• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Pırıl Güleşçi Arıkonmaz

Pırıl Güleşçi Arıkonmaz

[javascript protected email address]

‘Ben bir müzeyim’

04 Şubat 2012 Cumartesi, 13:21:01

“Sanat müzeleri bina ya da mülkiyet ilişkisi şeklinde algılanıyor, benim içinse öncelikle bir fikir. Fikirler de, yapıları itibarıyla ölü doğmak ve sıkıcı olmak zorunda değiller” diyor Genco Gülan. Sanatçı, dünyanın ilk ‘Yaşayan Sanat Müzesi’ olmak gibi çok şahsi bir manifestoyla karşımızda...

Gülan Atina, New York, Paris gibi pek çok şehirde farklı şekillere giren yapıt, mekân ve proje ile “Sanat Müzesi” başlıklı serisinin 1997 yılından bugüne devam ettiğini söylüyor. 17 Ocak’ta açılan yeni sergisini ise Avrupa’nın müzeler başkenti olan Berlin’de gerçekleştiriyor. Galeri Artist’teki “Ich bin ein Museum” başlıklı sergi açılışına gidenler, sanatçının göğsünün tam ortasına dövme yaptırışına şahit oluyor. Sanılanın aksine sanatçı olmanın da acı verici birçok yönü olduğunu düşünen Genco, canının çok yandığını itiraf ettiği dövmenin yapılış sürecine izleyiciyi de ortak etmek istiyor. Aslında vücuduna yaptırmak istediği dövme motifi olan “koi fish”i galerinin duvarına çizerken, “museum” yazısını ise bedeninde kullanıyor. Bu hiç de kolayca verilecek bir karar değil; keza yapılan dövmeyle olan birliktelik ölünceye kadar sürüyor. “Museum” dövmesini ağır bir sorumluluk olarak nitelendiren sanatçı, Tim Ulrich’in “yaşayan sanat yapıtı”na referansla açıkladığı manifestoyla adını sanat tarihine yazdırdığını söylüyor. “Yaşayan Sanat Müzesi İstanbul’a geldi ve işte burada, tam karşındayım” diyor Genco sohbetimize başlarken. “Müze serisinin nasıl devam edeceğini henüz planlamadım. Ama kahve içerken bile iki kez düşündüğüme göre, ‘Yaşayan Sanat Müzesi’ evrilerek sürecek. Çünkü yaşayan bir müze artık bir müze gibi davranmak zorunda. Yaşamımda bariz değişiklikler olmayacak, tutarlılıklar devam edecek ve çevreme ilham vermeye devam edeceğim.”

MÜZE KAVRAMI HER YERDE

Genco’nun dövmeli performansı eşliğinde gerçekleştirdiği sergisinde yer alan işlerin her biri mekâna ve bulunduğu şehir Berlin’e özel olarak üretilmiş. Galerinin girişinde Hitler’in Kavgam isimli yasak kitabı, yarısı kesik halde izleyiciyi karşılıyor. Sergi, “museum tattoo shop”, “Ben bir müzeyim” ve “masal odası” adlı üç bölümden meydana geliyor. Sanatçı, sergiye ismini veren odadan başlıyor anlatmaya: “Kennedy’nin söylediği gibi ‘Ben bir Berlinli’yim’ yerine ‘Ben bir müzeyim’ diyerek aslında bir çeşit hemşerilik kurmaya çalışıyorum.

Berlin şehrinin ismi ‘bataklık’tan geliyor. Galerinin ortasına bataklığı anımsatan, çamurla yaptığım yerleştirmede sekizgen Berlin haritasını yeniden çizdim. Ortasına koyduğum çamura batmış heykelin ise sadece kafası görünüyor. Burada, yaşlı Avrupa’nın günümüzdeki kültürel çöküşünü eleştirirken bir yandan da Berlin’in küresel ısınmadan ilk etkilenecek şehirlerden biri olacağını hatırlatmaya çalıştım. Duvara da internetten topladığım ve kartpostal ebatlarında bastırdığım müze resimleriyle adımı yazdım. Sanatçı olarak beni meydana getiren kültür birikimi bu müzelerden nasıl oluştuysa, bu müzeler de biz sanatçıların yapıtlarından oluştu.” Gülan, konuşma arasında Pergamon Müzesi’ne atfettiği önemi anlatırken, sergide direkt bir gönderme yapmamaya çalıştığının da altını çiziyor.

“Masal odasında da daha öznel, renkli, hatta çocuksu diyebileceğimiz anlatılar paylaştım. Örneğin ‘Rapunzel’ adlı çalışmamda rengârenk baş örtüleri kullandım. Ay yıldızlı formayı bir resim çerçevesine giydirmeye çalıştığım işimde ise Türk pasaportlu milli bir sanatçı olmama ve bu durumun açmazlarına değindim. Yağlıboya tabloya gerçek çam ağacı monte ettiğim ‘Hansel ve Gretel’ adlı çalışmamda şeker evin yerini şirin bir müze binası alıyor.“ Genco Gülan’ın yaptırdığı “museum” dövmesi üzerinden “müze-sanatçı” ilişkisini gözden geçirmenin tam vakti diye düşünürken, müzenin bir sanatçıya ne ifade ettiğini soruyorum. Gombrich’ten bir alıntıyla sorumu yanıtlıyor: “Sanat diye bir şey yoktur aslında. Yalnızca sanatçılar vardır.’ Tabii ki sektörde birçok farklı aktör var, fakat sonuçta yapıta biz imza atıyoruz. Yani aslında müzeler de yok ve yalnızca biz sanatçılar varız.“

Diğer Yazıları

Pera'da Goya sergisi

  • Yayın Tarihi: 26/05/12 11:06
  • [javascript protected email address]
İspanyol ressam Francisco de Goya (1746-1828), yağlıboya ve gravürlerinin yer aldığı kapsamlı bir seçkiyle Pera Müzesi'nde yer alıyor. Küratörlüğünü Marisa Oropesa ile Maria Toral'nın yaptığı bu sergi, İtalya ve İspanya'nın önemli müze ve özel...
Devamını Oku

Hareketli bir gün

  • Yayın Tarihi: 12/05/12 13:54
  • [javascript protected email address]
GEÇTİĞİMİZ perşembe, İstanbul'da oldukça hareketli bir sanat trafiği vardı. Aynı günde açılışı yapılan 10'dan fazla sergiye ek olarak, 2 yeni galerinin de kapılarını o gün açmaları ilginç bir tesadüftü. Perşembe günleri İstanbul Modern'e ücretsiz...
Devamını Oku

Sotheby's'in ardından

  • Yayın Tarihi: 05/05/12 11:48
  • [javascript protected email address]
Geçtiğimiz hafta Londra'da gerçekleşen Sotheby's "Çağdaş Türk Sanatı Müzayedesi", özellikle İstanbul sanat sahnesi aktörlerinin en çok konuştuğu konulardan biriydi. Benim de internet üzerinden canlı olarak izlediğim bu müzayedenin sanat dünyamız için...
Devamını Oku

Nevin Aladağ'dan toplumsal kodlar

  • Yayın Tarihi: 28/04/12 10:55
  • [javascript protected email address]
Yaşamını Berlin'de sürdüren Nevin Aladağ, daha önce Türkiye'de görülmemiş çalışmalarıyla Rampa ve Arter'de yer alıyor. Sanatçının Rampa'daki kapsamlı sergisinde farklı disiplinlerdeki üretimleri bir araya gelirken, Arter'de de cinsiyetin performatif...
Devamını Oku

Tamamen organik bir sergi

  • Yayın Tarihi: 21/04/12 11:12
  • [javascript protected email address]
Bir zamanlar canlı bir hayvanın sindirim sisteminin en önemli parçası olan bağırsaklar Öznur Enes'in sergisinde görsel bir şölene dönüşürken, malzemenin itici yönü de sanatçının işleri ele alış şekliyle alaşağı ediliyor. Koku ise bu estetik sunum...
Devamını Oku
Tüm Yazıları