Mavi Marmara'ya ikinci hücum
MAVİ Marmara'dan Türkiye için azıcık moral üstünlük, İsrail için bolca siyasi zafer çıkaran Palmer Raporu'nun "dürüstlüğünden" bahisle başlayan bir tartışma var. Taraf Gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Mavi Marmara'dan fatih edasıyla döndüğünü iddia ettiği İHH Başkanı'nı özeleştiriye davet etmekle yetinirken, Ahmet Altan topu oradan alıp daha ileri bir noktaya sürükleyerek meseleyi Başbakan'ın "sultanlığı" benimsediği, gerçeklerle bağını kopardığı noktasına kadar getirdi. Dostoyevski'nin bir kahramanından yaptığı alıntıyla "Onun delirdiğini anlayamadıkları için kaba biri haline geldiğini düşünüyorlardı demesini bugünlerde çok sık hatırlıyorum. İktidarın 'sertliği' sandığımız şey başka bir şey mi acaba, diye düşünüyorum" diye yazdı. Kibarca Başbakan'ın delirdiğini ima etti (09.09.2011/Taraf).
Doğrusu, bu türden bir salvo, sandıktan çıkan iradeyi küçümsemek, halkın kendisini yönetemeyeceğine inanmak, sivil-askeri bürokrasinin devamından yana tutum almak gibi vasıfları bulunanlara bile nasip olmamıştı.
Mavi Marmara, İHH'nın icadı değildi, "Free Gazze" girişiminin bir parçasıydı. "Free Gazze" ise "sessizce" yardım götürmekle ilgilenmiyordu. Hem yardım götürmek, hem de Gazze ablukasının haksızlığı, vicdansızlığı konusunda dünyanın dikkatini çekmeyi ifade ediyordu. Sonu "Vay neden bu yardım işini sessiz sedasız yürütmediniz" manasına çıkan eleştiriler, eylemi anlamamış olmakla malul.
Ayrıca, kimse o gemiye ölmek için binmiş filan da değil. Arkadaşlarını kaybetmiş, hırpalanmış insanların ağzından dökülen kırık dökük "Arkadaşlarımız şehit olmuştur" tesellisinden onların "ölüm sevici" olduğu sonucunu çıkarmak "hükümetin de buna onay verdiğini", "bu arada elbirliğiyle ülkemizi zora soktuklarını" iddia etmek kaba ve kötücül bir manipülasyondur. Neden unutuluyor; bu gemi, İsraillilerin yaklaştığını anlayınca rotasını Mısır'a çevirmiş ve uluslararası sularda vurulmuş bir gemi. O anı yaşayan kişileri dinleme zahmetine katlananlar, İsrail askerlerinin karanlığın içinden zodyaklarla ve büyük bir gürültü eşliğinde güverteyi hedef alarak ateş ettiklerini biliyor.
Elbette, özeleştiri iyi bir şey, ama herkes yaptığı sürece.
İyilik yapma amacıya yola çıkan ve hayatını kaybeden insanlar Fransız, Japon, Yunan filan olsaydı onlara da bu kadar sert ve suçlayıcı bir edayla yüklenilir miydi, benim şüphem var. Öyle bir ihtimalde, "Saçmalamayın, yaptığınız katillerin yakasına yapışmak yerine, kurbanlara hesap sormak oluyor" diyenlerin tutumu, kendi canını feda etmeksizin başkalarının ölümüne "bravo capitano!" diye alkış tutan bir tıynetsizlikle özdeşleştirilir miydi, benim şüphem var.
Ayrıca merak ediyorum, hükümet Palmer Raporu sonrası bir yaptırım kalemi olarak bundan böyle Türkiye'nin Akdeniz'deki seyrüsefer haklarına sahip çıkacağını söylemeseydi ve bu durum "gaddar devlet" İsrail'i endişelendirmeseydi, böyle bir "Mavi Marmara" muhasebesine gerek görülür müydü?
Türkiye, Suriye'deki olaylarda muhaliflerin ezilmesine tavır koyarken, Baas rejiminin baskıcı tutumu karşısında taraf olurken Osmanlı sultanı gibi davranmış olmuyordu da, Gazze ablukası konusunda taraf olunca mı "Osmanlı mirasını" aşırı ciddiye alan işgüzar bir "sultan" gibi davranmış oldu?
Daha çok yakın bir zaman diliminde "Türkiye yanıbaşında bulunan ve hiç de etik olmayan bir Baas rejiminin varlığını nereye kadar tolere edebilir", "Türkiye Suriye'ye karşı sertleşmelidir" hatta hatta "Türkiye Suriye'ye girsin, muhalefet Türk bayrağı sallıyor" diyen liberal müdahale korosunun istediği yönde davranılsaydı misal, hükümet de "ABD her yere götürüyor, biraz da biz götürelim" gazına gelip Suriye'ye bir demokrasi müdahalesinde bulunsaydı Ahmet Altan yine aynı yazıyı yazar mıydı? Her istediklerini yapabileceklerini, kimsenin hesap sormayacağını düşünüyor bunlar, der miydi? Hiç sanmıyorum.
Bölgedeki otoriter rejimlerin, egemenliklerini zulümle, baskıyla idame ettiren sistemlerin suyu bir bir ısınıyor. Geç ya da güç, İsrail de bu değişimden nasibini alacak. Kendi halkını düşünüyorsa, almak zorunda.
Müslüman Ortadoğulu, Afrikalı halkların demokrasi taleplerini destekleyip, sıra on yıllardır aynı halklara hayatı dar etmiş siyonizm cenderesini esnetmeye çalışan politikalara gelince "Sultan mısın, otur oturduğun yerde" ayarını çekmeyi adaletin asgari tarifiyle bile yan yana koyamıyorum.