Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DAHA Amerikan Büyükelçiliği'ne yapılan saldırının şoku bile tazeydi ki, Türkiye-Suriye sınırında Cilvegözü'nde bomba yüklü bir aracın uzaktan kumandayla patlatılması haberi geldi. 14 kişi öldü. Allah'tan rahmet ve yakınları için de sabır diliyorum.

        Bu yazı yazıldığı saatlerde durum pek karışıktı. Başbakan, AB elçilerine verilen yemekte arabanın Türkiye'den Suriye'ye doğru gitmekte olduğunu, aracın yönünün ve detaylarının kamera kayıtlarıyla tespit edildiğini ifade etmişti. Ancak daha sonra Reyhanlı'ya giden bakanlar, ısrarla tam tersini iddia ettiler. Aracın uzaktan kumandayla patlatıldığının anlaşıldığı bu anlar itibarıyla da yönünün Suriye'den Türkiye'ye doğru olduğunu vurguladılar. Bu tuhaf bir çelişkiydi. Çünkü araç Türkiye'den Suriye'ye geçerken patladı ise, bombaların Türkiye'den yüklenip Suriye'ye geçirilirken kaza eseri patlamış olması ihtimalinin de değerlendirilmesi gerekirdi. Ama "Hayır, araçlar Suriye tarafından geliyordu" bilgisi kesin ise bu ihtimal elenirdi.

        MİT-İmralı görüşmelerinin ağırlık merkezini bile Suriye konusunun oluşturduğu düşünülürse, sorunların çözülmesini istemeyen yakın ve uzak odakların Türkiye'yi, Türkiye-Suriye sınırı üzerinden dövmek isteyeceklerini tahmin etmek güç değil. "Terörün finansmanının engellenmesine dair" bir yasayı daha demin yapmış bir Türkiye'nin kendi topraklarında yüklenen bombalarla patlayıveren araçla ilintilenmesi grotesk iştahları kabartacak cinsten. Bir süre daha, kaza mı, komplo mu ve "aracın gerçek yönü" tartışmaları yapılacak gibi görünüyor.

        Yeri gelmişken şu terörizmin finansmanını engelleme yasasına da değinmek lazım. Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele iddiasıyla kurulan BM Mali Eylem Görev Gücü'ne (FATF) çok daha önce üye olmuştu. Şimdi olan ise Mali Eylem Görev Gücü'nün himayesinde çıkarılmaya çalışılan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Yasa Tasarısı'nın TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmesi. Zira FATF'nin yasayı çıkarmak için verdiği süre dolmak üzere.

        KİME GÖRE TERÖR?

        Bir yandan BM'nin Güvenlik Konseyi'ndeki adil olmayan ölçüleri eleştiriyoruz, eleştirelim. Bir yandan önüne gelen Ricciardone'ye fırça atıyor, atsın. Ama bunlar olurken BM'nin "terörist" kabul ettiği, ama BM'nin terörist kabul ettiğini bundan kelli bizim de terörist olarak görmemizi dayatan bir yasayı çıkarmanın mantığı sorgulanmayacak mı, merak etmemek imkânsız. Zira bakın, yasa kesinleşirse BM sözleşmesi gereğince, ABD ve AB'nin terörist olarak ilan ettiği örgüt, grup, siyasi oluşum ve camialar Türkiye tarafından da terörist olarak görülecek ve kara listeye alınacaklar. Talep edildiği takdirde, bu kuruluşların mal varlıkları dondurulacak ve terörist ilan edilen kuruluşlar hakkında dava açılıp örgüt üyeliği cezası verilebilecek.

        Bir de tabii, "Yasayı çıkarmazsak FATF'den atılıyoruz, ama yasayı çıkarır da FATF'de kalırsak İsrail'in bu oluşuma dahil olmasını da engellemiş oluyoruz, çaktınız mı köfteyi?" tadında uyanık savunmalar geliyor ki, insanın şefkat duyası geliyor.

        Güvertesinde 9 şehit bıraktığımız Mavi Marmara'nın yükü dahil, Gazze'ye gönderilen ve orada çok büyük olasılıkla HAMAS'a tevdi edilen yardımlar bu yasayla beraber "terörizme kaynak sağlamak" kapsamına alınabilir, ne kadar farkındayız? Dahası vatandaşın üç Güneydoğulu çocuk okusun diye yaptığı yardımların hasbelkader herhangi bir PKK'lının eline geçmesi gibi olasılıklarda sözgelimi şirket sahibi bir hayırseverin mal varlığının dondurulması söz konusu olabiliyor bu tasarıya göre. Bu sözleşmenin diğer taraflarının yarın öbür gün, Suriye muhalefetini de toptan "terörist" ilan etmeyeceklerinin hiçbir garantisi yok. Şu anda sürsün istedikleri iç savaşı, daha sonra komşu ülkeleri savaş suçlusu ilan etmeye mazeret göstermeyeceklerinin, "Vay efendim biz biliyoruz, silah da gönderdiydin" yapmayacaklarının da bir garantisi yok. O takdirde bu "teröristlere" finansman ve kaynak sağlayanlar kim olacak?

        Aralarında MAZLUMDER, Akabe Vakfı, İHH, Özgür-Der, Uluslararası Hukukçular Birliği ve Yardımeli Derneği'nin de bulunduğu birçok STK'nın yasa tasarısına tepki göstermesinin bir anlamı var. Zira özellikle insani yardım temalı derneklerin çoğu, bir parmak şıklatmayla terörizme finans sağlamakla suçlanan illegal örgüt durumuna düşebileceklerinin farkındalar. Umarım TBMM Genel Kurulu da farkındadır.

        Diğer Yazılar