ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
30 Ocak 2017 Pazartesi, 09:20:04 Güncelleme:09:34:14

4 farklı mekân, 4 farklı mutfak

 

SON günlerde İstanbul’da kimisi yeni açılan kimisiyse bana yeni bir deneyim yaşatan birkaç farklı mekâna gittim. Buyurun bu mekânlardan izlenimlerime...

 

Vakko Patisserie Petit Four

Akmerkez’in kabuk değişimi bitmek bilmiyor. Bu süreçte Etiler kapısı tarafına birbiri ardına açılan kafe ve restoranlara bir yenisi daha eklendi: ‘Vakko Patisserie Petit Four’.

Pastane diye beklerken resmen bir kafeyle karşılaştım. Hem de ne kafe! Kişlerden makarnalara, salatalardan tatlılara kadar uzanan rafine bir mönüsü, sattığına hâkim personeli, geniş bir şampanya barı, şık bir de bahçesi olan bir kafe.

Fonda Joe Dassin, Charles Aznavour ve Catherine Deneuve gibi sanatçıların şansonlarının çaldığı mekân patron Cem Hakko’nun en büyük hayallerinden biriymiş yıllardır.

Fransa’nın mükemmellik göstergesi ‘Meilleur Ouvrier de France Patissier’ unvanına sahip Philippe Chatelain danışmanlığında, şef Ghislain Gaille’nin elinden çıkıyor tüm tatlılar. Mönüdeki diğer lezzetler şef Anthony Baudet’ye, İtalya’da kavrulan kahvelerse barista Steve Salomoni’ye emanet.

Her şey güzel. Söylenecek tek söz kapalı alandaki çok geniş koltuklar ve büyük masalar! Bunun yerine Fransız kafelerinde olduğu gibi yuvarlak masalar ve küçük iskemleler yerleştirilirse çok daha fazla müşteri sigara içilmeyen salonda oturabilir.

 

Bahçe Ocakbaşı

O mazbut mahalle havasından çıkıp da hem yapılaşma hem de sosyal hayat açısından adeta bir Manhattan havasına bürünen Ataşehir’deki ‘Bahçe Ocakbaşı’na gittim geçenlerde.

Eski Ataşehir’in merkezindeki mekânın hikâyesi oldukça ilginç.

Mutfağa ilgisi çok küçük yaşlarda başlayan Gülfem Gemici Küçükay, liseyi meslek lisesinin Gıda Teknolojileri bölümünde bitirir. Lisans eğitimini de Gastronomi ve Mutfak Sanatları üzerine yapar.

Pek çok otel ve restoranda çalıştıktan sonra rahatsızlığını duyduğu ‘ocakbaşı muhabbetini yalnızca erkekler yapar’ algısını değiştirmeye karar verir.

Hemcinslerinin de rahatlıkla kadın kadına oturup kebap yiyebileceği bir mekân yaratmak ister. Bunu yapmaya da ilk olarak babasının 20 küsur yıldır işlettiği çay bahçesini ocakbaşına çevirmekle başlar.

Küçükay’ın kebapçısında ne yediysem memnun kaldım. Ancak mekânın ısıtma sorununa bir çözüm bulmaları lazım.

 

Orange Restaurant

HAZIR Ataşehir’e gitmişken semtin ilk ve en eski otellerinden İstanbul Marriott Hotel Asia’ya da uğrayayım dedım. Otelin restoranı ‘Orange’a yıllar önce bir kere gitmiş, oldukça da memnun kalmıştım.

Bir tatlı yiyip kahve içmek niyetiyle gittiğim restoranın mönüsünde çok sevdiğim çorbalardan olan Gaziantep’in Şıveydiz çorbasını görünce verdim siparişini.

Çorba yine tam layığıylaydı. Bir otel restoranı olmasına rağmen hem mahallelinin hem de plazalardaki onca beyaz yakalının hâlâ tercihi olması restoranın başarısı. Bunda kemikleşmiş personelinin, lezzetli ve bol çeşitli mutfağının etkisi büyük.

Her gün gitse yiyecek farklı bir şey bulur insan burada. Çokuluslu mönüsünde Meksika’nın mango salatası da, Türkiye’nin incirli sumaklı mezesi de, İtalya’nın cioppino çorbası da, Amerika’nın hot chocolate cheesecake’i de var...

 

La Trottoria

EATALY İstanbul, hem geleneksel İtalyan mutfağını hem de Türkiye’ye ait yerel yemek kültürlerini desteklemeyi sürdürüyor. Geçen sene pop-up restoran uygulamaları kapsamında Malatya’nın dünyaca ünlü lokantası Cercis Paşa Konağı’na ev sahipliği yapmıştı mekân.

Şimdi aynı yerde kendi doğduğu toprakların yöresel lezzetlerini misafirleriyle buluşturuyor. Şef Claudio Chinali, İtalya’nın geleneksel ve karakteristik lezzetlerini bir aile lokantası kıvamında La Trattoria’ya taşıdı. Acayip keyifli, minicik bir lokanta olmuş. İster açık mutfakta şefle muhabbet ederek, isterse birkaç masalı salonunda lezzetli, keyifli ve ekonomik bir yemek yiyebilirsiniz.

Burası için de söyleyecek bir sözüm var: İnsanın gözünü alan güçlü spot ışıkları ile masa üstü aydınlatmaları.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Cuma22 MPH29°
Az Bulutlu