Eylemi yapanların kimlikleri açıklandı, ama bağlantılar daha önemli.

Terör örgütleri, affedersiniz, hayli ayran budalasıdır; reklamı sever ve eylemlerinin herkes tarafından bilinmesini isterler. Bir başkasının üstlenmesine izin vermez, buna kalkışıldığında adeta isyan ederler.

Onların bu özelliği, istihbarat ve güvenlik güçlerinin işini kolaylaştırır.

Ankara’da meydana gelen ve 100’e yakın insanımızın canını alan menfur olayın en gizemli yönlerinin başında “eylemin üstlenilmemesi” geliyor. Suruç’ta da öyle olmuştu, Diyarbakır ve Reyhanlı’da da...

“Olağan şüpheli” tanımı içerisine giren örgütlerin üstlenme konusunda “yetkili” sayılabilecek ağızları veya internet siteleri “Biz yaptık” diye övünmedi.

Hiçbirini...

Eylemden sonra adı ilk akla gelen IŞİD, saflarına katılmış bir grup Türk’ü video reklamında kullandı; onlar da fırsattan istifade “kıyam” davetinde bulundu. Dikkat ettiyseniz, o propaganda videosunda bile, Diyarbakır, Suruç ve Ankara eylemlerini üstlenme gayreti bulunmuyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Faili meçhul bırakmayacağız bunu, sonuna kadar gidilecek; kim bu katliamı yaptıysa, bağlantıları varsa tespit edilecek” sözleriyle kararlılığını belli etti. Anlaşılan, hiç değilse bu defa, işin peşine ciddi olarak düşülecek.

Günlerdir televizyonlara çıkan terör ve güvenlik uzmanlarının görüşlerine kulak veriyorum. Pek çoğu ağzından çıkanı kulağı duymayan cinsten olsa bile, içlerinde bilgi dolu sözler sarf eden, dinlenilse ve verdikleri akılla hareket edilse eylemcilerin izini sürmekte işe yarayabilecek akıllar verenler de az değil.

Acaba onları güvenlik bürokrasisiyle birlikte görüş alışverişinde bulunmaya davet ediyor mudur siyasiler?

Evet, biliyorum, bu merakımın temelinde ABD karar alma mekanizmasıyla ilgili okumalarımdan elde edilmiş bilgiler yatıyor; biraz da, “West Wing” ile “Madame Secretary” gibi Amerikan ve “Borgen” gibi Avrupalı siyasi TV dizileri... “Situation Room”da üretilen fikirlerin devlet politikasına dönüştürülme ameliyesinin benzerini bizde de arama ihtiyacı...

İnanın, siyasi iktidarlar, hükümetler, bakanlar, yakın çevreleri dışına çıkarak vahim olayların teşrihine gayret etseler, daha az yanlış yapar, sorunları daha çabuk çözerler.

Çözerler hiç değilse; Diyarbakır ve Suruç gibi kim vurduya gidilmez.

Yaptıkları eylemlerin bilinmesini arzuladıkları için örgütlerin üstlendikleri bilinmesine rağmen, çok sayıda insanın canını alan ve binlerce ailenin hayatını karartan son eylemlerin “sahipsiz” kalması ne anlama geliyor?

Örgütler, seslerini çıkarmayarak, belirsizlik ortamını koyulaştırıp devleti daha fazla zaafa uğratmak gibi farklı bir sonuç bekleyebilir...

Bazen militanlarını farklı örgütlerle irtibatlıymış görüntüsüne büründürerek, hatta bazen militanları farklı örgütlerle de irtibatlı olanlardan seçerek eyleme gönderdikleri de olur.

Hangi tür örgütler yapar bunu?

Daha çok yabancı devletlerle irtibatlı olan örgütler... Bazen de örgütleri suçlamak, başka devletleri töhmet altında bırakmak, hatta iktidarları zora sokup siyasileri zayıflatmak için yapıldığı da olur kanlı eylemlerin...

Pek çok ülkenin tarihinde, yabancı ülkelerin görünmez damgasını taşıyan ya da kendi iç hesaplaşmalarının eseri böyle operasyonlar bulunur.

Modern devletler, varlıklarını, maalesef, irfanla değil kanla sürdürüyor.

Ankara eylemi ve öncüleri hangi türe giriyor?

Muhtemel artçıları önleyebilmek için bu soruya cevap bulmak gerekiyor.

Başbakan Davutoğlu, bu ve benzeri sorulara cevap bulmak üzere mutlaka terör uzmanlarına da başvurmalı.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!