Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen yıl corona salgını nedeniyle Suudi Arabistan hac ziyaretlerine izin vermemişti.

O dönem kendi vatandaşlarına bile toplu ibadeti yasaklayan bu şeriat ülkesinin dünyanın dört bir yanından gelip, dip dibe günler geçirecek hacılara izin vermemesi son derece doğaldı.

Ancak bu yıl Suudi Arabistan hac için kapıları açma kararı almış.

Gerekli dozlarda aşı olanlara, Hac için vize verecek Suudiler.

Ama şartlı.

Sadece belirli aşıları olanlar hac görevlerini yerine getirmek için ülkeye girebilecekler.

Ve sürpriz.

Türkiye’de yapılan Sinovac aşısı Suudi Arabistan tarafından açıklanan “geçerli aşılar” listesinde yer almıyor.

Yani bizde çoğunluğu 65 yaş üstü yurttaşlarımıza yapılan bu aşıdan olanlar Hacca gidemeyecekler.

Sinovac demişken, bu aşı ile ilgili bir muamma daha var.

“Aşı etkinliğini ne kadar süre koruyor” muamması bu.

Çünkü eldeki ilk bilgiler Sinovac aşısının etkinliğinin ikinci dozdan 15 gün sonra başladığı ve koruyuculuğunun tahminlere göre 6 ay sürdüğü yolunda idi.

Şu ana kadar dünya üzerinde 200 milyondan fazla Sinovac aşısı uygulanmış durumda.

Ve ne yazık ki, Çinli şirket etkinliğin ne kadar sürdüğü ile ilgili bir araştırma yürütüyorsa bile bunun sonuçlarını paylaşmıyor.

Corona meselesine zaten bilimsel olarak yaklaşmayan ve olayı sadece bir tedavi ve koruma meselesi olarak gören Türkiye Sağlık Bakanlığı da bir araştırma yapıyor mu bilmiyoruz.

Ve ilk bilgiler doğru ise yani Sinovac’ın corona aşısının koruma etkinliği 6 ay sürüyor ise Sinovac ile aşılanan ilk grubun süresi önümüzdeki ay doluyor.

Ve daha toplumun yüzde 15 civarı aşılanabilmişken aşılanmış olanların 3. doz aşı ihtiyacı ortaya çıkacak.

Al başına belayı.

"Tutti colpevoli, nessuno colpevole" atasözü Sicilya'ya özgü kaldığı zaman.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Habertürk’te katıldığı programın yankıları sürüyor.

Çoğunluk sorulara yanıt vermediği için Bakan Soylu’yu, bazıları ise sorularına yanıt almayı başaramadıkları için programdaki gazetecileri ve moderatörü suçluyor.

Bu suçlamalar gazeteciler açısından öyle asap bozucu hale gelmiş ki, özellikle Merdan Yanardağ ve İsmail Saymaz, farklı platformlarda kendilerini savunmak ihtiyacı hissediyorlar.

Ve neredeyse Habertürk’ü de suçluyorlar.

Habertürk’ün herhangi bir biriminde herhangi bir yöneticilik sıfatım olmadığı için programın arka planı, hazırlanışı ile bir bilgim, bir fikrim yok idi.

Tek bildiğim, yönetimden bir arkadaşımın beni araması ve “Fatih Abi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Habertürk’e çıkmak istiyormuş. Pazartesi günü gelecekmiş. Pazartesi günü senin saatinde Kübra Par’ın programı olacak” diye haber vermesi idi.

Tek söylediğim şu oldu, “Keşke önceden haber verseydiniz. Pazar programım da bant yayındı ben de annemi görmeye giderdim birkaç gün.”

“Abi biz de yeni öğrendik” dedi.

Bu program nasıl ortaya çıkmış?

Tartışmalar üzerine onu da araştırdım.

Bakan Süleyman Soylu’nun danışmanları kanaldan tanıdıkları bir programcıyı arayarak Bakan Bey’in hakkındaki iddialar ile ilgili olarak Habertürk’te bir programa katılmak istediğini söylemişler.

Kübra Par’ın programına.

Programda farklı görüşlerden gazetecilerin olmasını da rica etmişler.

“Kimler olabilir” sorusuna da Merdan Yanardağ ve İsmail Saymaz’ın uygun olacağını söylemişler.

Merdan Yanardağ’ın adının verilmesi Habertürk’tekileri bile şaşırtmış.

Yayının pazartesi veya Salı günü Bakan’ın İstanbul’da olacağını ve programın bu iki günden birinde olmasının uygun olacağı da belirtilmiş.

Kendilerine Kübra’nın programının 23:00’te olduğu aktarılınca 21:00’de daha uygun olacağını belirtmişler.

Kanal ise “O zaman Çarşamba yapalım. Çünkü Pazartesi ve Salı Fatih Bey’in programı var” demiş.

Bakanlık tarafı “Çarşamba geç olur. Pazartesi 21:00" diye ısrar edince Kanal yönetimi benim programı istedi.

Ben de seve seve verdim.

Hem kaytarmış olacaktım. Hem de Türkiye’nin gündemindeki önemli bir mevzu Habertürk’te ele alınacaktı.

Program günü, soruları soracak gazeteciler önceden bir araya gelip kendi aralarında bir iş bölümü, kim ne soracak gibi bir öngörüşme yapmamışlar.

Yanardağ programa 3 dakika kala, Saymaz ise 7 dakika kala gelmiş ve doğrudan stüdyoya girmişler.

Önceden aralarında konuşup, bir iş bölümü yapsalardı muhtemelen daha iyi olabilirdi.

Bu yapılmamış ve haliyle de ortaya biraz karışık bir durum çıkmış.

Açıkçası ben hala ve yine de gazetecilerin sormaları gereken her şeyi sorduklarını ama Bakan Soylu’nun ustaca bazı sorulardan kaçarak kendi söylemek istediklerini söylemekle yetindiğini düşünüyorum.

Ve dün sabah partilerin grup toplantıları sırasında gördük ki, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun mesajı yerine ulaşmış.

Dün de dediğim gibi Soylu için o programın hedef kitlesi biz izleyiciler değilmişiz.

Kesin bilgi.

Yayalım.

Sedat Peker’in iddiaları ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını isteyenler var.

Aman ha!

Bu büyük bir hata olur.

Bu iddialar ile ilgili bırakın Cumhurbaşkanı'nı, bakanların bile konuşması büyük bir hata olur.

Olumlu veya olumsuz.

Cumhurbaşkanı çıkıp “Bu saçma iddialar” dese yargıyı etkilemektir.

Cumhurbaşkanı çıkıp “Bu ciddi iddiaları araştıracağız” dese yargıya müdahaledir.

Türkiye’de yürütme erkine sahip hiç kimse bu konuda tek kelime dahi etmemelidir.

Edemez.

Yazdım, bir kez daha yazıyorum, Peker’in iddiaları ile ilgili harekete geçmesi gereken tek makam “savcılıklardır.”

Elazığ’daki bir olayla ile ilgili iddialarına Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı, Bodrum’daki bir olayla ilgili iddialarına Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul’daki bir olayla ilgili iddialarına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçmeli, soruşturma başlatmalıdır.

Cumhurbaşkanı’nın, bakanların bu konuda tek kelime söyleme hakları da yoktur, yetkileri de yoktur.

Siyasetin ve yürütmenin yapması gereken tek şey bu konuda soruşturma başlatacak olan savcılara dokunmamak, görevinden etmemek, hakkında soruşturma başlatmamaktır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00