2013'ün ilk yarısının en iyi 20 filmi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
1-Oyunbozan Ralph (Wreck-It Ralph) (2012): Kötü adam 'Oyunbozan Ralph' hem Fix It Felix Jr. oyununda arka planda kalmanın hem de eski değerlerden kopamamanın zararını görmektedir. Peki ya bu duruma son vermek isteyen anti-kahramanımız, oyunlar arası mücadelesinde ne kadar becerikli olabilecektir?... Atari oyunlarının dünyasına sızıp "Scott Pilgrim Dünyaya Karşı" ile "TRON"u bir araya getiren incelikli, interaktif ve özgün bir animasyon.
"Oyunbozan Ralph", hem bilgisayar animasyonlarını, hem de atari oyunlarını sevenler için 'Street Fighter'dan 'Sonic'e uzanan evreniyle üst düzey bir sinema lezzeti sunuyor. "Şrek"ten beri üretilmiş en iyi stüdyo animasyonuna dönüşmekte sıkıntı çekmiyor. -
2-Aşkın İzleri (To The Wonder) (2013): Terrence Malick'in mistik ve ruhsal bir dünyadan aşk filmi çıkarmak için tasarladığı, ABD'nin tabanındaki köktendinciliği ve erkek egemenliğini eleştiri yağmurunu tutan bir eser.
"Aşkın İzleri", "Hiroşima Sevgilim"i andıran yapısını stedicam üzerinden konumlandırıp Tarkovsky-Resnais-Godard arasından bulduğu yolla dikkat çekiyor. Geleneksel aşk filmlerinin uzağında "Hayat Ağacı" etkili bir yapının habercisi oluyor. -
3-Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines) (2012): Polisiye kalıplarına tersinden bakarak 'biker film', 'kirli polisli polisiye' ve 'gençlik filmi' üzerinden parçalı bir anlatı oluşturmasıyla tadına doyum olmayan bir film… Derek Cianfrance, bir polisin, onun oğlunun ve bir kötü adamın hikayesini öylesi bir çerçevede ele alıyor ki bunların her birinin suçlarını aynı kimlikte buluşturuyor sanki.
Böylece polisiye / suç filmi alanında çarpıcı bir dönüşümün adresi, 70'lerin soğukkanlılığı ile canlanıp "Nashville"in peşine takılıyor. -
4-Düşler Diyarı (Beasts of the Southern Wild) (2012): Güney Louisiana'dan yaşayan Cajun halkının arasına sızan Benh Zeitlin'den bir umut, varoluş ve öteki hikayesi ya da başlı başına bir yaşam biçimi tanımı denebilir.
Kıyamet paranoyasını öngörürken işitsel ve görsel açıdan Herzog, Cassavetes ve De Sica'yı örnek alıp gerilla sinemasının yamacına tutunan mucizevi bir eser. "Düşler Diyarı"nın sayısız dalda Oscar adaylığı da bu çeşitliliğin ürünü sanki… - -
5-Lanet (Sinister) (2012): Gizemli bir eve taşınan suç yazarı Ellison, snuff film görüntüleri bulur. Ancak bu durum onu bir lanetin içine sürükleyecektir… "Lanet", "Şeytan Çarpması" ile tanınan Scott Derrickson'ın becerisiyle sinsilikten, tekinsizlikten ve yanılsamalardan sükunet yüklü bir anlam çıkarıyor.
6-Günlerin Köpüğü (L'écume des Jours / Mood Indigo) (2013): Michel Gondry'nin "Rüya Bilmecesi" ile yüklendiği serbestliği "Brazil"in stop-motion animasyon parçalarıyla sarılmış haline çeviren, gerçeküstücü bir eser
"Günlerin Köpüğü", Boris Vian'ın çok sevilen romanını güncel bir perde versiyonuna dönüştürürken sıkıntı çekmiyor. -
7-Jîn (2013): Dağda yaşayan Kürt gerilla kız Jîn'in öyküsü, Kürt meselesiyle ilgili son dönemde üretilmiş en iyi uzun metrajlı eseri sunmakta sıkıntı çekmiyor. PKK ile mücadeleye tersinden bakış atarken çarpıcı referanslarıyla da her açıdan anlamlı ve derin olabiliyor.
Modern Rus sineması ile Tayland Yeni Dalgası'nın birleştiği noktada masalsı bir anti-terör gerilim omurgasını canlandırıyor. Bunun da sorumlusu büyük oranda sinemamızın üzerinde sayılabilecek Reha Erdem'in ismi. Sözü geçen eserin listenin tek yerli üyesi olması da bu sebeple şaşırtıcı değil. - -
8-Göçebe (The Host) (2013): Uzaylı bir parazitin insan beynine yerleştirilerek hafızanın, bedenin kontrolünü ele geçirdiği bir distopik düzen… 'Truman Show'un yaratıcısı Andrew Niccol'ün katkısı ve Stephenie Meyer'in 'Alacakaranlık' yazarı olarak işi gençlerin arasına transfer etmesiyle yol alan bir bilimkurgu tanımı...
"Göçebe" tam olarak bu yoldan ilerlerken "Fakülte", "Gizemli Şehir", "Ceset Yiyenlerin İstilası", "Solarbabies" ve "Alien Nation"dan izler bulunduran bambaşka kuralları olan bir evrenin içine girmemizi sağlıyor. 'Soul' adlı bir melez ırk yaratıyor. -
9-Kadınlar (Elles) (2011): Orta yaşlı bir kadın olan Anne, iki de kız annesidir. Ancak belli bir yaşa gelmesi onun cinsel açlığını arttırmıştır. Genç hayat kadınlarının dünyasını Elle'e yazmaya karar veren bu gazeteci kadın, kendini sorgulama olanağı da bulacaktır.
Cesur sahneleriyle bir kadının cinsel arayışını beyazın tonlarının ve sinemaskopun yarattığı konformizm duygusuyla kavrarken geleneksel Fransız sinemasına kafa tutan bir eser. Fransa'ya transfer olan kadın yönetmen Malgorzata Szumowska, incelikli kamera kaydırmalarını öznel bir cinsel röntgen için kullanıyor. -
10-Bahar Tatili (Spring Breakers) (2012): 90'ların çılgın çocuğu Harmony Korine'in video klip estetiğiyle imtihanı gerçek bir hikaye anlatmayı amaçlamıyor. Aksine istismar filmleri ile "Katil Doğanlar"ın geleneğini iç içe geçiren bir kız çetesi filmine, "Switchblade Sisters" türevine uzanıyor -
Kurgu hakimi estetik görüş şiddet, uyuşturucu ve seksle örülü yarı halüsinatif bir yolculuğa dönüşüyor. - -
11-Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby) (2013): - F. Scott Fitzgerald, 'Muhteşem Gatsby' romanında 1920'lerin 'Caz Çağı'nı odağına alıp içki kaçakçılığına ve anlık borsa zenginliğine uzanarak sınıfsal uçurumun açıldığı, sonradan görmeliğin arttığı bir zaman dilimini ele almıştır. Baz Luhrmann'ın buna eşlik eden işitsel ve görsel yapısı ise elbette daha önce 1974'de çarpıcı uyarlama görmüş bu eserin sinema tanımını farklılaştırıyor. -
DiCaprio, Mulligan gibileri bir yana 1920'lerin flapper kültürü kendini 1980'lerin clubber kültürünün içinde buluyor. Cazın yerini ise R & B, rap, pop, rock gibi türlerdeki şarkılar alıyor. Böylece karşımıza postmodern bir uyarlama 'usta dokunuşu'yla çıkarken dans koreografilerinin üzerine gidilen parti atmosferleri 'unutulmaz' yakıştırmasını hak ediyor. - -
12-Muhteşem ve Kudretli Oz (Oz The Great and Powerful) (2013): Öncü peri masalı filmi "Oz Büyücüsü"nün yıllardır beklenen önbölümü, 'Oz Büyücüsü'nün bilinmeyen hikayesi ya da bir dolandırıcının serüveni… Tiyatro müzikali 'Wicked'ın spin-off (yan bölüm) dehasıyla ve "The Wiz"in Afro-Amerikan alt kültüre uygun yaklaşımıyla fark yaratmasından sonra bu unutulmaz klasikten alınan en iyi üçüncü seri üretim ürünü...
"Muhteşem ve Kudretli Oz", dönemin renkli sinemasının üç şeritli ilk teknolojisi technicolor'u okuma becerisi ile de zihinlere kazınacak. Filmin hediyesi ise Michelle Williams, James Franco ve Mila Kunis. - -
13-Çocuklar (Djeca / Children of Sarajevo) (2012): Bosna sinemasının Bosna Savaşı'ndan beslenme arzusunun son örneği "Çocuklar", bu konuda 2000'lerin en yetkin işlerinden birini sunuyor. Savaşta ailesini kaybeden iki kardeşin ekonomik ve psikolojik açıdan ayakta durma mücadelesi o dönemin çocukları ile günümüz çocukları arasında bir bağ kurarak canlanıyor.
Macar sineması damarından Dardenne Kardeşler'in "Çocuk"unu da andıran bir yönetmenlik geleneğiyle kavranıp, Aida Begic'in becerisiyle de sağlam bir minimalist sinema örneğine dönüşüyor. Savaşın etkisinin nesiller boyu sürdüğü bir coğrafyanın tanımını yapıyor
14-Lanetli Kan (Stoker) (2013): Hitchcockyen gerilimin eskiyen şablonunu gösterişli bir yönetmenlikle sarıp görsel bir şölene dönüştüren bir Park Chan-Wook harikası… Aynı zamanda Mia Wasikowska'nın en cüretkar işi, Hollywood'da sömürülen bir şablona Güney Kore aşırılığı yorumu veya 'Douglas Sirk usulü plastiklik nasıl çekici kılınabilir?'in adresi denebilir
"Şüphenin Gölgesi" ve "Ölüm Korkusu"na öykünen "Lanetli Kan", tüm bu yakıştırmaları hınzır bir Amerikan burjuvazisi eleştirisine dönüşüyor. Bir mirasın peşine düşen aile bireylerinin yüzleştiği 'kaçınılmaz kırılganlık'ı böylece lehine çeviriyor. - -
15-Tepelerin Ardında (Dupa Dealuri / Beyond the Hills) (2012): Romanya'nın unutulmuş bir köşesindeki bir Ortodoks manastırında yeniden başlayan yasaklı bir lezbiyen aşkın hikayesi ya da muhafazakar bir şeytan çıkarmanın açılımı denebilir. -
Romen Yeni Dalgası'nın en önemli figürlerinden Christian Mungiu'nun Cannes'dan ödüllü filmi, yüksek bir minimalist duyarlılıkla dinin devletleri sürüklediği uçurumları merceğine alıyor. "4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün"ün yaratıcısını Angelopoulos'un geleneğiyle anmamızı sağlıyor. - -
16-Man of Steel (2013): Çizgi romanlarda artan 'yetişkinlere göre, karizmatik yeni sürümler' eğiliminin belki de en 'yakışıklı'sı… "Man of Steel", Zack Snyder'in resimli roman estetiği becerisine tutunup "300" ve "Watchmen"den birer parça canlandırıyor.
Klişe ve demode kahramanlık hikayesini bir varoluş yolculuğuna çevirip destansı anlatıyla sararak 'uzay operası' tabanlı hale getiriyor. Böylece "Kara Şövalye"nin üzerinde bir uyarlanma yetisiyle sarılıyor. -
17-Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower) (2012): X kuşağının gözünden üçlü ilişki filmine bakış atarken 90'ları merceğine alan edebi bir eser. Stephen Chobsky'nin kendi romanından sinemaya uyarladığı "Saksı Olmanın Faydaları", 15 yaşındaki Charlie'nin iki son dönem öğrencisiyle tanıştığı üniversite dönemine uzanıyor.
Logan Lerman, Ezra Miller ve Emma Watson'ın eşliğinde Rohmer'in ahlaki yaklaşımı ile John Hughes'ün gençlik tanımını bir araya getiren ağırbaşlı bir üçlü ilişki filmine açılıyor. -
18-Geçit Yok (The Last Stand) (2013): - "Rio Bravo"yu ve "Kahraman Şerif"i andıran bir western atmosferinden melez bir aksiyon omurgası çıkardıktan sonra bunu Güney Kore sinemasının stil duygusuyla saran dönüşümcü bir tür denemesi…
"Geçit Yok", Kim Jee-Woon'un becerisini Arnold Schwarzennegger'in alaycılığı ve yeni kanun adamlığının durumuyla bir kuşak mücadelesine çeviriyor. Peckinpah westerni ile 90'lar aksiyonu arasında 'kan', 'anti-kahraman' ve 'olağan dışı açılar'dan güç alan 'bir köprü' kuruyor. -
19-Sihirbazlar Çetesi (Now You See Me) (2013): Dört sihirbaz, şovlarında banka soygunları yaparak ellerine geçen parayla seyircilerini mutlu ederler. Las Vegas'ta ünlenen bu ekip, bir anda Interpol ve FBI'ın yakın takibine girer. Peki ama bu dolandırıcılık suçu nasıl bir sonuç verecektir?... "Prestij"in aksiyon görmüş kardeşi olarak anılabilecek "
"Sihirbazlar Çetesi", soygunculuk ve dolandırıcılık meselesinin üzerine kafa yormamızı sağlayan bir zeka içeriyor. David Copperfield şovlarını akla getiren modern ve tempolu bir sihirbazlık tanımı sunuyor. -
20-Evde (Dans La Maison / In the House) (2012): Banliyö evinde olabileceklere her tarafından bakış atarken, öğretmen-öğrenci ilişkisine, yaratıcılık dönemi sancısına, eşcinsel kimlik meselesine ve aile kurumunun yıkılmasına kadar gidip edebi de olabilen bir film. "Sitcom" ve "Havuz" ile bana kalırsa Fransız sinemasının tarihine adını altın harflerle yazdıran François Ozon'un son cinliği…
REKLAM advertisement1