Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “İLAHİ Komedya” adlı din karşıtı belgeseliyle tanınan şovmen Bill Maher haklıymış. “Kınamak yetmez”miş. Gün geçmiyor ki olaylar Fransa’da değil de Türkiye’de geçmiş gibi davranan ve Fransa’da olan hadiselerin bal gibi İslam olduğunu deklare eden birine rastlamayalım. Kendi kendisini sömürgeleştirmiş bir kara deliğe “vicdan” adını vermiş Türk oryantalistleri, Batılı liberal hegemonyaya “yandaşlık” etmek adına düzenli olarak ültimatom veriyorlar. Karşılarında kategorik Batı karşıtı yokmuş, hâlâ AB’ye girmeye çalışan bir hükümet varmış, ne gam. Türkiye solunun ulu hakanları Neo-Con tarzı “ılımlılık testi” için kolları sıvadı, karikatürleri gözümüze sokmak için gazetelerden, köşelerden yayınlamaya durdu. Bu tür mizahtan hoşlanmayı başaramazsak Paris saldırısından sorumlu tutulacağımızı buyuran Murdoch, sağlam ilham vermiş.

        Bir internet sitesi yetinmedi, “Evet, şiddetle reaksiyon gösterilemez. Ama eğer Dr. Gasbarri, ki benim dostumdur, anneme küfrederse kendisini bir yumruk bekler. Bu normaldir. Provokasyon yapmak, başkalarının inancına hakaret etmek doğru değildir” diyen Papa Fransuva’ya ciddi ciddi İncil dersi verip “Hıristiyanlık bu değil” ayarı çekti. “Papa din eğitimini imam hatipte mi aldı?” başlığı yılın “Kim en manasız yerden laf sokacak?” yarışında ipi göğüsledi.

        Sadece Papa da değil, Charlie Hebdo’nun kurucularından Roussel, 7 Ocak’taki saldırıda yaşamını yitiren derginin Genel Yayın Yönetmeni Stephane Charbonnier’i provokatif karikatürlerle kendisi dahil 12 kişinin ölümünden sorumlu tuttu. Fransa’nın kayda değer dergisi Le Monde Diplomatique’in yazarlarından Alain Gresh’in de aralarında olduğu bazı gazeteciler, günlük Le Monde Gazetesi’nin yorum sayfalarında, “Ben Charlie değilim” dediler. Gresh, “Ben asla Peygamber karikatürü yayımlamazdım. Bence bu sorumsuzluktur. Çünkü Fransa’da Müslümanların durumuyla ilgili eleştirilecek o kadar çok önemli şey varken toplumun bazı konularda en hassas, en zayıf, en yoksul kesimine saldırmak sorumsuzluktur” diyordu. Dergi, Gresh’i onaylarcasına Paris’teki yürüyüşü “dine sövgü hakkı”nın toplum tarafından onaylanması olarak yorumladığını ilan etti.

        Charlie Hebdo’nun uğradığı saldırıyı yeniden kınayalım, tamam, ama biz kınadık diye derginin arşivi ortadan yok olmuyor.

        Karikatürist Maurice Siné, 2 Temmuz 2008 tarihli sayıda, Fransa’nın eski sağcı Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin oğlu Jean Sarkozy ile ilgili şu ifadeyi kullandığı için kovulmuştu: “Yahudi ve Darty’nin kurucularının mirasçısı nişanlısıyla evlenmeden önce Yahudi olmak istediğini açıkladı. Bu ufaklık yolunu yapacak” (“işini biliyor” anlamında). C.Hebdo editörü Philippe Val, Siné’yi antisemitizmle suçlamıştı. Nasıl sıkı bir düşünce özgürlüğü(!) filtresiymiş ki, Yahudi topluluğunun bulundukları yerlerde zengin ve güçlü pozisyonlar edindiğine dair küçük bir istihzaya bile geçit yok.

        11 Eylül sonrası Beyaz Saray “Haçlı Seferi” olarak nitelediği savaşı başlatırken Türkiye solunun “yoldaşlar” ifadesini kullandığı C.Hebdo yazar-çizerleri, Afganistan işgaline gıklarını bile çıkarmadılar. Bunun yerine 2002 Haziran ayında (S.Charbonnier “Charb” ve Yayın Yönetmeni Philippe Val) ABD’yi eleştirdi diye Noam Chomsky’ye saldırdılar. “Yahudi olduğu için antisemitizm suçlamasından kurtulabileceğini zannederek İsrail’i eleştiren Yahudilerden biri” diye yazıyorlardı Chomsky için.

        2006’da İsrail, Lübnan’ı işgal ettiğinde dergide yine Philippe Val imzalı şu ifadeler vardı: “Yunanistan’ı geçince, demokratik dünya sona erer. Ortadoğu’nun ortasında tek bir istisna var: İsrail Devleti. Oradan Japonya’ya kadar başka da hiçbir şey yok.”

        Yine 2006’da İslam düşmanlığının fitilini ateşleyen etkenlerden biri olan ünlü 12’ler manifestosu da Charlie Hebdo’da yayınlandı. Manifesto “Faşizm, Nazizm ve Stalinizm’i yenmiş olan dünya, şimdi yeni bir küresel totalitarizmle karşı karşıya: İslamcılık” diye başlıyor ve ABD’nin Irak işgaline ağız dolusu destek vermekle iştigal ediyordu.

        Meseleyi din-inanç-inançsızlık ekseninden görürsek Hıristiyan ve seküler egemenlerin elinde tek milim temiz yer bulamayacağımızı görmezden gelerek, habire “İşte İslam bu” diye tempo tutanlara hatırlatma: Bu aşırı Charlie Hebdo sevecenliği de sol değil. Anti emperyalizm değil. Özgür düşünce bu değil.

        Diğer Yazılar