Bülent Cankurt; "Ayhan Sicimoğlu, beyninde tümör çıkan 40 yıllık eşi Zeynep Akar'ı 'Bundan sonra sana ailen baksın' deyip terk etmiş" diye yazdı.
Bülent, "Vefasız müzisyen bir daha eşini arayıp sormadı, Akar ise hayata küstü. Bu nasıl bir vefasızlık, nasıl bir insafsızlık! Hakikaten sen neymişsin be abi!!!" demiş.
Şaşırdık mı? Ya da neden şaşırıyorsun Bülent Cankurt. Ben asla şaşırmıyorum. Ve sana çok net bir gerçeği söyleyeyim maalesef hemcinslerin (Genelleme yapmıyorum elbet) biraz öyle. Kadın hastalandığı zaman gitmeye, kaçmaya, terk etmeye doyamaz. Ki bunun tarihte de örnekleri var. Gazete arşivlerinde de. Az biraz şöyle çevrene bakıp ya da kayıtları karıştırsan eminim sen de göreceksin.
Erkekler maalesef her zaman iyi olan, sağlıklı olan, zayıf olan, yüzü gülen, çalışkan, başarılı, kariyer sahibi, sorun çıkartmayan, her şeye "Evet" diyen, salağa yatan, hatta üç maymunu oynayan, bilip bilmeyen, görüp görmeyen, duyup duymayan ve hatta akıllı olmayan kadınları seviyor ve terk etmiyor. Durum bu yani.. Kimse de üstüne alınmasın.
Benim yazdıklarımı bazen birileri saçma şekilde üstüne çekiyor. Ama çekmeyin kuuuzzzummm, çekmeyin. Hayat sizlerin etrafında dönmüyor yani... Ben genele yazıyorum, gördüğümü, bildiğimi, duyduğumu yazıyorum inanın.
Neyse yani olay bu Bülentciğim hemcinslerin birazdan da öte acımasız ve ben artık şaşırmıyorum. Ama onlara da kızmıyorum artık. Bu durumu maalesef biz kadınlar yapıyoruz. Eminim 40 sene aynı yastığa baş koyduğu adamı tanıyordu Zeynep Akar da. Yani az biraz vefasız olduğunu çözmüştür Ayhan Sicimoğlu'nun da kondurmamıştır inan. Bazı kadınlar bilir ama kondurmaz.
***
Ah canım Deniz
Deniz Seki'yi Armağan Çağlayan'ın programında izlerken; "Katıldığı ilk müzik yarışmasında keşfedilmiş, ilk şarkısı ile zirve yapmış, şöhret basamaklarını hızla tırmanmış, ülkenin gündemin oturmuş Deniz Seki'yi çok yakinen takip eden biri olarak şunu söyleyebilirim ki; daha dingin, daha sakin, yaşadıkları ile iç hesaplaşmasını yapmış, kabule geçmiş, şahane sesli, güzel şarkıların kadını Deniz olmuş" dedim.
Yaşadıkları hiç kolay değildi. Ki geriye dönüp baktığımda da hiç kolay gözükmüyor zaten. Hiç bahsetmek istemediğim o yerde Deniz'i ziyaret ettiğimde bunu biliyordum. Şimdi de aynı şeyi düşünüyorum. Haksız yere hayattan çalınmış bir beş yıl ve sonrasında yeniden bu hayatı yöneten bir kadın.
İnanın her babayiğidin harcı değil. Deniz Seki bunu başarıyor. Her hafta bir sahnede. Her gün bir programı var. Şarkılar yapıyor. Ve üstelik annesinin hastalığı ile mücadele ediyor.
Zaten programda da, "Anneciğim o kadar içine atmış o kadar içine atmış ki, ben çıktıktan sonra hastalandı. Beyin kanseri o zaman patladı" diyor gözleri dolarak.
Yaşadığı süreci anlatıyor.
Hangi ana yüreği dayanabilir ki, kızının haksız yere yatmasına. Biz bile zor dayanırken. Gerçekten Deniz'in yürüttüğü süreç ve kendini toparlayabilmesi onun gücünden. O yüzden de bravo diyorum Deniz sana. Kadın isterse her zorluğun üstesinden başarıyla geliyor işte. Deniz Seki de geldi. Kimse kusura bakmasın. Gerçekten yaşadığı süreç çok zordu. Muhabirlik yıllarından takip eden biri olarak söylüyorum Deniz naif, kırılgan, sakin, saygılı ve güzeldi. İnandı ve güvendi. Ve maalesef bu sektör en çok da bu insanlara zarar verdi. Kendimden biliyorum. Ne kadar inanır, güvenir, saygılı ve sessiz olursan o kadar üzülen oluyorsun maalesef. Neyse ama geçti bitti. Artık Deniz daha emin adımlarla ilerliyor.
Bu yaz da Deniz Seki "Cambaz"ı çıkarttı.
Şarkı Selahattin Sarıkaya'nın çok eskiden yazdığı bir şarkı ve zamanında Mürvet Kekilli söylemiş. Deniz Seki de çok eski bir şarkıyı yeniden yorumlamış. Şimdi dillerde. Her yerde çalıyor şarkı.
Gerek kulüplerin, beach'lerin listelerinde yer aldı.
Deniz'in öyle güzel, öyle farklı, öyle duygulu bir sesi var ki, her şarkıya hayat verir yeniden diriltir. Cambaz da onlardan olmuş. Bu arada yeni şarkılar da gelecekmiş. Ah ki ne ah. Ben onları bekliyorum. Hala Deniz'in tüm eski şarkılarını dinleyeni olarak.