Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        LİCE'deki olaylarda hayatını kaybeden bir göstericinin cenazesi dört dörtlük bir bayrak provokasyonunun sahnelenmesine zemin hazırladı. Diyarbakır'daki cenaze sonrasında gösterici gruplar arasından yüzü kapalı bir kişi, 2'nci Hava Kuvvet Komutanlığı'na ait Kuzey Nizamiyesi bölgesinde bir bayrak direğine tırmanarak Türk bayrağını gönderden aldı. Çocukların ve kadınların da bulunduğu protestocu kalabalık eşliğinde böyle bir eylemin yapılmasının tek anlamı var: Silahlı Kuvvetler'i silah kullanmaya doğru kışkırtmak, muhtemeldir ki yaşı bir hayli genç olan "bayrak indiren"in ve mümkünse kalabalıktan birkaç kişinin ölümünü sağlamak.

        Nitekim, bu olay kitleleri çok başka bir yerde, Giresun'da bir okulda yaşanabilecek felaketin eşiğine kadar getirdi.

        Bayrak üzerindeki hilal ve yıldız, sadece Türk ulusunu temsil etmiyor. Bölgedeki pek çok İslam ülkesinin bayrağında aynı sembollere rastlarsınız. Bayrağa yapılan saygısızlığın öfke uyandırması kadar normal bir şey olamaz. Ancak öfkelenirken bütün bunları hesaplayanın öfkemizden bir sonuç doğmasını sağlama amacını güttüğünü göze alarak davranmak zorundayız.

        Göz ardı etmeyelim:

        Rahatsızlığın başlaması, dağa çıkarılan evlatlarını geri isteyen annelerin ezber bozan direnişinden sonra ve İmralı'dan gelen son haberlerin akabinde söz konusu oldu.

        Öcalan, barış sürecini tesis etme işinin siyasi heyetlerin karşılıklı görüşmesi aşamasına geldiğini müjdelemişti.

        Bunun anlamı şuydu: Artık komutanlar devre dışı.

        İki tarafta da sorunu silahla ve savaşarak çözmeye alışmış olanlar var.

        Ama şu da var: Türkiye, asker-sivil ilişkilerinin dengeye kavuşması yolunda ciddi mesafe aldı. Devleti yöneten, seçimden en yüksek oyu almış olan partinin kurduğu hükümettir, nokta. TSK artık ona bağlı. Herhangi bir sürpriz olmazsa -böyle diyorum, çünkü emin olamayız- barış sürecini istiskal edecek türde bir askeri inisiyatifi devreye girmez. Amacı aşan söylemler ve ayarı kaçan dil dışında oradan bir suiistimal beklenmiyor.

        Lakin meselenin Kürtler, Kürt siyasi hareketi ve örgüt cephesindeki karşılığı daha karışık.

        Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve İmralı'nın yaptığı müzakere ve barış süreci; Kürt silahlı hareketinin geri çekilmesini, barışçıl siyasi birimlerin ise öne çıkmasını sağlamaya yönelik. PKK ve destekçileri silahı bırakacak ve önerilerini, taleplerini barışçıl ve silahsız biçimde sadece demokratik siyasetin imkânlarıyla savunacak. Devlet de artık "Kürt'üm, Kürt kalmak istiyorum", "Özerklik istiyorum", "Otonom bölge istiyorum" diyeni cezaevine atmayacak. Bu arada isteyen her istediğini alabilir diye de bir şey yok, dolayısıyla istedim vermediniz diye silaha sarılmak da yok. Herhangi bir gizli ajanda filan yok, barış süreci bu dinamik üzerinde duruyor.

        Silah olmayınca savaş, savaş olmayınca "savaşan kademe" akim kalacak. Kandil bunu görüyor. KCK yapılanmasının Kandil'e bağlı unsurları bunu görüyor. Bu yüzden "savaş değil siyaset" öneren İmralı'nın Kürtler üzerindeki tesirini bloke etmeye çalışıyorlar. Tabii bunu Kürt kamuoyunun gözünde madara olmadan yapmaları için üstü kapalı yapmaları gerekiyor. Duran Kalkan'ın "Lice olayları iyi oldu, böylece Başbakan, Öcalan'a yalvarmak zorunda kaldı" ifadesi tam da böyle bir psikolojik harekât çalışması. Bayrak provokasyonunda Türklerin bayrak sevgisini manivela olarak kullanmak isteyenler, bu türden ifadelerle de başbakanlık mevkiinin doğal olarak sahip olması gereken onuru manivela olarak kullanmayı amaçlıyor.

        Anahtar kelime "siyaset". Çünkü barışın anahtarı "siyaset". Ve siyaset konuşmaya başladığında silahlar susar. Silahı olan adama da susmak düşer. Hiç durmadan konuşmak, karıştırmak, yıkmak isteyenler ise imkânlarından vazgeçmek istemiyorlar. Barış sürecini bitiren taraf olma yükünü kaldıramayacakları için de devleti, süreci bitirmeye icbar edecek provokasyonların içine çekiyorlar. En büyük kozları tahammülsüzlük, tedbirsizlik gibi hasletlerimiz, yanlış istihbarat iletimi, yanlış koordinasyon, yanlış analiz gibi zaaflarımız ve barışı istiyormuş gibi görünürken tam tersi yönde çalışan gizlenmiş, sinmiş hücreler.

        Kimse barış kolay olacak demedi.

        Bayrağımızda tecessüm eden onurumuzu koruyalım, ama onurumuzun barışa karşı olanların kullandığı bir piyon olmasına da izin vermeyelim.

        Diğer Yazılar