Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Ayşe Özek Karasu Gazze'ye hava köprüsü - uluslararası toplumun yenilgisi  
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Açlıktan kırılan insanlara havadan yemek atmak… Bağ - bahçe, gıda yetişen neresi varsa bombalarla dümdüz edildiği için hayvan yemini öğütüp bazlama yapmak… Bir kamyon gıda maddesine ulaşmaya çalışırken kurşun yağmuru altında can vermek…

        Tamamı soykırımın kitabına girer. Soykırım suçunu işleyen İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nın uyarıcı hükmüne rağmen cürmüne devam eden İsrail, sadece öldürerek değil, açlığı silah amaçlı kullanarak BM Soykırım Sözleşmesi’nin her maddesini harfiyen yerine getiren (!) yine İsrail. Ve İsrail’in kaprisine boyun eğerek Gazze’deki açlığı havadan atılan üç-beş paket helal gıdayla bastırmaya çalışan bir uluslararası topluluk.

        “Hava köprüsü” gibi tumturaklı aksiyonlara girişmek, aslında saldırgan taraf karşısında toplu yenilginin resmi. Sanki Gazze doğal afete uğramış da, ulaşım güçlüğü nedeniyle havadan paket yağdırılıyor. Çoluk çoluğun açlığını dindirmeye yetmeyeceğini bile bile insaniyet gösterisi. Uluslararası hukuka göre savaş hattındaki sivillerin korunması ve temel ihtiyaçların karşılanması için koridor temini İsrail’in yükümlülüğü. Fakat, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın savaşın en başında söylediği gibi Gazze’ye geçit yok. Ultra sağcı Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir’in defalarca dediği gibi Gazze’ye tek lokma yemek girmemeli.

        İsrail, insani yardımı engellediği için BM Güvenlik Konseyi’nden silah ambargosuyla bir yaptırım kararı çıkarmak çok mu zor, çok mu imkansız? Bu kadar ürkek ve çekingen davranılmasının nedeni, İsrail’i soykırımla suçlayan dünyanın diğer yarısına eşlik etme korkusu mu?

        AÇLIĞI SİLAH AMAÇLI KULLANMAK

        Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail’in Gazze açlığını savaş aracı olarak kullandığını söylüyor. Human Rights Watch da aynı görüşte. BM’nin geçen aralık ayındaki tespitlerine göre yarım milyon insan, yani Gazze nüfusunun dörtte biri ekstrem açlığın pençesinde – geçen sürede sayı artmış olabilir; iki yaşın altındaki her altı çocuktan biri beslenemiyor, bazıları ölüyor. Gazze’nin kuzeyinde hayvan yemlerini öğütüp pişirerek karınlarını doyuruyorlar.

        Gazze’ye insani yardım için İsrail’in işbirliğine kesin ihtiyaç duyulduğu halde Batılı siyasetçiler sadece uyarıcı sözler sarf etmekle yetiniyor. Netanyahu hükümetinin kulak asmayacağını onlar da biliyor. Savaşın başındaki topyekûn destek tavrını indiren Biden’ın “masum insanlar aç bırakılıyor” açıklamalarına rağmen Netanyahu üzerinde hiçbir nüfuzu olmadığı ortada. “Soykırım”, “Apartheid” suçlamalarını duyunca ateşlenen kafalar, Filistinli çocukların ölümüne, çektiği acılara bir o kadar soğuk ve uzak durabiliyor.

        Oysa Uluslararası Adalet Divanı 26 Şubat’ta aldığı kararda, İsrail’i Filistin halkına insani yardımı güvence altına almak ve soykırıma karşı önlem almakla yükümlü kılmıştı. İsrail’in Lahey’e yolladığı yargıç bile onay vermişti. Ancak İsrail, bu karara da kulak tıkadı. Hatta tam tersine hareket etmeye başladı. Geçen ocak ayında Gazze’ye günde ortalama 160 kamyon yardım malzemesi girerken, şubat ayında sayı 96’ya düştü. Savaş başlamadan önce İsrail’in Aşdod limanı üzerinden Gazze’ye geçen kamyon sayısı günde 500’ü buluyordu. Şimdi ise Mısır üzerinden Refah kapısı kullanıldığı için hem yol uzuyor, hem de bazı yardım malzemeleri İsrail kontrolüne takılıyor.

        Yardım akışının ısrarlı bir şekilde engellenmesi geçen haftaki kıyımın da müsebbibi; yardım malzemelerine akın eden halka İsrail askerinin ateş açması sonucu 100’ü aşkın insan can verdi. İsrail’in müttefikleri İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya dahil dünya kınadı, İsrail’in “İzdihamda ölenler oldu” iddiasına soruşturma açılmasını istediler. Ancak Biden soruşturmanın, ramazanda ateş arası verilmesi için yürütülen görüşmelere engel olacağı görüşündeydi ve hemen ertesi gün hava operasyonu için talimatı verdi.

        Yardım sevkiyatında o trajedi yaşandı, çünkü İsrail, BM’nin Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı UNRWA’nın faaliyetlerini de Hamas’la işbirliği iddiasıyla engelliyor, yardımın organizasyonu İsrail’in tuttuğu bir takım ehil olmayan ellere kalıyor. Dün de, Gazze Şehri’nin güneyindeki Kuveyt Kavşağı’nda yardım bekleyenlere ateş açıldığı haberi geldi.

        DÜNYANIN EN PAHALI YARDIM İŞİ

        Sonuçta İsrail engelini aşamayan uluslararası topluluk, yardım örgütlerinin arkasından dolanarak havadan yardım gibi aşırı pahalı ve de 2 milyonluk nüfusu doyurmaya yetmeyecek bir yola saptı. Ürdün, Mısır, BAE ve Fransa’yla başladı, geçen cumartesi ABD de devreye girdi. ABD’nin üç C-130 kargo uçağıyla attığı 38 bin paket hazır yemek, tek bir kamyonu ile doldurmayacak kadar cılız bir miktar. Yardım örgütlerine göre yeterli gıda malzemesi sağlamak için günde onlarca kez aynı operasyonu tekrarlamak gerekiyor.

        Ürdün’deki üsten kalkan uçakların attığı malzeme çocuk bezi ve kadın pedi gibi hijyen ürünlerini de kapsıyor. Paraşütle malzeme indirmek Ürdün-İsrail koordinasyonuyla yürüyen zahmetli bir süreç; İsrail uçaktaki kişilerin kimliğini inceledikten sonra uçuş izni veriyor. Hastanelere indirilecek yardımlar aşağıdaki birimlerle irtibat halinde GPS güdümlü paketlerle yapılıyor. Gazze kıyılarında sivillere atılacak yardım için önceden anons yapılmıyor, daha fazla sayıda insana ulaşması için paketler küçük boyutta tutuluyor; 10 bin feet irtifadan 30-60 saniyede bir bırakılıyor. Gazzeliler, denize düşen paketlere ancak sandallarla erişebiliyorlar.

        Bu operasyonların astronomik bedeli olduğu biliniyor. Ürdün ordusu maliyet konusunda bilgi vermiyor ama UNRWA direktörü Philippe Lazzarini “Maliyeti aşırı yüksek, yardım götürmek için başvurulacak son çare. Havadan gıda atmak bugün Gazze için çözüm değil. Tek gerçek çözüm, geçişleri açarak gıda konvoylarıyla tıbbi yardımın ulaşmasını sağlamak” diyor.

        Save the Children’ın başındaki Janti Soeripto ise havadan yardımı tek kelimeyle “tiyatro” diye tanımlıyor: “Malzemelerin atıldığı yerde kaosa yol açacak bir operasyon, çünkü kimin ne kadar gıda edindiğini bilmek, güvence altına almak mümkün değil. Hele denize düşen ağır kargoyu taşımak zorunda kalan çocuklar… En doğru, etkili ve güvenli yol geçişleri açıp, BM ajanslarının denetiminde dağıtımı yapmak.”

        Ve en doğru yol, katiyen rasyonel olmayan bu tür sembolik hareketler yerine İsrail’e karşı yaptırım gücünü, insanları aç ve susuz bırakmanın sonuçlarına katlanacağını göstermek.