Ölüm tarzı
"YAŞAM tarzı" meselesi yeni Türkiye'nin en favori tartışma ve araştırma konularından biri. Dün çoğunluğun yaşam tarzı saygı görmüyordu, bugün daha azınlıkta olan bir oran yaşam tarzının tehdit altında olduğunu düşünüyor. Oysa, yaşam giderek yaşam tarzının tehdit edildiğini iddia edenlerin tarzına doğru seğirtiyor. "Dışarda yemek" muhafazakâr kesimin hızla sahiplendiği bir davranış kalıbı oldu. Beş yıldızlı otellerin sayısı artıyor.
Muhafazakârlığın kalesi olarak görülen Kayseri rock gruplarının konser verdiği bir şehre dönüşüyor, adım başı bir kişisel gelişim kursu, adım başı bir cafe-restaurant, gelsin dana carpaccio'lar gitsin kabak yatağında dinlendirilmiş kaşarlı mantarlar. Hatta alkolsüz şampanya diye bir şey bile var artık şu hayatta. Biraz imkânı, imtiyazı, parası ya da hevesi olanlar için yaşamın tarzı da keyfi de yerinde. Bilakis, bir baskı varsa, ölüm üzerinde var.
Çünkü ölüm, yaşamdan çok daha fazla giriyor "muhafazakârlığın", "dindarlığın" alanına. "Çoğunluk"tan daha farklı yaşamak isteyenler kendisine iyi kötü mecra bulurken, çoğunluktan daha farklı bir ölümü ölmek isteyenlere geçit yok.
★
Geçtiğimiz günlerde sıradışı şair Can Yücel'in, sıradışı anması sonrasında, sıradışı mezarına çok tanıdık bir refleksle çok banal bir saldırı söz konusu oldu. Mezarı başındakilerin mezara şarap dökmesini eleştiren AK Parti İlçe Başkanı'nın demecinin akabinde gerçekleşen olay, Can Yücel'in mezarına çiçek dışında bir şey konulmaması yolunda tabela dahi astırmış olan Yücel ailesini fazlasıyla üzdü.
Sanırım ilçe başkanının demecine yansıyan hassasiyet Can Yücel'den ziyade, onun kabir komşularının manen huzursuz olacağı endişesine matuftu. Bu endişe anlaşılabilir, zira takdir edersiniz ki, "ölümden sonraki hayat", ampirik bulgularla desteklenebilen rasyonel bir alan değil. İnançla kaim bir alan. Ve eminim ki, birçok kişi, daha yaşarken bile "ahirete" ait bir mekân olarak tasavvur ettiği müstakbel kabrinin yanı başında şaraplı anmaların icra edilmesi fikrini ürpertici bulur. Ancak hiçbir endişe, bir mezarlığı delik deşik etmeyi açıklanabilir kılmaz.
Bence sorun, bazı insanların dostlarını mezarlarına şarap dökerek anmak istemesinden daha büyük.
KREMATORYUM MESELESİ
Burada, herhangi bir semavi dine inanmayan insanların, ki hiç de az sayıda değiller, cenaze törenlerini vasiyetlerine uygun bir biçimde gerçekleştirememeleri gibi daha derin bir konu söz konusu. Ateistlerin kendi cesetleri hakkında bir tasarruflarının ya da söz haklarının hemen hemen olmayışı gibi bir sorun var.
Bizde hâlâ, ölenin bedeninin de töreninin de kamu malı sayılması gibi bir anlayış tedavülde. Ceset toplumun geleneklerinin ve inançlarının yansıdığı bir arayüz olarak adeta kamulaştırılıyor. İnancınız çoğunluğun inancıyla örtüşüyorsa bir sorun yok. Ama örtüşmüyorsa yaşarken ateist olduğunu ilan etmiş insanların bile cenaze namazı kılınıyor; cenaze takiyeye zorlanıyor.
Oysa kulun ahiret hayatını belirleyecek olan şey, o insanın yaşarken yapıp ettikleri, imanının ve ibadetinin kalitesidir. Ölünün arkasından okunan duaların ölen kişinin ahiret hayatını etkileyeceğine inanırız, ama bu, ölen "mümin" ise geçerlidir. İnançsız olduğunu açıklayan, ilan eden biri için, "Allah rahmet etsin" demek ya da cenaze namazını kılmak bildiğim kadarıyla dinen uygun değilken; müteveffa ateist için de anlamsız hatta istemeyeceği bir durumdur.
O halde bu faydasız ısrar kime ve neyedir?
Sözgelimi neden bu ülkede hâlâ bir krematoryum yoktur; "öldükten sonra yakılmak istediğini" belirtmiş olanların vasiyeti neden ısrarla yerine getirilmez, neden ölenin yakınları kaybettikleri şahsa son görevlerini yapamamanın acziyetine mahkûm edilir? İnançsız biri olarak yaşayan, bunu açıklama hakkı ve özgürlüğü bulunan kişi, neden öldükten sonra inancın kapsamı içine alınır, bir kere İslami açıdan böyle bir yetkimiz ve hakkımız var mıdır?
Bunlar "ileri demokrasi"lerin görmezden gelebileceği konular olmadığı gibi, fıkıh literatürünün içinden bakılarak yeniden teşrih edilmeyi hak eden konulardır diye düşünüyorum .
Kadir Geceniz mübarek olsun.