Türkçe’de bir zamanlar hemen hergün kullanılan ama artık nerede ise unutulmuş hâle gelen “hırs-ı pîrî” diye hoş, güzel ve çok doğru bir söz vardı.
“Hırs-ı pîrî”nin ne mânâya geldiğini, bu ifadeyi şimdiye kadar hiç işitmeyenler için yazayım:
“İnsana yaşlılıkta musallat olan hırs” demektir...
“Hırs-ı pîrî” sadece erkeklere yahut yalnızca kadınlara mahsus değildir, yaşını başını almış herkes bu derde uğrayabilir ve bir defa geldi mi asla gitmez! Bu hırsa müptelâ olanlar dünyevî olan herşeye daha çok sarılırlar, kafaları artık menfaat temininden başka işe çalışmaz, sahip oldukları herşeyin çok daha fazlasını ister, ellerinde bulunan ile yetinmek hatırlarına bile gelmez ve evlerinde oturup torunları ile vakit geçirecekleri yerde makamlarında kalmak için etraflarındakiler ile didişip dururlar!
Hele, etraflarındakiler açıkça ve dürüstçe “Yahu, şimdiye kadar zaten birşey beceremedin; artık bırak da git” demekten her nedense çekinip de “değişim”, “meğişim” gibi birşeyler geveledikleri takdirde hırs-ı pîrîye müptelâ devletlû makamına daha sıkı sarılır ve mevkiini muhafaza için rakibi olan gevelemecilere yapmadığını bırakmaz!
Hırs-ı pîrî, “hırs-ı câh” denen “makam hırsı”nı da beraberinde getirir. “Hırs-ı câh”a uğrayanların “Artık yaşım kemâle erdi, bu işi lâyık olan bir başkasına devredeyim” diye düşünüp işgal ettikleri makamı ve mevkiyi gönül rızası ile bırakmaları asla mevzubahis olmaz. Yerlerinde kalabilmek için iyi, güzel ve doğru olan herşeye, yeniliğin her çeşidine karşı çıkarlar; zira etrafta olup biten ne varsa, hepsinin kendisini devirip bir tarafa atmak için yapıldığına, mevkiini bırakıp gittiği takdirde herşeyin perişan olacağına inanmakta ve her ânını etrafındakierle didişme ile geçirmektedirler.
Bunlarla beraber gelen ve “hırs-ı nukûd” denen bir başka dert de vardır ve kafası gitmiş olan yaşlıların bitmek bilmeyen para hırslarını ifadede kullanılır. “Hırs-ı nukûd” çeken geçkin yaştakiler dünyayı sadece maddî menfaat kaynağı olarak görür ve keselerini doldurabilmek için ellerinden geleni yaparlar.
“Hırs-ı nukûd”un nasıl birşey olduğunu gülerek öğrenmek isterseniz, Hüseyin Rahmi’nin “Kaynanam Nasıl Kudurdu”sunu okuyun... Romanın kahramanı Kuduruk Makbule’nin yaptıkları “hırs-ı nukûd”un mükemmel örneğidir.
“BUNAK”, “AHMAK”, “CENAZE”, VESAİRE
Ama, bütün bunların içerisinde asıl dert hırs-ı pîrîdir, henüz çok ileri yaşlara gelmemiş olanlarda da görülebilir ve o kişi hem kendisini, hem de etrafını perişan eder. En büyük belâ da politikacının yahut liderin hırs-ı pîrîye uğramasıdır, bu vaziyette olan memlekete olur!
Türkiye hırs-ı pîrîden çok çekmiştir ve tarihimizde dünya kadar örneği vardır!
Hırs-ı pîrîye müptelâ devletlûları ve memleketin canına nasıl okuduklarını merak edenler için de bir kitap tavsiye edeyim: Hayattan 1724’te ayrılan biyografi yazarı Osmanzâde Tâib Efendi’nin “Hadikatü’l-Vüzera”sını, yani “Vezirler Bahçesi”ni...
Kitapta halkın “Bunak”, “Ahmak”, “Koca gabi”, “Nâdân”, “Cenaze” yahut “Meyyit” yani “ölü” gibi isimler taktığı bunamış ama bulundukları makamlardan ayrılmamak için ellerinden gelen herşeyi yapmış devletlûların birhayli örneği vardır. Eser yeni harfler ile de defalarca basılmıştır, kolayca temin edebilir, bizi bir zamanlar kimlerin idare ettiğini öğrenir ve geçmişteki devletûların hırs-ı pîrîye uğramış günümüzün siyasetçilerine benzerliklerini hemen farkedebilirsiniz.
Yazının başlığındaki temennimi burada, nihayetinde de tekrar edeceğim: Allah cümlemizi hırs-ı pîrîye müptelâ siyasetçiden muhafaza eylesin!!