İyi dediniz, demokrasi 'her şeye rağmen' işliyor
DAHA önce CHP'ye oy vereceğini söyleyen ve gazete okurlarını da CHP'ye oy vermeye davet eden Şahin Alpay, "Çare Demokraside" başlıklı yazısında yine Başbakan ve çevresini kriminalize ederek şu sözleri sarf etmiş: "Gerçek şu ki, bu Başbakan'la hiçbirimiz güvende değiliz." (18.03.2014/Zaman)
Kazanırsa İstanbul'un 26 meydanında internet hizmeti vereceğini söyleyen Kadir Topbaş'ın partisini demokrasi dışı ilan edip seçim çalışmalarını boks müsabakalarıyla karıştıran Sarıgül'ü oylandırmayı düşünmek bir çelişki de olsa, herkesin dilediği partiye oy verme ve oy isteme hakkı var. Benim dikkatimi çeken, yazısının bir yerinde şecaat arz ederken adeta sirkatin söylemesi oldu.
Nasıl mı? Erdoğan'sız bir Türkiye hedefine varma hedefinin hâlâ imkansız olmadığını vaat etmek için sıraladığı gerçeklerle...
Şunları söylüyor Alpay:
"- Bu Başbakan, AKP 30 Mart'ta birinci parti olarak çıkacak olursa aklanmış olacağını söylüyor. Ne var ki, oyların yüzde 90'ını alsa da dosyalar ortadan kalkmayacak (...)
- Türkiye ilkel bir ülke değil, demokrasi iyi kötü işliyor.
- Erdoğan ve kliği bütün medyaya egemen değil.
- Muhalefet partileri, sivil toplum sesini yükseltiyor."
El hak doğru. Zira biz de bunları söylüyoruz.
Evet, güven kaybına rağmen soruşturmalar yargının normalleştirilmesi çabasına paralel olarak yürümektedir. Evet, demokrasi işlemektedir. Evet, Türk medyasının % 60'ı muhaliftir, sürekli Erdoğan ve hükümet eleştirisi yapmanın mümkünlüğü, aynı zamanda demokratik muhalefetin mümkünlüğüdür.
Evet ülkede sivil toplum vardır, her dem sesini yükseltmektedir. Ülkemiz bir gösteri ve protesto cenneti haline gelmiştir hatta. Gruplar, kesimler, odalar, dernekler kurallara uydukları sürece olaysız toplanıp dağılabilmektedirler. Ancak sadece olay çıkan gösteriler haber olabildiği için, bu doğru orantı gereği bir ses duyurma biçimi olarak usulsüz gösteri, bir kendini ifade etme aracı olarak kamu bina ve araçlarına zarar verme ve kelle isteyip Başbakan devirme taleplerine evrilme neredeyse rutine binmiş durumdadır.
Gelgelelim, demokrasi seçilmiş bir iktidarın vesayet çabası açığa çıkmış oluşumlara ve sokak vandalizmine boyun eğmesini icbar eden bir tarife indirgenemez.
Yönetimin her safhasının katılımcı demokrasinin esaslarına uygun bir şekilde dizaynı gerekmektedir evet ama bu, bir ülkenin yargı klikleriyle ve sokak hareketleriyle yönetileceği anlamına gelmez.
Ayrıca bunu diyen şunu da demek durumundadır: Yolsuzluktan çok seçilmişleri muhasara altına almakla ilgilenen güvenlik, yargı, sokak, sermaye işbirliğinin saldırgan kuşatmasına rağmen sadece sandığı ve seçimleri işaret eden bir başbakan, demokrasinin referanslarıyla direnen bir başbakandır hâlâ. Kuşatmayı yapanların da kabul ettiği şekilde, bütün saldırılara rağmen işleyen bir demokrasi vardır ve muarızlarının tarihe geçme nedeni de, tarih tarafından affedilemeyecek oluşu da bu yüzden olacaktır.
Bu arada, miting meydanlarının dolup taşması da bundan. Biliyorum, "Demokrasi sandıktan ibaret değil" diyeceksiniz. "Çoğunlukçu anlayış" diye burun büküp Türkiye'nin tarihsel tecrübelerini, siyasi-sosyal hafızasını yok sayacaksınız.
Birbiri ardına "Erdoğan'ın düşüşü", "Erdoğan'ın sonu" diye makaleler patlatan liberal Batılı demokrat akıl hocalarını italiklemeye doymayacaksınız. O halde size ABD'den örnek verip New York Times yazarı Thomas Friedman'ın "dramını" hatırlatayım.
Gezi olayları sırasında Türkiye'ye bolca tariz ve taarruzda bulunmuş olan Friedman, ABD'de Ekim 2013'teki bütçe krizi patlak verince bugün Türkiye'de benim diyen "yandaş"ın sarf edemeyeceği şu cümlelerle haykırmıştı: "Obama'yı beğenmeyenler, önce sandıktan çoğunluk olarak çıkıp gelsinler. Çoğunluk kimse o yönetir. Çoğunluk olunca istediklerini yaparlar..." Obama da az değildi doğrusu: "Çoğunluk iradesini esir almanıza müsaade etmem. Tehditlerinize pabuç bırakmam, şantajlarınıza boyun eğmem. Sizinle pazarlığa oturmamı bekliyorsanız, çok beklersiniz. Bu maskaralığa derhal son verin."
Ne dersiniz? Obama da mı diktatör? Yoksa özgüveniniz "Bu iş hele bir bitsin sıra ona da gelecek" noktasına kadar yükseldi mi?
Öyleyse şaşırmam. Bu coğrafyanın kaderidir. Bizim buralarda liderler kimin özgüvenini yükseltmişse onun tarafından boğazlanma girişimine maruz bırakılır, sonra da "diktatörleşme" yaftasıyla sınanırlar.