer. Faiz de paranın fiyatı. Türkiye bunu başarmak zorunda.

        PARA BULMANIN FORMÜLÜ

        Bürokrasi, vergiler ve regülasyon minimum hale gelirse Türkiye’ye dışarıdan servet ve para transferi akar. Ancak maalesef şu bürokratik ve devletçi kafayı hâlâ aşamıyoruz ve bu nedenle parasızlık çekiyoruz. Sermaye bu ülkede hâlâ kendini tam olarak rahat ve huzurlu hissetmiyor. Çünkü hâlâ bu ülkede bürokrasi çok, vergiler çok... Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konularda radikal devrimler yapması şart.

        Eğer bir ülkede hükümet her dakika vergi çıkarıyorsa ve bu vergileri tahsil etmek için de vatandaşının ümüğünü sıkıyorsa o ülkede ekonomik büyüme ve gelişme olmaz, olamaz. Daha çok bürokrasi ve daha çok vergi derseniz iş yapma durumunda olan ekonominizi zehirleyip onun güvenini sarsarsınız.

        Halbuki Türkiye bürokrasiyi, regülasyonu ve vergileri minimuma indirerek parayı ülkeye çekebilen ve müteşebbislerin önünü açan bir ülke olmak zorunda. Sermayenin kaçmaması ve ülkemizin zenginleşmesi için başka yol yok.

        *************

        BARZANİ CEPHESİNDE NELER OLUYOR?

        BİZDEKİ gündem makinesi öyle haşin ki, konuları büyük bir iştahla ve ardına bakmaksızın öğütüyor. Bundan 2 ay önce Barzani’nin referandumuyla yatıyor, Irak Kürt bölgesindeki gelişmelerle kalkıyorduk. Sonra sanki orası dünya üzerinden uçup gitti. Epey zamandır hiç kimsenin dönüp referandum sonrası yaşananlara bakmadığını fark ettim ve Erbil’deki kaynaklarımı aradım.

        Referandum öncesi süreçte de Mesud Barzani’nin görevini bırakacağını yazmıştım. Ancak o zaman hayali, galip olarak bırakıp kendini siyaset üstünde konumlandırmaktı. Tabii referandum sonrası gelişmeler bu beklentinin tam tersi yönde oldu. Mesud Barzani’nin 2018 başında görevi yeğeni Neçirvan Barzani’ye bırakması bekleniyor. Oğlu Masrur yerine bu kez Neçirvan’ın düşünülmesinin baş sebebi, Türkiye ile arasının iyi olması.

        REFERANDUM PİŞMANLIĞI

        Öğrendiğim kadarıyla Erbil açısından Türkiye’nin değeri referandumdan sonra iyice anlaşılmış. Artık Ankara’nın onayı olmadan hiçbir şey yapmama eğilimi olduğunu farklı kaynaklardan teyit ettim. Halkta da referandum konusunda pişmanlık varmış. Bu Barzani’nin desteğinin azaldığı anlamına gelmiyormuş ama kızgınlık ve hayal kırıklığı yaşıyorlarmış.

        TÜRKİYE’YE OLAN BAĞLILIK ARTMIŞ

        Şu aşamadaki beklenti, ocakta Türkiye ile uçuşların yeniden başlaması. Deprem felaketi gergin ortamı oldukça yumuşattı. Şimdi bölgeyi referandum sonrası terk eden Türkiyeli işadamlarının geri dönmesini bekliyorlar. Bu arada Barzani’ye yönelik bir hayal kırıklığı olsa da bölgede ondan daha çok Goran Hareketi güç kaybetmiş. Peşmergeyi yarı yolda bıraktığı ve Irak Ordusu ile anlaştığı düşünülen Celal Talabani’nin oğlu Pavel Talabani’nin desteğini önemli oranda yitirdiği birçok yerden iddia olarak kulağıma geldi.

        Kısacası, Irak Kürdistan bölgesinde referandumun ardından herkes Türkiye ile yeniden normalleşme bekliyor. Bir de Türkiye’ye karşı hareket etmenin bedelinin ne kadar ağır olduğu görülmüş ve Türkiye’ye olan bağlılık artmış gibi bir izlenim edindim.

        *************

        KILIÇDAROĞLU NE YAPIYOR?

        DÜN Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını dinlerken inanamadım. Kemal Bey alenen isim vererek A Haber ve ATV’yi hedef aldı. Bu yayın organlarını vatana ihanetle suçladı. Kanalın sahiplerine üç-dört defa vatan haini dedi. Sonra da “Ben senin boynuna neyi takacağımı çok iyi biliyorum” diye ekledi. Bu, çok açık tehdittir.

        Kemal Bey iktidara gelirse A Haber’in sahiplerini ve yöneticilerini asmayı mı düşünüyor? Bu sözlerin ülkenin dörtte birini oluşturan yaklaşık 20 milyon kişilik CHP tabanını, A Haber-ATV çalışanlarına karşı azmettirebileceğini düşünmüyor mu?

        Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözlerini geri alması gerekir. Aksi halde bundan böyle basın özgürlüğü üzerine söylediklerinde nasıl inandırıcı olabilir?

        Diğer Yazılar