Öne Çıkanlar
Son Dakika
20.11.2017 - 07:04 | Güncelleme:

Hangisine inanalım: Söylenen değerlere mi yaşanan pratiklere mi?

 

DAHA önce bir vesileyle kısaca değinmiştim. Birey ahlakı ve değerler konusunda yapılan bazı araştırmalardan hareketle, genelde toplumsal alanda, özelde ise siyaset alanında iki tür ayrışma olduğu söylenebilir.

Bu ayrışmadan ilki, bireyin idealize ettiği değerlerini kişisel hayatına yansıtmamasıdır. Bu durumda, bireyin değerleriyle pratiği ayrışır. Mesela biri Atatürk’ün ölüm yıldönümünü andığı zaman onu suçlamak, kendisi andığı zaman ayrıcalık hissetmek, üstünlük duygusuna kapılmak. Aynı konuda muhalefette ayrı, iktidarda ayrı tutum içinde olmak siyaset alanında görülen yaygın bir ayrışma örneğidir.

İkinci ayrışma ise bireyin kişisel hayatı ile sosyal hayatı arasında yaşanıyor. Bireyin sahip olduğu beşeri ve ahlaki değerleri sosyal hayatına farklı şekilde yansıyor. Başka bir deyişle, aynı birey kendi şahsi hayatında farklı yaşarken, cemiyet hayatında veya siyasi hayatında farklı yaşıyor. Mesela, kişisel olarak Atatürk’ü sevmeyen birinin, toplum içinde Atatürk’ün ölüm yıldönümünü anması gibi. Siyaset alanında kendi uzmanı olduğu konuda doğru ve haklı bulduğu siyasi rakibinin çözüm önerilerine kendi partisi karşı çıktığı için itiraz ediyor olmak (veya doğru bulmadığı parti politikasını yakın çevresinde eleştirirken halka propaganda etmek) böyle bir durumdur.

Bireyin fikri ile zikrinin farklılaşması onun kendi iç tutarlılığıyla, ikinci tür farklılaşma ise onun dış tutarlılığıyla ilgilidir.

Şimdi bu noktada sormak gerekiyor: Ahlak ve değerlerin, birey ve toplum hayatına yansıma şekillerinin ayrışması kabul edilebilir mi? Eğer öyleyse hangi durumlarda bu ayrışma meşru olur? Bunun sınırı var mıdır? Mesela, iktidarın gücü, bireysel veya ideolojik çıkarlar, kişisel başarı duygusu, bireylerin ahlak ve değerlerinin pratiğe yansımaması (veya farklı alanlarda farklı şekillerde hayat bulması) için haklı bir gerekçe oluşturur mu?

Soruyu tersinden soralım: Bir partinin veya ideolojinin oluşturduğu kimlik, güç sahibi olmak veya iktidarı koruma çabası, onun duruşunu değiştirmeli veya ahlaki değerlerinden uzaklaştırmalı mı? Yoksa bütün bunlar bir yozlaşma ve hatta çürüme işareti midir?

HZ. ÖMER VE HZ. ALİ’DEN ÖRNEKLER

Şam valisi olan Muaviye, bir gün Halife Hz. Ömer’den deniz aşırı fetihler için izin ister. Hz. Ömer fethedilen toprakların çok dinli, çok kültürlü yapısının ortaya koyduğu zihni ve tecrübi birikimin, İslam’ın özgün niteliğini tehdit ettiğini düşünmektedir. O dönemde, İslam’ın maslahata değil, daha çok akla ve nakle dayanan saf inanç ve ahlakının, askeri üstünlük sağladıkları Helen ve İran medeniyetlerinin muharref inançları ve kurumsal tecrübeleriyle kirlenmesi tehlikesini görür. Muaviye’ye yeni fetihler için izin vermez. Gerekçesi, zaten aşırı derecede genişlemiş olan İslam dünyasının o aşamada, fethedilmiş toprakların ve kültürlerin sindirilmesine öncelik verilmesidir.

Hz. Ali’nin hayatında buna benzer çok örnek bulunabilir. Hz. Ali’nin bir savaş esnasında düşmanını yere düşürüp tam öldürecekken, düşmanının yüzüne tükürmesi nedeniyle hamle yapmaktan vazgeçmesi, herkesin bildiği bir olaydır: Biraz önce seninle Allah rızası savaşıyordum, yüzüme tükürünce öfkelendim ve araya nefsim girdi.

Gerçekliğinden emin değilim, ama ayet-i kerimeye (Nisa, 4/102) uygun bir tavır olması nedeniyle Hz. Ali’ye atfedilen bir örnek olayı aktaracağım: Hz. Ali’nin bir kaleyi kuşatma esnasında, komutandan askeri ikiye bölmesini ve bir kısmı savaşırken, diğerlerinin vaktinde namazlarını kılmalarını ister. Kale düşmek üzeredir. İslam ordusu biraz daha yüklense zafer kazanılacaktır. Ama namaz vakti de geçmek üzeredir. Komutan itiraz ederek biraz daha beklemeyi teklif eder. Hayatı boyunca hiçbir siyasi oyun ve hile ile inanç ve ahlakını kirletmeyen Hz. Ali, öfkelenir ve “Uğruna savaştığımız değerleri terk ederek mi zafere ulaşacağız?” der.

Aynı şekilde, Hz. Ali’nin görevlendirdiği valilere yazdığı bütün mektuplarda ve şüphesiz Malik b. Haris el-Eşter’e yazdıklarında İslam ahlak ve inancına bağlı kalmayı vurguladığı görülür. Sanki ileride ortaya çıkabilecek siyasi sorunları ve yanlış yönetim uygulamalarını sezmiş ve özgün İslam siyaset düşüncesinin hayata geçirilmesinde ısrar etmiştir.

Gerçekte güç ile ahlak her zaman mücadele halindedir. Çünkü erdemli bir toplum yaratma sürecinin, yani öznesi akıl, bilgi ve ahlak olan siyasetin nesnesi de güç olur. Sayın Davutoğlu’nun yeni kitabında (Duruş: Gençlerle Yüz Yüze, Küre Yayınları) dediği gibi, ahlaki özünü kaybetmiş güç, kendisini kullandığını zanneden özneyi esir alır ve gücün nesnesi haline dönüştürür.

Böyle bir durumda biz hangisine inanacağız? Söylenen değerlere (nesneleşmiş ahlaka) mi, yoksa siyasetin pratiğine (özne haline gelmiş güce) mi?

ATATÜRK ÜZERİNDEN NORMALLEŞME

Bugüne kadar İslami değerler üzerinden dava tanımlaması yapan ve kendisini Kemalist ideolojiye karşı konumlandıran AK Parti’nin, 10 Kasım’da izlediği Atatürkçü politikayı yazacaktım. Ama maalesef konuyu yazacak yerim kalmadı.

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 20 Kasım 2017 Pazartesi 14:41
    :disappointed::disappointed::disappointed:
  • Misafir 20 Kasım 2017 Pazartesi 12:38
    Milli Eğitim Bakanlığı zamanınızda bu değerleri yerleştirememe sebebiniz nedir? Niçin başarılı olunamadı?
  • Misafir 20 Kasım 2017 Pazartesi 12:14
    Yazmadan da anlaşıldı hocam,kalemine Allah güç versin.
  • Misafir 20 Kasım 2017 Pazartesi 09:59
    Güzel bir yazı olmuş kaleminize sağlık. Bu değerleri tekrar kazamak için nereden başlamalıyız...Neyi eksik yapıyoruz ya da yapamıyoruz
  • Misafir 20 Kasım 2017 Pazartesi 09:02
    Sayın Dinçer Hocam, Kaleminize sağlık. Uğruna savaştığımız değerleri bir kenara iterek zafere ulaşılamaz. Maalesefe günümüz Müslümanları bunu gözardı etti. Günümüzün en büyük hastalığı, doğruyu bilirim ve onaylarım, ama yanlışı da yapmaya devam derim yaklaşımıdır. Saygılarımla. Prof. Dr. Selçuk UYGUN
Kalan karakter : 2000
Hava Durumu
Salı 18 MPH 16°
Kısmen Güneşli