Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Foreing Policy’de falan şöyle yazmış... Moscow Times’ta filan... Financial Times’ta feşmekân... Hepsinden keyfince çıkardığı ortak sonucu, “Türkiye uluslararası politika arenasında Suriye’de devre dışı” diye özetlemiş bir yorumcu...

        Böyle bir şey olabilir mi? Suriye’de çözüme giden yolda formüller aranırken Türkiye sürecin dışında bırakılabilir mi?

        Türkiye’yi dışlayıcı “Sykes-Picot-vari” bir tezgâh kurulmak istendiği belli de, bu, hem bizler için sevinilecek bir şey değil, hem de sonucu kimse için hayırlı olmaz.

        Suriye’nin en uzun sınırı Türkiye ile... Yüzlerce yıldır yaşadığı topraklarda barınamaz hale gelen Suriyelilerin çoğu, ilk sığınılacak yer olarak Türkiye’yi gördü. Türkiye kendi bütçesinden kısarak 2 milyondan fazla Suriyeliyi topraklarında konuk ediyor; başka ülkelere sığınanlar bile, yolunu bulabilseler Türkiye’yi tercih edeceklerini gizlemiyorlar.

        Bütün bunlara rağmen, ABD ile Rusya, İran’ı da yanlarına alarak Suriye üzerinde bir mutabakat sağlayacak ve bunu Türkiye’yi dışarıda bırakarak gerçekleştirecekler...

        İddia bu.

        Washington ve Moskova’da -hatta Tahran’da da- böyle bir niyet içerisinde olanlar vardır, ama biraz harita bilgisi, biraz tarih ve coğrafyaya ilgisi olan, bunun ne kadar ham bir hayal olduğunu bilir.

        Eğer Suriye ile ilgili -geçici veya kalıcıbir formül hayata geçirilecekse, onun Ankara’nın onayını alması gerekir.

        Türkiye, Suriye politikasında yanlışlar yapmadı mı?

        Suriye’nin bugünkü haline bakıp Beşar Esad’ın hâlâ Şam’da varlığını sürdürdüğü akla getirildiğinde yanlışlar yapılmadığı herhalde söylenemez.

        Batılı müttefiklerinin en baştaki “Esad’la olmaz” dayatması karşısında, Türkiye, “Önce iyi ilişkilerimizi kullanarak Esad’ı reformlara ikna edelim” görüşünde daha ısrarcı olabilirdi.

        Alternatiflerinin Esad’dan daha iyi olmayabileceği noktasına Batılı müttefikler geldiğinde, Türkiye, onların aleyhte mütalaalarını ortadan kaldıracak cevvaliyette davranamadı. “Suriye muhalefeti” diye desteklediği gruplar, tedirginliği ortadan kaldırmak yerine daha da pekiştirdi.

        Mısır’da olan bitenlere Ankara’nın keskin bir karşıt tavırla mukabele etmesi de Suriye’de çözüm arayanlar nezdinde olumlu karşılanmadı.

        “İlkeli dış politika”, bugünün “5 ülke bütün dünyadan büyüktür” zihniyeti karşısında fazla bir anlam taşımıyor. BM’de “veto” hakkına sahip 5 ülkeden herhangi biri desteklemezse, bütün dünya arkasında dursa da, yerinde bir karar uygulanamıyor.

        Rusya tamamen duygusal (üsler) sebeplerle Esad’sız formüllere karşı çıkıyor...

        Suriye’de iç savaşın bu kadar uzamasının sebebi, ihtilafın ortasında Beşar Esad’ın bulunması, onun da elindeki kartları (Rusya ve İran) iyi kullanması...

        Kim ne derse desin, Türkiye Suriye konusunda devrede olmak zorunda; yalnızca kendisi böyle istediğinden değil, herkes için doğru bu olduğundan...

        Unutulmaması gereken şudur: Suriye, Türkiye için aynı zamanda bir iç güvenlik sorunudur; Türkiye’nin bölgesinde istikrarlı bir ülke olarak varlığını sürdürmesi de bir global güvenlik zorunluluğu... Bugün yüz yüze kaldığımız sıkıntılar, iç politikadaki belirsizlik ve seçimlerin gündeme taşıdığı müphemlikler, bu temel gerçeği gözlerden gizleyebilir, ama ortadan kaldırmaz.

        Ne olacak peki?

        Olması gereken, Ankara’nın, Suriye konusunda, “dost” ve “düşman” kavramlarını revize ederek, bugünün şartlarına uygun formül/ler üretmesidir. Çözümü ve anlaşmayı engelleyen taraf görüntüsünü, ılımlı, uyumlu, çözümden yana ve formül üreten görüntüsüyle değiştirmelidir Türkiye...

        Yanlış yorumlardan etkilenip “Aman devre dışı bırakılıyoruz” telaşına kapılmadan...

        Diğer Yazılar