Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler H. Bunu Konuşuyor Avrupa turnesi kapsamında 10 ülkede 18 şehir gezen Avrupa turnesi kapsamında 10 ülkede 18 şehir gezen Ferhat Göçer'in gördüklerini, yaşadıklarını HT Magazin için yazdı'in gördüklerini, yaşadıklarını HT Magazin için yazdı

        HT MAGAZİN / ÖZEL HABER

        Londra'dan, Paris'e, Kopenhag'dan Bükreş'e kadar bir çok Avrupa kentinde 2 ay geçiren Göçer, 'İstanbul gibi güzeli yok. Bükreş'deki Atatürk büstü beni oldukça duygulandırdı" diyor

        'The European Live Tour 2012' adlı Avrupa turnem için Londra'dan Bükreş'e, Kopenhag'dan Paris'e kadar 10 ülkede 18 şehri gezmek gerçekten çok farklı bir deneyim oldu. Konserlerimde toplam 50 bin kişiyle buluşmanın mutluluğunu yaşarken gezdiğim şehirleri daha yakından tanıma şansına sahip oldum.

        Turne sırasında hava, kara ve denizyoluyla yaklaşık 40 bin kilometre yol katettim. İnsanı yıpratan fizik, kimya ve uyku dengesini bozan bu yorucu seyahatler içerisinde çok çarpıcı manzaralara şahit olmak heyecan vericiydi. Kopenhag seyahati esnasında önce deniz üstünde ilerleyen daha sonra deniz altında tünel haline dönüşen mimari harikası otoyolu, Avrupa şehirleri üzerinde uçarken doğayla, yeşille iç içe geçmiş şehirlerin ortasından geçen nehirlerin güzelliğini gördüm. Gün batımı ve gün doğumunda başta İstanbul olmak üzere havalandığımız dakikalardaki şehirlerin manzaraları bu seyahatlerde yakaladığım çarpıcı resimlerdi.

        Gittiğimiz her şehirde güzel dostluklar edindik. Arkamızda güzel hatıralar bıraktık. Konuk olduğumuz şehirlerde bizi karşılayan ev sahipleri Türk misafir perverliğiyle bu Avrupa şehirlerini tanımamız için sahip oldukları bütün bilgileri bize aktardılar. Bu şehirlerin hemen hepsi çok uzun bir tarihi geçmişe sahip. İnsanı büyüleyen mimari yapılar, müzeler kuruluşundan bugüne neredeyse hiç bozulmamış atmosferleriyle beni çok etkiledi. Ve doğal olarak gittiğim her şehri İstanbul ile kıyasladım. Ne kadar objektif davrandım bilmiyorum ama her seferinde büyük bir farkla tarihi geçmişi, görkemi ve güzelliği açısından yaşanılacak şehirler arasında İstanbul'u tartışmasız birinci seçtim.

        Konser verdiğim en ilginç şehirlerden birisi Bregenz'di. Avrupa'nın göbeğinde Konztanzg Gölü'nün kıyısına yerleşmiş doğa harikası bu şehir üç ülkenin ortak sınırına konumlanmış, gölün çevresi üç ayrı ülkenin sınırlarından oluşmakta ve şehrin yüzde onu Türkler'den oluşmakta. Göl kıyısına kurulmuş konser salonu festival alanının içinde çok güzel konumlandırılmıştı, öyle ki yazın gölün üzerine kurulan sahne üzerinde muhteşem görsel şovlar, operalar, festival konserleri yapılmakta. Akustiği, iç ve dış mimarisiyle Avrupa'nın ve dünyanın en gözde konser salonlarından biri olan Bregenz Festspielhaus'da kariyerimin en güzel gecelerinden birini yaşadım.

        BÜKREŞ'DE ATATÜRK BÜSTÜ

        Bükreş'te bizi genç iş adamaları karşıladı. Özellikle gelinen vizyon ve bu iş adamlarımızın iş skalasını gördüğümde çok etkilendim. Tamamen global ölçekli çalışan bu arkadaşlarımızın her biri kendi sektörlerinde dünyayla yarışan işler yapıyorlar. Ama en önemlisi şu ki kaldığımız otelin sahibi de bir Türk'tü ve önünde tam da orada bulunduğumuz tarihe(10 Kasım) manidarlık edecek bir heykel vardı. Bu heykel Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün heykeliydi. Bükreş'in en işlek caddelerinden ve otellerinden birinin önünde bulunan Atatürk'ün büstü beni çok gururlandırdı ve onurlandırdı. Şehri gezdiğimde özellikle Kraliyet Sarayı ve etrafındaki caddelerin Fransız mimarisinden çok etkilendiğine şahit oldum. Çavuşesku döneminde Fransız mimarlara projeler verilerek Paris'in bir kopyası sayılabilecek derecede benzer bir şehir oluşturulmuş. Bükreş'e yaptığım bu ikinci seyahatte gözlemlediğim en önemli şey, konser verdiğimiz gece izleyicilerin üçte birinin Romen misafirlerden oluşmasıydı. Bu misafirlerin çoğu Romanya'nın saygın iş adamları, politikacı ve devlet adamlarıydı

        İTALYA'DA FİKİR ALIŞ VERİŞİ

        Konservatuardaki öğrencilik yıllarımda özellikle İtalyan Operası, İtalyan bestecileri biz öğrencilerin ağırlıklı ilgi alanıydı. Dünyanın en önemli opera eserleri Giacomo Puccini, Giuseppe Verdi gibi İtalyan bestecilerinin yapıtlarından oluşmakta. Aynı zamanda Enrico Caruso, Luciano Pavarotti, Andrea Bocelli gibi büyük İtalyan opera sanatçıları her zaman konservatuar öğrencilerinin ikonları olmuştur. Benim de en büyük hayalim bir gün İtalya'da sahne almak aryaları, napolitenleri İtalya'daki konser salonlarında söylemekti. Bu hayallerim doğrultusunda hatırlarsınız Türkiye'deki konserlerimde Albano, Alessandro Safina, Patrizio Buanne, Gino Castelli gibi İtalya'nın önemli sanatçılarıyla birlikte sahneye çıkmıştım. İşte bu önemli isimleri İtalya'daki kendi mekanlarında ziyaret ettim. Karşılıklı fikir alışverişlerinde bulunduk. Bu sebeple Milano'da aynı zamanda çağdaş sanat müzesi ve konser salonu olan Triennale di Milano'da verdiğim konser benim müzik kariyerim adına da önemli bir dönüm noktası oldu. Söylemeden geçmek yanlış olur ki bu şehir gerçek bir alışveriş ve moda merkezi. Caddeler bir defile salonunu andıracak seviyede şık, bakımlı ve zevk sahibi insanlarla doluydu.

        Londra'nın tartışılmaz görsel, sanatsal ve tarihi üstünlüğü bir kenara koyacak olursak Paris ve Kopenhag özellikle İstanbul'a benzerlikleriyle beni çok etkiledi. Kopenhag yaklaşık beş yüz adadan oluşmuş birbirine kanallar ve köprülerle bağlı ülke nüfusunun neredeyse üçte birinin yaşadığı diğer kuzey ülkelerinin başkentlerine göre hareketli renkli ve cıvıl cıvıl bir şehir.

        Caddeleri çok temiz neredeyse her caddenin başında bir müze var. Çok sayıda eğlence merkezleri ve restoranlarıyla size sınırsız alternatifler sunuyor.

        Şehrin göbeğindeki Tivoli Parkı 1853 yılında kurulmuş yaklaşık 80 dönümlük bir arazi üzerine kurulu içinde tiyatroların, büyük bir lunaparkın, değişik dönemlerin ve ülkelerin mimari yapılarıyla şekillendirilmiş restoranların ışıklandırılarak daha çekici hale getirildiği turistlerin ve şehir sakinlerinin vazgeçemediği muhteşem bir eğlence merkezi.

        Hatta bir söylentiye göre Michael Jackson Kopenhag ziyareti sırasında Tivoli Parkın'a aşık olmuş ve yetkililere, bedeli neyse bu parkı satın almak istediğini söylemiş. Bu konu Danimarka'da meclis ve ülke gündemine taşınmış, referandum yapılarak halka fikri sorulmuş ancak Danimarkalılar, parkın Michael Jackson'a satılmasına karşı çıkmışlar. Bunun üzerine Michael Jackson'ın kendi evinin bahçesine Tivoli Parkı'ndaki lunapark benzeri bir yapı inşa ettiği söylenir. Parkı dolaşırken bana bu hikayeyi anlattıklarında doğru olma olasılığının çok yüksek olduğunu hissettim çünkü büyüleyici bir atmosferi vardı.

        Tivoli Meydanı'ndan ayrıldıktan sonra Kopenhag gezimiz kanal turuyla devam etti. İşte bu noktada Danimarkalılar'ın şehirleriyle gurur duydukları kanalın kenarına dizilmiş tarihi yapıların önünden geçerken İstanbul ile kıyasladım ve inanın bana bir boğaz turu esnasında aldığınız hazzın ve ihtişamın onda birini bile bulamadım. İstanbul gibi eşsiz güzellikte bir şehirde yaşayan biri olarak yaptığım Kopenhag kanal gezisi bana çok vasat geldi.

        Viyana için Mozart, Prag için Kafka ne ifade ediyorsa Kopenhag için Hans Christian Andersen aynı şeyi ifade ediyor. 'Andersen'den Masallar' dersem bir çoğumuza tanıdık gelecek olan bu yazarın öykülerinden birinin kahramanı olan küçük deniz kızının heykeli şehrin simgesi olmuş. İnsanları güzel ve kibar, caddeleri temiz diğer kuzey avrupa şehirlerinden daha renkli daha hareketli ve görülmeye değer bir şehir Kopenhag.

        İstanbul ile benzerilikleriyle bağ kurduğum diğer bir şehir turnemizin son durağı olan Paris oldu. Saptadığım en önemli benzerlik köklü tarihi ile büyüleyici mimarisi ve yirmi dört saat hiç durmayan sürekli yaşayan bir şehir olmasıydı. Dolaştığım bütün Avrupa şehirleri mesai saatleri sonrasında özellikle hava karardığında caddelerinde çok nadir insan ve araç görebileceğiniz derin bir uykuya dalarken Paris, İstanbul gibi geceyle birlikte başka bir boyuta geçiyor. Seine Nehri'nin üzerindeki köprülerde, nehrin kenarındaki kafe ve restoranlarda oturup akşam günbatımı manzarasını yavaşça içinize sindirerek atıştırıp kahvenizi yudumlamak Notre Dame Katedrali, Louvre Müzesi, Champs-Elysees Bulvarı, ve tabii ki Eyfel Kulesi ve çevresi şehirde uğramanız gereken ilk duraklar.

        250 YILLIK LE PALACE'DA KONSER

        Paris'de Prince, Mick Jagger, Grace Jones gibi sanatçıların da sahne aldığı 250 yıllık Le Palace tiyatro salonunda turnenin son konserini verirken müzik yolculuğumu, söylediğim her şarkıda içime sindirerek ve şükrederek tekrar yaşadım. Bu duygularla güzel hatıralar ve dostluklar kazanıp İstanbul'a döndüğümde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak ve bu paragrafları sıralamak benim için büyük bir sürpriz oldu. Ne mutlu bana ki, seyahatim esnasında farkedemediğim duygu detaylarını bu satırları yazarken yakaladım. Ve sizlerle paylaşmış olduğum için en az, verdiğim konserler ve gezdiğim şehirlerden aldığım keyif kadar mutlu oldum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ