Tarihin en hazin mersiyesi
İşte Taşlıcalı Yahya Bey'in Şehzade Mustafa için yazdığı hüzünlü mersiyesi-HABERTURK.COM
Babası Kanuni Sultan Süleyman tarafından boğdurulan Şehzade Mustafa'nın - ölümü, halkta ve onu seven, bağlılık bildiren askerlerde büyük şaşkınlık - ve üzüntüye neden olurken, hakkında en hazin mersiyelerin de yazılmasına - vesile oldu
Türk edebiyatının en hazin mersiyelerinden biri olan Şehzade Mustafa - Mersiyesi, Hürrem Sultan ve damadı Rüstem Paşa'nın birtakım entrikalarla - Kanunî'nin tahta varis olan en büyük oğlu Mustafa'yı idam ettirmeleri - sonucu yazılmıştı
Şehzade Mustafa'nın idamı esnasında kendisi de ordu mensubu bir asker olan - Yahya Bey, hayatını tehlikeye atma pahasına, samimi - hislerine tercüman olan meşhur mersiyesini yazmıştı
Şair, şehzadenin ölümünü, öldürülüş sebebini, çevirilen entrikaları ve - bundan duyduğu derin teessürü dile getirmiş;
şehzade hakkında - yazılan mersiyelerin hiç birinde görülmeyen bir samimiyet ve cesaretle, - Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa'ya duyduğu öfkeyi yer yer - açıkça ve ustaca hakaretlerle ifade etmekten çekinmemişti
Meded meded bu cihânûn yıkıldı bir yanı - Ecel Celâlîleri aldı Mustafâ Han'ı - Günümüz Türkçesi: İmdat! Eyvahlar olsun! Bu cihanın bir yanı yıkıldı; - [zira] ölüm eşkıyaları Şehzade Mustafa'yı yok ettiler.
Tulundı mihr-i cemâli bozuldı dîvânı - Vebâle koydılar âl ile Âl-i Osmânı - Günümüz Türkçesi: Yüzünün güneşi battı, divanı dağıldı. Osmanlı sultanını - hile ile günaha soktular.
Geçerler idi geçende o merd-i meydânı - Felek o cânibe döndürdi şâh-ı devrânı - Günümüz Türkçesi: O savaş meydanlarının yiğidini adı geçtikçe - çekiştirirlerdi. Felek zamanın padişahını o [iftiracılardan] yana - döndürdü.
Yalancınun kuru bühtânı bugz-ı pinhânı - Akıtdı yaşumuzı yakdı nâr-ı hicrânı - Günümüz Türkçesi: Yalancının kuru iftirası ve gizli kini gözyaşımızı - akıttı, ayrılık ateşini yaktı.
Cinâyet itmedi cânî gibi anun cânı - Boguldı seyl-i belâya tagıldı erkânı - Günümüz Türkçesi: O cani gibi cinayet işlemedi; [fakat kendi] canı, bela - selinde boğuldu, erkânı dağıldı.
N'olaydı görmeye idi bu mâcerâyı gözüm - Yazuklar ana revâ görmedi bu râyı gözüm - Günümüz Türkçesi: Keşke gözüm bu olup biteni görmeseydi… Yazıklar olsun! - Gözüm bu "rây"ı [=hükmü, muameleyi] ona layık görmedi.
Tonandı aglar ile nûrdan menâre dönüp - Küşâde-hâtır idi şevk ile nehâre dönüp - Günümüz Türkçesi: Nurdan bir minare gibi ak giysilerle donandı; gönlü şevk - ile gündüz gibi [aydınlık]idi.
Görindi halka dıraht-ı şükûfe-dâre dönüp - Yürürdi kulları önince lâlezâre dönüp - Günümüz Türkçesi: Çiçek açmış bir ağaç gibi halka göründü; kulları bir - gelincik tarlası gibi önünde yürüyorlardı.
Tururdı şâh-ı cihân hiddetiyle nâre dönüp - Otagı haymeleri karlu kûhsâre dönüp - Günümüz Türkçesi:Cihan Sultanı kızgınlığından ateşe dönmüş hâlde - duruyordu; otağının çadırları karlı dağlara - benziyordu.
Müzeyyen idi bedenlerle ak hisâre dönüp - El öpmege yüridi mihr-i bî-karâre dönüp - Günümüz Türkçesi: Bedenlerle süslenmiş beyaz bir hisara benziyordu. - Yerinde duramayan güneş gibi el öpmeye - yürüdü.
Tutuldı gelmedi çünkim o mâhpâre dönüp - Görenler agladılar ebr-i nev-bahâre dönüp - Günümüz Türkçesi: O ay parçası tutuldu; dönüp gelmeyince [bu durumu] - görenler ilkbahar bulutu gibi ağladılar.
Bir ejderhâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ - Dehânına düşen olur hemîşe nâpeyda - Günümüz Türkçesi: Bu dünya çadırı iki başlı bir ejderhadır. Onun ağzına - düşen elbette görünmez olur.
O bedr-i kâmil ü ol âşinâ-yı bahr-i ulûm - Fenâya vardı telef itdi anı tâli'-i şûm - Günümüz Türkçesi: O olgun dolunay [gibi kemâle ermiş şehzade], o ilimler - denizinin aşinası yok olup gitti; onu - uğursuz talih telef etti.
Dögündi kaldı hemân dâg-ı hasretiyle nücûm - Göyündi şâm-ı firâkında toldı yaş ile Rûm - Günümüz Türkçesi: Yıldızlar dövünüp tamamen [şehzadenin] hasreti yarasıyla - kaldı. Anadolu, onun ayrılık akşamında - yandı, yaşla doldu.
Kara geyürdi Karamana gussa itdi hücûm - O mâhı ince hayâl ile kıldılar ma'dûm - Günümüz Türkçesi: Gam Karaman'a hücum etti kara[lar] giydirdi. O ayı - ustaca hilelerle yok ettiler.
Tolandı gerdenine hâle gibi mâr-ı semûm - Rızâ-yı Hak ne ise râzî oldı ol merhûm - Günümüz Türkçesi: Zehirli yılan [gibi kement] boynuna hale gibi dolandı; o - merhum [şehzade], Allah'ın takdiri ne ise - razı oldu.
Hatâsı gayr-i muayyen günâhı nâmalûm - Zihî şehîd-i saîd ü zihî şeh-i mazlûm - Günümüz Türkçesi: Şuçu belirsiz, günahı malum değil. Ne kutlu bir şehit ve ne büyük zulme uğramış bir şah
Yüz urdı hâke o meh aslına rücû itdi - Seâdet ile hemân kurb-i Hazrete gitti - Günümüz TürkçesiO ay [gibi parlak şehzade] yüzünü toprağa koydu, aslına döndü. Mutlulukla çabucak Allah'ın huzuruna gitti.
Getürdi arkasını yire Zâl-i devr ü zemân - Vücûdına sitem-i Rüstem ile irdi ziyân - Günümüz Türkçesi: Zamanın Zal'i [şehzadenin] arkasına yere getirdi, - vücuduna Rüstem'in zulmü ile zarar geldi.
Döküldi gözyaşı yılduzları çoğaldı figân - Dem-i memâtı kıyâmet güninden oldı nişân - Günümüz Türkçesi: Gözyaşı yıldızları döküldü, feryat çoğaldı; onun ölüm - saati kıyamet gününü andırdı
Girîv ü nâle vü zâr ile toldı kevn ü mekân - Akar su gibi müdâm aglamakda pîr ü cüvân - Günümüz Türkçesi: Kâinat feryat, figan ve inilti ile doldu. Genç, ihtiyar - [herkes] akar su gibi durmadan ağlamakta.
Vücûd iline akın saldı akdı eşk-i revân - Eyâ serîr-i seâdetde pâdişâh-ı cihân - Günümüz Türkçesi: Ey saadet tahtında [oturup duran] cihan padişahı! - Dökülen gözyaşları vücut ülkesine akın salıp - aktılar.
O cân-ı âdemiyân oldı hâk ile yeksân - Diri kala ne revâdur fesâd iden şeytân - Günümüz Türkçesi: O insanların canı [gibi sevdiği şehzade] toprak ile bir - oldu. Fitne çıkaran şeytanın diri kalması reva - mıdır?
Nesîm-i subh gibi yirde koma âhumuzı - Hakâret eylediler nesl-i pâdişâhumuzı - Günümüz Türkçesi: Padişahımızın soyunu tahkir ettiler. Âhımızı sabah - rüzgârı gibi yerde bırakma.
Bir iki egri fesâd ehli nitekim şemşîr - Bir iki nâme-i tezvîri kıldı katline tîr - Günümüz Türkçesi: Kılıç gibi eğri birkaç fesatçı, birkaç sahte mektubu - [şehzadeyi] öldürmeye ok gibi kullandılar.
Gelür ezelde mukadder olan kalîl ü kesîr - Hezâr kayserün oldı leyâl-i ömri kasîr - Günümüz Türkçesi: Ezelde az veya çok olarak takdir edilen [her şey başa] - gelir. Binlerce kayserin ömür geceleri kısa - oldu.
Eceldür âdeme derbend-i teng ü târ-ı asîr - Zarûrîdür bu iki ugrar ana cüvân ile pîr - Günümüz Türkçesi: Ölüm insan için dar ve karanlık olan zorlu bir geçittir. - Genç ve ihtiyar [herkesin] ona uğraması - kaçınılmazdır.
Yirini zîr-i zemîn eyledi o mihr-i münîr - Yirini gitdi cihândan nite ki merd-i fakîr - Günümüz Türkçesi: O parlak güneş yer altına yerleşti. Dünyadan fakir bir - kimse gibi yerinerek gitti.
Bu vâkıa olumaz halka kâbil-i tabîr - Ki Erdişîr-i velâyetde ola âdet-i şîr - Günümüz Türkçesi: Velayetin Erdişîr'inde arslan âdeti bulursun… Bu rüyanın - halka yorumlanması mümkün olamaz.
Bunun gibi işi kim gördi kim işitdi aceb - Ki oglına kıya bir server-i Ömer-meşreb - Günümüz Türkçesi: Ömer tabiatlı bir hükümdar oğluna kıysın… Acaba böyle - bir işi kim görmüş, kim işitmiştir?
Ferîd-i âlem idi âlim idi alem idi - Muhammed ümmetine mevti mevt-i âlem idi - Günümüz Türkçesi: Âlemde biricik idi, alim idi [hatta] çok alim idi. Onun - ölümü Muhammet ümmetine âlemin ölümü gibi oldu.
Ziyâde mâtem idi haylî emr-i muzam idi - Salâh ü zühdî kavî itikâdı muhkem idi - Günümüz Türkçesi: [Şehzadenin ölümü] büyük bir yas, pek büyük bir - hadiseydi. Onun iyiliği, zühdü ve takvası kuvvetli, inancı sağlamdı.
Meşâyih ile musâhib ricâle hemdem idi - Kerâmetiyle kerîmü'l-hisâl âdem idi - Günümüz Türkçesi: Şeyhlerle sohbet eder, rical ile bir arada olurdu. Kerem - ve ihsanıyla yüce hasletlere sahip bir kimseydi.
Nücûm gibi cihândîde vü mükerrem idi - Vücûdı muhteşem ü şevketi muazzam idi - Günümüz Türkçesi: Yıldızlar gibi dünya görmüş ve mükerrem idi. Vücudu - ihtişamlı ve heybeti azametliydi.
Tevâzu ile selâmında hôd müsellem idi - Aceb o bedr-i temâmun ne âdeti kem idi - Günümüz Türkçesi: Onun tevazu ile selam alıp verişi de [herkesçe] - bilinirdi. Acaba o tam dolunay [gibi olgun zat]ın ne huyu kusurluydu?
Hayflar oldı ana iftirâ ile gitdi - Huzûr-ı Hakk'a düâ vü senâ ile gitdi - Günümüz Türkçesi: Ona çok yazık oldu, iftira ile gitti. Allah'ın huzuruna - dua ve övgülerle gitti.
Sipihrün âyenesinde göründi rûy-i fenâ - Kodı bu kesret-i dünyâyı kıldı azm-i bekâ - Günümüz Türkçesi: Feleğin aynasında yokluğun yüzü göründü; [bunun üzerine - şehzade] bu dünya kesreti bırakarak - beka âlemine yöneldi.
Garîbler gibi gitdi o yollara tenhâ - Çekildi âlem-i bâlâya hemçü mürg-i Hümâ - Günümüz Türkçesi: Kimsesizler gibi o yollara yalnız başına gitti. Hüma - kuşu gibi yüce âleme çekildi.
Hakîkaten sebeb-i rifat oldı düşmen ana - Nasîbi olmasa tan mı bu cîfe-i dünyâ - Günümüz Türkçesi: Gerçekte düşman onun yücelmesini sağladı. Bu dünya leşi - onun kısmeti olmasa buna şaşılır mı?
Hayât-ı bâkîye irişdi rûhı ey Yahyâ - Şefîkı rûh-ı Muhammed refîkı zât-ı Hüdâ - Günümüz Türkçesi: Ey Yahya! [Şehzadenin] ruhu sonsuz hayata kavuştu. - Şefkatçisi Muhammet'in ruhu, yoldaşı ise - Allah'ın zatı[dır].
Enîsi gâyib erenler celîsi ehl-i safâ - Ziyâde ide yaşum gibi rahmetin Mevlâ - Günümüz Türkçesi: Dostu gayb erenleri, oturup kalktığı kimseler safa - ehli[dir]. Allah rahmetini yaşım gibi çok eylesin
REKLAM advertisement1