Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye’de muhalif seçmenin belki de en büyük trajedisi kendilerinin bir davası olduğuna, kendilerini temsil eden siyasetçilerin de bu davayı sahiplendiklerine inanmaları. Siyasi yelpazenin tam ortasında duran seçmenin bir davası olmaz, istedikleri ve beklentileri ‘makul’ ve ‘dozunda’ gibi zararsız kelimelerle tarif edilir. Çoğunluğu oluşturan bu tip seçmene ideoloji yön vermediği için de siyasetten beklentileri hemen her zaman maddidir. Çocuklarının eğitimi, ev ve otomobil sahibi olmak vs. İçlerinde biraz daha derinlikli düşünenlerin belki bağımsız yargı, bireylerin eşitliği, özgürlük gibi talepleri de vardır ama, kendi kendimizi kandırmayalım, öncelikleri bu olan kitle Türkiye’de hep azınlıktı, hala da azınlık olmaya devam edecek.

        REKLAM

        Kendi siyasi beklentileri son derece sınırlı, tepkisini sadece sandıkta ekonomik gidişata göre gösteren, oyunu tamamen pragmatik olarak belirleyen seçmenin siyasilerin benzer pragmatik tercihlerine duyduğu öfke iki yüzlü mü? Ağır bir ifade kullandığımı biliyorum. Yenilmişlik, ihanete uğramışlık duygusuyla muhalif seçmenin epey öfkelendiğini, nesnel düşünme yeteneğini kaybettiğinin de farkındayım. Ama çoğunluğun Cemil Tugay’ın AK Parti’ye transfer olmasına çok da sinirlenmeye hakkı olduğunu zannetmiyorum. Kim olsa önündeki seçeneklere bakarak benzer bir tercihte bulunur.

        KİM CHP’Lİ KİM DEĞİL

        Cemil Tugay tam olarak kime ihanet etti, CHP seçmenine mi? Bu tez CHP seçmenin monoblok ve homojen olduğu varsayımından yola çıkıyor. Oysa 2010 referandumunda yüzde 42’ye varan hayır cephesini bol bol Atatürk diyerek konsolide etmeyi sağladı sadece CHP. Başardı, demiyorum. Çünkü CHP’nin bütün başarıları ya karşı tarafın başarısızlığı ya da dönemin şartlarından dolayı zorunlu olarak oluştu.

        REKLAM

        2010 referandumundan sonra da Türkiye de facto iki partili bir sisteme geçti. Tıpkı Amerika’da olduğu gibi seçmen adeta Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında iki tercih yapmak zorunda kaldı. ABD’de iki partinin aralarındaki ideolojik ya da politik farklılık çok daha belirgin, iki tarafın da kırmızı çizgileri ve asla taviz vermeyecekleri politikaları var. Kürtaj ya da zenginlerden vergi alınması gibi.

        Ancak Türkiye’deki fiili iki partili rejimde AK Parti’nin yolu, çizgisi, ideolojisi, hedefleri netken en az 15 yıldır CHP kendi kendisini tanımlama problemi olduğu var. Tekrardan insanın içini bayan bir Sunay Akın gösterisi gibi sürekli Atatürk diyorlar, “İzmir’in dağları” diye gaza geliyorlar ama hepimizin hayatını ilgilendiren konularda neyi savunduklarını bilmiyoruz.

        REKLAM

        Muhalefetin konsolide olduğu ikinci partinin (adı CHP ya da Yeni olabilir, fark etmez, çünkü ikisi de aynı) bugüne kadarki tek somut vaadi “AK Parti değiliz” oldu ama onun ötesine geçemediler. Sosyal medyadan gaza gelinerek atılan birkaç siyasi slogan, “yaptırmayacağız, ettirmeyeceğiz,” gibi edilen içi boş laflardan öte tek bir plan ya da hedef ortaya koyamadılar. Kendi yönetimleri altında nasıl bir Türkiye olacağını bile söyleyemiyorlar, çünkü kozmetik Atatürkçülük dışında kendileri de bilmiyor.

        Taksim meydanına cami yapılması, başörtü yasağının kalkması siyasi hedeftir. Türkiye’de İslami siyaset ilk günden beri amaca yönelik hareket etti, tuğlaları teker teker inşa etti ve bugünlere geldi. Üstelik insanları, bir dönem Birikim dergisi yazarları da dahil, ikna ederek, gücü kendinde topladı.

        REKLAM

        Türkiye’deki meşru Kürt siyasi hareketi de kendilerini epeydir kilit bir noktada buldu, bu sayede de istediklerini yaptırabilecek kadar etkili oldular. İlk günden beri somut talepleri vardı ve taviz vermediler. Bugün kazandıkları siyasi etki de bir gecede gelmedi, tesadüfen olmadı. Ardında yıllar süren bir mücadele, sürgün, hapis, işkence var. Yollarından dönmediler.

        İki hareketin de ortak noktası dava adamlarından (ve kadınlarından) oluşmasıydı. Benzer bir fedakarlığı CHP’den ya da herhangi bir merkez siyasetçiden beklemek mümkün değil. Merkez tanımı gereği bir hareket değildir, sabit durur. Ana muhalefet altında siyaset yapanlar da bir davanın takipçileri değil, çeşitli nedenlerden dolayı siyasete girmiş ve kendilerini bir şekilde bu partide bulmuş isimlerdi.

        REKLAM

        Pek çoğunun siyasete girme nedenleri arasında halka hizmet yoktu, bunu baştan kabullenelim. Geçmişte olduğu gibi siyasete girmenin başka getirileri olduğunu bildikleri, bireysel zenginliğin yolunun en kolay siyasetten geçtiğini kavradıkları için bu yola girdiler. Kendilerini bir şekilde CHP’de bulmalarının nedeni de, en azından bir kısmı için, ideolojik yakınlık, baba ocağı gibi palavralar değil, başka kapıların yüzlerine kapatılmasıydı.

        Bizzat tanık olduğum bir olayı anlatmalıyım: Bir dönem nüfuzlu olan bir tanıdığımın yeğeni AK Parti’den milletvekili olmak istiyor ama ne yaptıysa bir türlü beceremiyordu, sonunda Gürsel Tekin’e tek bir telefonla o dönemin CHP listesine girdi ve seçildi. Maalesef bu örnek tekil bir hadise değil.

        REKLAM

        Sırf ana muhalefet çatısı altında seçildikleri için bu siyasi aktörlerin başkalarından daha ahlaklı, daha nitelikli, daha liyakatli olduğunu düşünmek de seçmenin büyük bir yanılgısı. Galiba bu yanılgının da süresi yavaş yavaş doluyor. Neydi o laf, herkesi her zaman kandıramazsınız gibi bir şeydi.

        SATRANÇ OYUNCUSU

        “Baba ocağı”na ihanet etmekle itham edilen bütün bu isimleri “baba ocağı”nın bizzat koruyucuları, sahipleri kapıdan soktu. Bir kısmını özellikle seçtiler. İstanbul’u ikinci (veya üçüncü) kez kazandıktan sonra İmamoğlu ve yasal zorunluluklardan dolayı genel başkanlığa vekaleten bizzat atadığı Ecz. bu kadroları belirledi. Hatay’da olduğu gibi seçmendeki tepkiyi dinlemediler. Dinlememek bu ikilinin karakterinde var; Adalar’da tepki çeken o berbat ulaşım araçlarını (azmanbüs) da inadına yerleştiren İmamoğlu’ydu.

        REKLAM

        2019’da İzmir’i yüzde 58.1 gibi rekor oyla kazanan (İmamoğlu ve Yavaş’tan daha yüksek) Tunç Soyer’i ileride kendilerine siyasi rakip olmasın diye aday göstermediler, hapse gönderilmesine de sessiz kaldılar. 2024’te CHP’nin İzmir’de aldığı oy yüzde 49.1’de kaldı. O seçimin zafer sarhoşluğuyla hiç kimse bu büyük düşüşü analiz edemedi, ama İzmir yaklaşan tehlikenin habercisiydi. O tehlike başkanın başka bir partiye gitmesi değil, kendilerini siyasetin geleceği olarak sunan bu ikilinin ilk büyük hamlesinin halktaki sonucuydu.

        Muhalif seçmenin bir kısmı öfkeyle İmamoğlu ve Ecz.’i hesap vermeye çağırıyor. Bu kararların altında büyük bir komplo, iktidara hizmet, üst akıl, oyun planı, uzun vadeli bir plan falan yoktu. Böyle düşünmek ikisine haddinden daha fazla önem atfetmek olur. Düpedüz öngörüsüzlük, beceriksizlik ama en önemlisi de siyasi amatörlükle kendilerini ortaya attılar. Ve bu ikili, bu sınırlı yetenekleriyle, her türlü siyasi darbeden, bir tane de askeri darbe girişiminden, bir şekilde ustaca kurtulmayı başarmış Erdoğan’la mücadele edebileceklerini, ona karşı oyun kuracaklarını düşünüyordu. Erdoğan’ın nasıl bir satranç oyuncusu olduğunu bilmeden.

        REKLAM

        Bugün artık siyasette iki partili bir seçim modelinden fiilen söz etmek mümkün değil. CHP (veya Yeni) yaptıkları hatalarla muhalefet seçmenini konsolide edebilecek bir geniş şemsiye partisi olmanın uzağında artık. Seçmenin güveni kırıldı. Yerine en azından şimdilik daha hibrit, tek partili, tek merkezli bir sistem yerleşti. Herkes bu yeni sistemde var olabilmek için kendi rolünü üstelenecek.

        Türk siyasi tarihine geçecek fotoğraflardan biriydi önceki günkü: “AK Parti’ye geçersen sen boşarım,” dediği bizzat kocası tarafından söylenen Cemil Tugay’ın eşi de transferi Erdoğan’la birlikte sahnede kutluyordu. Satranç böyle oynanır diyor bu kare.