Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Ayşe Özek Karasu Jeologlar kayaları neden yalar
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Alternatif Nobel’lerde yıllardır değişmeyen favorim, karaoke makinesinin mucidi Daisuke İnoue’ye Barış Ödülü verilmesiydi. Şarkı söyleyebildiğini zannedenlerden başka herkese acı çektiren tahammül ötesi icadıyla insanlara hoşgörüyü öğreterek dünya barışına önemli katkıda bulunduğu için almıştı ödülü. Gerçi, başka ülkelerle savaşmak yerine birbirlerini tekmeleyip çimdikleyerek barışı korudukları için Tayvanlı milletvekilleri de kazanmıştı aynı ödülü, ancak Japon mucit İnoue’nin buluşu kıtalararası nitelikte, daha evrensel.

        Malum Nobel sezonu yaklaşıyor, Harvard Üniversitesi’nden bir topluluğun lüzumsuz ve absürt bilimsel çalışmalara parodi niyetine verdiği Ig Nobel ödülleri de geçen hafta sahiplerini buldu.

        Bu yıl üstün başarı gösteren araştırmaları arasında, bilim insanlarının kayaları yalaması (kimya-jeoloji ödülü), öğretmen ve öğrencilerin can sıkıntısı (eğitim), deniz-su karışımının hamsi cinselliğine etkisi (fizik), kadavraların iki burun deliğindeki kılların paritesi (tıp), tersten konuşmayı becerenlerin zihinsel yapısı (iletişim) gibi meseleleri inceleyen çalışmalar var. Psikoloji ödülü ise yukarı bakan birini görünce yoldan geçen kaç kişinin yukarı baktığına ilişkin deneye verildi. (Kişisel deneylerime göre Türkiye’de herkes.)

        “Önce güldüren sonra düşündüren başarıları onurlandırmak için” diye tanıtılsa da Ig Nobel “ignoble”den esinlenilmiş bir kavram; yani “değersiz” anlamında.

        Verilen ödül ise astronomik değerde; 10 trilyon dolar – ama Zimbabwe doları!

        Aslında Zimbabwe Merkez Bankası’nın eski başkanlarından Gideon Gono da bir dolardan 100 trilyon dolara uzanan geniş bir yelpazede banknot basarak halkı küçükten büyüğe sayılarla kaynaştırdığı için Ig Nobel matematik ödülünü almıştı zamanında. Ama törene gitmemişti.

        Ödül alanların törene katılıp katılmaması önemli bir ayrıntı. Harvard’daki Sanders tiyatro salonunda yapılan törenlerde mizah dozu yüksek olduğu için alaya alınma korkusuyla bilim insanları arasında gitmeyenler oluyordu. Pandemiden bu yana online yapılıyor, yine uzaktan katılan katılmayan var.

        Geçmişte farklı nedenlerle katılmayanlardan bir deste:

        -İngiltere’de musluk suyuna kanserojen madde katarak Dasiani markasıyla şişeleyip sattığı için kimya ödülünü alan dünyanın en büyük gazlı içecek markası törene temsilci göndermemişti.

        -Avrupa ve Amerika’da papaz sıkıntısı çekildiği için, ölmüşlerin ruhuna düzenlenen ayinleri Hindistan’daki papazlara havale edip, dış kaynak kullanımındaki başarısıyla ekonomi ödülü alan Vatikan da kimseyi yollamamıştı.

        Çok ağır siyasi taşlama niteliğindeki ödüller de sahipsiz kalmıştı. Mesela Hiroşima’nın 50’inci yıldönümünde, Pasifik’te nükleer deneme yaptığı için barış ödülünü kazanan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, dünya protestolarla çalkalanırken tabii ki gitmemişti törene.

        Sonra Amerikan enerji şirketi Enron’un büyük bir muhasebe skandalıyla batması da 2002’de ödüle layık görülmüştü. Enron ile muhasebe ve denetim firması Arthur Andersen’in yöneticileri, “hayali rakamların matematiksel konseptini iş dünyasına başarıyla uyarladıkları” gerekçesiyle ekonomi ödülünü almış ama törene gitmemişlerdi. Niyetleri olsa bile gidemezlerdi, hepsi hapisteydi.

        Ig Nobel’ler pür mizah veya ağır hiciv niyetine verilse de bazı ödüllerden ciddi tartışma kazaları da çıktı. Mesela, radyolarda en fazla country müziğin çalındığı Amerikan kentlerinde intihar oranlarının daha yüksek olduğunu tespit eden iki sosyoloğa tıp ödülü verilmesi büyük tepki çekmişti. Country şarkıcılarının öfkesi bir yana, araştırmada kullanılan yöntem bilim insanlarınca yanlış bulunmuştu.

        FOSİLLERİ YEMEK

        2023 Ig Nobel ödülleri arasında favorim, ancak ödüllendirilmesini biraz tartışmalı bulduğum favorim İngiliz Leicester Üniversitesi’nden Polonya asıllı jeolog Jan Zalasiewicz’in “Fosilleri Yemek” başlıklı çalışması. Kimya ve jeoloji ödülüyle duble onurlandırılan Zalasiewicz, Paleontoloji Derneği Bülteni’nde yayınladığı eserinde arkeolog ve paleontologların saha araştırmalarında eski bir alışkanlıkla taşları, kayaları neden yaladığını anlatıyor.

        Nedeni çok basit; taşın bulanık yüzeyini ıslatarak detayları daha net görebilmek için. Ayrıca ağıza gelen tat, nesnenin kimyasal bileşimi hakkında ilk bilgileri verebiliyor. Fosil numuneleri yanmış, kaynamış veya çözülmüş olduğu için hepsi farklı tat bırakıyor, zaman içinde farklı değişim gösteriyor. Bu bağlamda jeolog ve paleontologlar, kimyasal analiz ekipmanlarının yeterli olmadığı dönemlerde bu yalama ritüeliyle biraz simya, biraz şehvet içeren deneyimler yaşıyorlar.

        Zalasiewicz’in yayını aslında bir araştırma değil, son derece kıvrak dille kaleme alınmış bir newsletter. Baştan sona merakla okudum; Explorers Club’ın 1951’de New York’taki Roosevelt Otel’de verdiği yemeği organize eden ve Mae West’in eski menajeri olan Wendell Phillips Dodge’un davette “prehistorik et tabağı” sunulacağına dair basına haber uçurması sonucu büyük bir merak dalgasının oluşması ve Christian Science Monitor’ın “Yemekte 250 milyon yıllık donmuş yünlü mamut eti ikram edildi” diye haber yapması gibi matrak anekdotlar var. Yemekte sunulan tabak her neyse taş yalayanlar tabii ki yemiyor ve Yale Üniversitesi Peabody Doğa Tarihi Müzesi’ne kaldırılıyor. Kent efsanesi yıllarca sürüyor ve 2014’te bir grup meraklı doktora öğrencisi müzelik et yemeğine DNA testi yapıyor, mamut eti yerine aynı davette ikram edilen yeşil kaplumbağa çorbasının artık parçaları çıkıyor.

        Zalasiewicz’in yazısını okurken, hamsilerin cinsel hayatını inceleyen araştırmayla aynı kefede ödüllendirilmesini biraz tartışmalı buldum. Ama Ig Nobel verilmese bu newsletter nereden çıkacaktı karşıma.

        Gerçi Zalasiewicz tanınmamış bir jeolog değil. Kuvatener ve paleozoik tortul kayaçlarını incelemesiyle bilinen, İngiliz Jeoloji Derneği Stratigrafi Komitesi’nin başkanlığını yapmış bir bilim insanı. En son da Antroposen Çalışma Grubu'nun üyesi olarak gündemde. Bu uluslararası çalışma grubu, son 70 yılda iklim değişikliğinden biyoçeşitlilik kaybına yeryüzünün insan etkisiyle 7 bin yılda olmadığı kadar değiştiğini ve artık yeni bir jeolojik döneme girdiğimiz görüşünde. Bu iddiayı, Kanada Ontario’daki Crawford Gölü’nün tortu katmanlarından elde ettikleri kanıtlara dayandırıyorlar. Biz son 11 bin 700 yıldır Holosen dönemini yaşıyoruz, yeni dönemin ise Yunancadan alıntıyla “Antroposen” (yeni insan çağı) olarak adlandırılmasını öneriyorlar.

        Zalasiewicz’in bu profili pek Ig Nobel tadı vermiyor. Ama adam belli ki kalender, webcast ödül törenine katıldı.

        Peki Ig Nobel alan Türk bilim insanı var mı?

        Geçen yıl vardı. Glasgow’daki Strathclyde Üniversitesi’nden gemi mimarisi ve okyanus mühendisliği uzmanı Prof. Atilla İncecik, yavru ördeklerin dizi halinde yüzmeyi nasıl başardıklarına dair ortak çalışmayla fizik ödülünü Çinli, İngiliz ve Amerikalı meslektaşlarıyla paylaşmıştı.