HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 11:00'den itibaren güncellenmektedir.
Umur Talu

Umur Talu

[javascript protected email address]

Müebbet!

19 Mart 2013 Salı, 09:43:04Güncelleme: 14:00:37

Kimin ne için, başına gelse… Müebbet, sonsuz ölümdür!

İsterse düşmanım başına.

Sanırım Savcı’nın anladığını hepimiz tam anlayamadık!

Örgüt”ün eylemleri ve varlığıyla ilgili ciddi sorun, ciddi eksiklik var.

Elemanlar”ın kiminin eylemleri, birçoğunun niyetleriyle ilgili kuşkum olmasa bile; demokrasiye hizmet etmesi beklenen dava, hakikate, hakkaniyete pek hizmet etmeyecek.

Nakıs delil üzerine hüküm, hele haksızlık üzerine adalet oturmaz.

Çürük çıkar, çürüğe çıkar!

Tabii, Anayasa’yı ihlal ve ilga etmiş, hükümeti ortadan kaldırmış her darbede “Anayasa’yı ihlal ve ilga”dan sehpa kuranlar, kamu çalışanlarını, üniversiteleri, sendikaları, partileri, bizatihi ordunun içini kazıyanlar ve kankaları; yani o kültürün o vakitler belki daha genç, sonra daha olgun meyveleri nasıl bir ilke ile bunları tartışır, o ayrı mesele.

Yine de bu “örgüt” meselesi, titiz muhasebe, muhakeme gerektiriyordu.

Küçük ve ekibi ile ilişkilendirilen “öldürmeli suçlar” ile ötekilerin bağına veya ilişkisizliğine açıklık gibi mesela.

Gazetecilik faaliyetinin ve kimliğinin darbe veya darbe heveslisi yandaşlığı olarak kullanılmasının ayıbı ile bunun darbe suçu diye “mütalaa” edilip edilmeyeceğine açıklık…

O vakit dışarıdaki onca gazeteciyi, siyasetçiyi, işadamını; 28 Şubat’ı desteklemiş, 12 Eylül’e yataklık etmiş onca kişiyi nasıl “mütalaa” etmemiz gerektiğine dair de izahat ve içtihat!

 

 

 

Önce afiş, sonra fiş…

Ya eller cebe, ya eller yukarı!

 

 

Yukarıda TSK Dayanışma Vakfı’nın “Eller cebe” afişi var.

Tabii daha kibar; yan yana aile ortamı filan.

Doğu’da görevli bir astsubay o fotoğrafın üzerine küçük müdahaleler yapıp bana yollamış; foto ardındaki totoyu kolay anlayalım diye.

Bakın.

Bakarsanız siz de hemen anlarsınız.

 

***

 

Bu para kesilse de, parayı bırakın, canını verip dursa da, kaçırılsa ve ancak aylar sonra dönebilse de…

Uzmanlar, sadece orduevine değil, TSK’nın paşa gönlünde, fotoğrafa bile giremiyor!

O yüzden, elle çizivermiş o astsubay onları; çünkü TSK’nın orijinal emir-komuta vicdanında, onlarla bir fotoğrafta yan yana durmak bile mümkün değil.

Çünkü onlar ölebilir ama asla aileden sayılmaz.

Çünkü onlar (İsmail Kadare’nin kitabındaki) “ölü ordu”nun askerleri; çünkü onlar hayalleri de öldürülmüş birer hayalet!

Çünkü Genelkurmay’ın Çanakkale fotoğraflarındaki çamura, kana, toprağa bulanmış sıvasız hane çocuklarının torunları bugünün kibar fotoğrafına giremez bile.

Çünkü siz kimilerini cumhuriyetçi sanmıştınız; çünkü siz, ötekiler de, şimdi vesayet kalktı, demokrat oldu filan sanıyorsunuz!

Oysa bu militer-otoriter ruh; erkeğin kadına, patronun işçiye, komiserin sıradan polise, ağanın marabaya, hocanın müride, mektebin öğrenciye, liderin ahaliye; kendini üst-üstün bilenin alt-aşağı gördüğü herkese bakışında mevcut!

 

***

 

Sayılar, gelir dağılımı gibi orantısız:

Üst”ün azınlık, fotoda beş kişiyle tam çoğunluk ve ev sahibi, aile reisi gibi(subaylar arasında da kadın olan kenarda, kısa ve altta!);

Ast” alt çoğunluk ise, tam azınlık ve fotoda kenarda düştü düşecek!

Böylece esas vaziyet de kabak gibi esas duruşta!

Sağda ve solda var olmayan, sanki yaşamayan uzmanlar, konu mankeni erat, bi tanecik astsubay ve sivil memur…

Hepsi, fotoğraftaki hakim çoğunluk olan “amirler” için, canı bir yana, parasını da verecek!

Misal, beş çocuklu bir ailenin, ana babalı fotosu olsun.

Beş tane anne-baba olsun; sadece üç çocuk!

Siz ona ne kadar hakiki aile derseniz, bu da o kadar sahici aile.

 

***

 

Ama pamuk eller cebe!

Çünkü K. Atatürk imzası da atmış komtanım:

Felaket başa gelmeden önce onu önleme ve ondan korunma çarelerini düşünmek gerekir!

Bu söz vakfa çekiştirilip “Darbe davalarında tutuklu paşaların, Dayanışma Vakfı’ndan avukat giderleri için” münasip hale getirilmiş.

İsterseniz alıp bizatihi “Darbe” için de kullanabilirsiniz. Hani önleyici olarak.

İkisi arasında elbet ciddi fark var.

Tek değişmeyen ise şu:

Darbeci paşalar da bu resmi aynen böyle çiziyor; alttakileri kenara, köşeye, çerçeve dışına itiyordu (Bkz. Darbe sonucu OYAK’lar, dayaklar, astların özlük hakları)…

Darbe yargılamakla, darbe önlemekle gurur duyanlar da resmi aynen böyle çiziyor. (Bkz. AKP on yılı boyu verilen sözler, kapanan gözler, uçan-kaçan haklar.)

 

***

 

Adam ve kadın başı 35 TL’yi çıkaracaksın…

Sonra resme bakıp ailem ailem, güzel ailem diyeceksin.

Çünkü iktidar Disiplin Kanunu yapıp komutanlara (Dayanışma Vakfı’na da) armağan etti.

Onlar da, canını zaten veren, ama kendilerini dışlayan sisteme para vermek istemeyeni isim isim fişliyor.

Fiş işini ayrıntısıyla yazdım.

Yüzü olan amir, ister rütbeli olsun, ister sivil…

Çıkıp ya yalanlar yahut utanıp özeleştiri yapar.

Fakat yüz yüz, karşına hem afiş hem fiş çıkıyor: Katkı payı 35 TL!

Sicilinle, tayininle, ailenle maruz kaldığın-kalacağın aşağılama, hakaret, küfür, mobbing, üstün muaheze etmesi (ki suç değil), işten atılma tehdidi karşısında..

Felakete uğramadan korunma çareleri düşün Memedim!

Ver 35 TL’yi, eğ boynunu, alçak sürün yiğidim!

Ya afişin emrine uyarsın, ya fişin diline, siciline dolanırsın.

Ya pamuk eller cebe, ya yamuk eller yukarı!

 

***

 

Fotoya eklenmiş personel sayılarıyla 35 TL’leri çarpınız. Sonra yekûnu her sınıfın yanına yazınız.

Bakın, sınıf savaşı nedir? Neden kimi fişçi sınıfı, kimi hep birlik işçi sınıfı?

Lakin üniformalı işçi sınıfı da uyandı; haysiyetini ayağa dikiyor. Fişlendiği halde!

Fişli yazıda belirttiğim gibi, misal, dibine kadar fişli bir birlikte, zorlamaya boyun eğen alttakilerin oranı artık yüzde 19’da, yani beşte birin de altında kaldı.

Beşte dördü, fişe de bu işe de itiraz etti.

O yüzden, o fotodan vücutlarının beşte dördünü de kazırlar!

Biz bize, diz dize olur… Maaile olur… Çekirdek aile olur!

 

 

***

 

Bir afiş, ideolojik ve tarihi bir hakikati bu kadar yansıtabilir.

Kızan da kızmasın; bazı şeyler ancak inat ve ısrarla yazarsan biraz anlaşılabiliyor belki!

Üç maymunlar ona da ıslık çalıyor zaten.

Biraz çalışsam börtü böcek de yazabilirdim ama dikenler de var hayatta ve tabiatta!

İster istemez takılıyorsun!

 

 

 

 

Diğer Yazıları

Aman çocuklar duysun!

  • Yayın Tarihi: 23/04/14 10:06
  • [javascript protected email address]
Devir (sık sık olduğu gibi) herkesin oportünizmini alıp meydana koşma zamanı. Dününü bugününü şaşırma ama hiç yanılmaz gibi kasım kasım kasılma günü. *** T24 haber sitesi dikkat çekti: Havuz medyasında Emekli Tuğamiral Türker Ertürk manşet...
Devamını Oku

1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a… Bir otelden bir otele… Devletten devlete…

  • Yayın Tarihi: 22/04/14 09:57
  • [javascript protected email address]
1 Mayıs 77'de otelin önündeki insanlara da ateş açılmıştı; otelin üzerinden de. 1 Mayıs 14'e az kalmışken, başka bir otelin içindekilere de gaz yağdırdı devlet. Diyeceksin ki, bırak İstanbul'u, Taksim'i, oteli; aha aynı gün Silopi'de okula, küçücük...
Devamını Oku

Esas paralel yargı, yargısız infazdır!

  • Yayın Tarihi: 21/04/14 10:47
  • [javascript protected email address]
"Paralel" artık siyasi, hukuksal, sosyal bir kavramımız oldu ya... Geometri dersimiz esasında öyle başlamamıştı. Konumuz cennet vatanımız olduğu için, diyebiliriz ki, "paralel hukuk" öyle böyle hep vardı. Buna elbet "Herkes kanun önünde eşittir......
Devamını Oku

Paralel hukuk, “para”sever adalet!

  • Yayın Tarihi: 20/04/14 08:55
  • [javascript protected email address]
Dört yıl oldu. Başbakan "Roman Çalıştayı"na katılmak için İstanbul'da kongre merkezine gelmişti. Roman derken, edebi roman değil, daha müzikli, daha şenlikli, büyük harfle! "Kentsel dönüşüm"le çeşitli mahallelerden de nakledilen vatandaşlar. Öyle bir...
Devamını Oku

Yüzyıllık çocukluk!

  • Yayın Tarihi: 19/04/14 10:10
  • [javascript protected email address]
Yıl 1967'ydi. İki ayrı kıtada, iki ayrı ülkede, gazetecilik de yapmış iki ayrı yazar iki ayrı kitap yayınladı. Yıllar içinde biri ülkesinde hapis de olmuş; biri ülke dışında sürgünlere koşmuştu. 47 sene geçti. Yıl 2014 oldu. Biri, bir yangın yerinde...
Devamını Oku
Tüm Yazıları