Avrupa’nın bir dönem en büyük bankalarından olan Deutsche Bank, bugün rakiplerinin çok gerisine düşmüş durumda. Piyasa değeri 8.2 milyar Euro seviyesine kadar indi. Bankacılık sektöründe önemli bir çarpan olan Piyasa Değeri/Defter Değeri, 0.2’ye geriledi.

Karşılaştırma yapmak açısından aynı çarpan Fransız BNP Paribas’da 0.5, İsviçreli UBS’de 0.7, Bank of America’da ise 1 seviyesinde. Deutsche Bank hisseleri borsada banka tarihini en düşük fiyatı ile el değiştiriyor.

Deutsche Bank’ın birçok problemi var. Avrupalı rakipleri 2018’i ortalama yıllık yüzde 7 kâr artışı ile tamamlarken, Deutsche Bank geçen yılı yüzde 4 kârlılık oranı ile bitirebildi. Daha kötüsü 2019’un ilk çeyreğinde bu oran yüzde 1.3’e kadar geriledi. Deutsche Bank özellikle hisse senedi alım satımında ve Avrupa dışı yaptığı operasyonlarında verimsizlik ve yanlış kararlar neticesinde sürekli para kaybetmiş.

Bankanın bir diğer sorunu da, yapılandırması gereken  sorunlu krediler. Yapılan hesaplara göre Deutsche Bank bilançosunda yapılandırılması hedeflenen kredilerin miktarı,  40-50 milyar Euro ya da toplam kredilerin yüzde 14’ü. Bu krediler Deutsche Bank’ın bilançosunu tabiri caiz ise kilitlemiş vaziyette. Hem bankaya nefes aldırmıyor hem de kârlılık açısından ciddi darbe vuruyor. Deutsche Bank bahsi geçen bu kredileri yapılandırıp satabilmek için devasa “Kötü Kredi Bankası” kurmayı planlıyor.

Avrupa’da diğer bankalarda ise işler daha iyi durumda…

2013-14 yıllarında Avrupa’da kriz kendisini en sert haliyle hissettirdiği noktada. Avrupalı bankaların ortalama batık kredi oranı yüzde 8’ler seviyesindeydi. Bu oran İtalya’da yüzde 17’ler, İspanya’da ise yüzde 10’lar seviyesindeydi. Bugün baktığımızda ise bu oranın İtalya’da yarıya (yüzde 8) düştüğünü, İspanya’da ise yüzde üçte birine (yüzde 3.7) gerilediğini görüyoruz.

Deutsche Bank’ın şu an yapmaya çalıştığını İspanyol ve İtalyan bankaların çok daha önce yaptığını, sorunlu kredileri menkul kıymetleştirerek bilançolarından çıkartıp sattıklarını görüyoruz.

2015 ile 2018 yılları arasında, İtalyan bankalarının bilançolarındaki 340 milyar euroluk "Sorunlu Kredi Stoğunun" 210 milyar euroya kadar indiği görülüyor. İspanyol Bankaları ise bu dönemde 50 milyar euroluk sorunlu krediyi bilançolarından çıkartarak satmayı başarmışlar.

Sorunlu kredilerin satışında bankaların bilançolarını temizlemek istemeleri, varlık yönetim şirketlerinin de (Avrupa’da geçen yıl Cerberus, Lone Star Funds, Apollo gibi fonlar 55 milyar euroluk sorunlu kredi - NPL satın almış, WSJ) değerinin ortalama 1/3’ü gibi bir fiyatla aldıkları NPL’leri tahsil edebileceklerini düşünmesi, piyasanın canlı kalmasına neden oluyor.

Gelişen ülkeler de ise işler iyi gitmiyor

Avrupa Bankaları 2013-14’de sert şoku yedikten sonra  Avrupa Merkez Bankası’nın sıfır faiz ve tahvil alım programının da yardımıyla zaman içinde sorunu kredilerini paketleyip satarken, gelişmekte olan ülkelerin bankalarında aynı kredilerin oranı hızla arttı.

Bu ülkelere ilk örnek Hindistan..

2016 yılında Merkez Bankası Başkanlığı görev süresini doldurduktan sonra arkasına bakmadan giden Raghuram Rajan ve istifa etmek zorunda kalan Urjit Patel’in en çok zorlandıkları konu,  “bankaların kredi vermek için şartlarının”  kolaylaştırılması talepleriydi.  Hükümetin büyüme öncelikli programı ve bunu da bankaların kredi kanalları ile fonlama isteği  Hindistan Merkez Bankası Başkanlarına zor anlar yaşattı.

Siyaset tarafında belki bu ısrar Hindistan’ın yüzde 7’lerin altına inmeyen büyüme performansı ile karşılığını almış sayılabilir. Ancak yanında hediyesi ile gelmiş!

2014 öncesi yüzde 4 civarında olan bankacılık sektöründeki sorunlu kredi oranı, 3 katına çıkarak yüzde 12 ‘ye yükselmiş.

Bir başka örnek ise Türkiye.

2014 yılında yüzde 2 seviyesinde olan sorunlu kredi oranı bugün yüzde 4’ü aşmış durumda. Bu yıl sonuna doğru yüzde 6 seviyesine ulaşması bekleniyor. Diğer yandan Grup 2 ve 3 diye adlandırılan tahsili geçmiş alacaklar kategorisinde de son açıklanan rakamlara göre 400 milyar TL (70 milyar dolar) tutarında bir stok olduğunu biliyoruz. Bu kredilerin yapılandırılması için siyaset tarafında bir hazırlık olduğu, son Bütçe Komisyonu'na eklenen maddelerden anlaşılıyor.

Toparlamak gerekirse…

Bankacılık kanalı ile kredi mekanizmasıyla iç piyasası canlı tutmak, likidite ve faiz oranlarını şirketler için cazip haline getirmek görüldüğü üzere bütün dünyada çok popüler.  Bunun için bankaların üzerinde hem ciddi baskı var hem de merkezi yönetimlerin regülasyonlar yoluyla kolaylaştırıcı etkisi var.

Avrupa örneğinde görüldüğü üzere, bankaların bilançosu temizlemeden kredi kanallarını yeniden çalışır hale getirmek mümkün değil.

Bu sebeple bankaların, regülasyonun ve sorunlu kredileri alacak olanların kamunun gözetiminde bir araya gelmesinde fayda var. Burada en önemli konu; satış yapacak bankaların kendi kredi portföylerine aşık olmamaları, yapılandırılacak kredilerin ise adil ve şeffaf seçilmesi.

Tabii bir de yapılandırma ya da menkul kıymetleştirme sonrası bankaların kredi iştahı açılınca “Biz nerede hata yaptık?” sorusunun akıllarından hiç çıkarmamaları gerekiyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!