Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

YUKARIDAKİ başlık, toplumun salgın karşısında geldiği noktayı özetleyen ortak cümlesi…

Her biri de salgın ile ilgili kendi alanında dört bilim insanı…

Biri bugüne kadar tüm yasakları ve gevşetmeleri tayin eden Bilim Kurulu’nun alt biriminin en aktif üyesi, halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Levent Akın

Diğeri toplumsal travmalar üzerine çalışmaları ile bilinen TOBB ETÜ’den psikolog Prof. Dr. Nuray Karancı

Üçüncüsü Toplum Bilimleri Kurulu üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt…

Sonuncusu da başından bu yana salgının tedavisine yönelik görüşleri ve önleme yöntemleri üzerine açıklamalarla dikkat çeken, gece gündüz salgına odaklı yaşam süren Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Alpay Azap…

Sondan yani tedavisiyle uğraşandan başlarsam…

Prof. Dr. Azap, birden açılmanın toplum üzerinde yarattığı etkiye bir kez daha dikkat çekti.

Salgının birinci dalgasının kontrol altına alındığı dönemde, kontrolsüz yayılma döneminin bittiğini anımsattı, “Şimdi kontrolsüz bir şekilde yayıldığını görüyoruz” dedi.

Bunun birinci dalganın ikinci piki veya ikinci dalga olarak da adlandırılabileceğini belirtti.

Salgının yayılmasının nedeni olarak kademesiz ve kontrolsüz birden açılmayı gösterdi.

Bunlar mikrobiyoloji ve enfeksiyon alanında çalışan işin tıbbı bölümüyle ilgili bilim insanının bakışı..

ÖZEL SEKTÖRE DE PSR YAPMA İZNİ

Bundan sonra ne olacağı ve nasıl önlem alınması gerektiği konusunu ise Bilim Kurulu üyesi, Prof. Dr. Levent Akın sohbetimizde dile getirdi.

Sonbahar ile birlikte nezle ve grip vakalarının artış gösterebileceğini belirterek toplumu daha sıkı önlem almaya iten söylemlerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Sağlık Bakanlığı’nın bu durumu da dikkate alıp, günde 100-150 bin teste kadar çıkma olanağı getirecek şekilde özel sektör hastanelerine ve laboratuvarlarına da PSR testi olanağı sağladığını bildirdi.

Son dönem test sayısındaki artışın gerisinde de bunun yattığına vurgu yaptı.

Prof. Dr. Akın, baştan bu yana “çok test yapılmasının önemine işaret etmiş bunun salgının önlenmesindeki önemine” vurgu yapmıştı…

Maske kullanımı, el temizliği konusunda toplumun bıkkın tavrına dikkat çekti ve yeni bir dile ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

"İKİ NEDENİ VAR..."

Aslında iki bilim insanı uzun süredir bunu her platformda dile getiriyor.

Toplum travması çalışan Prof. Dr. Nuray Karancı, çevresinde gördükleri karşısındaki şaşkınlığını belirtirken, “Sanki virüs yokmuş gibi davranıyorlar” dedi.

Prof. Karancı bir süre önce tespitini bu köşede de aktarırken aynı noktaya işaret etmişti.

Benzer şeylerin altını dün de çizip şöyle dedi:

“Burada iki neden var. Toplum bu olaydan çok yoruldu. Duyarsızlaştı ve kaygının inkarını gerçekleştiriyor. Depremde de aynı davranışı sergiledi. Çok endişeli gibiler, ama bir yandan da aldırmıyorlar. Yoksa rakamlar, ölen insan sayıları korkutucu.”

Haklı, çünkü 6 ay içinde 6 bin kişi Covid-19 enfeksiyonu kaparak yaşamını yitirdi; bu ortalama olarak ayda bin kişi demek.

Bunu kayda geçirip, “Ne yapılmalı?” sorusunu yönelttim, daha önce de dile getirilen ama bir türlü dikkate alınmayan önerisini yineledi:

“Bu çok uzun sürdü ve bu sürede çok mesaj geldi. Bunlardan sıkıldı. İnkarla kaygıdan kaçınıyor veya duyarsızlaşıyor. Bunun için korkutarak değil, ödüllendirerek gitmeliyiz.”

“Yani!...” dedim, bir cümlede özetledi:

“Yapmamanın olumsuzluğu yerine, yapmanın olumlu yönünü göstermeliyiz; yapmaması halinde cezalandırma yerine, yaptığı için ödüllendirmeliyiz…”

Bu denli kısa ve net…

Oysa başından bu yana mesafeye dikkat etmediği, maske takmadığı için hep cezalandırma yoluna gidildi, kurallara uyan kimse de ödüllendirilmedi.

Sonunda gelinen yer belli…

Hatta sürecin yönetimindeki hatalar, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde meseleyi daha sorunlu bir alana taşıdı.

İNFODEMİ YAYILIYOR

Toplum Bilimleri Kurulu üyesi, sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt dünkü sohbetimizde bu duruma dikkat çekerken, beraberinde yükselen “infodemi” yani, bilgi kirliliği oluşturarak; kolektif travma yaratmayı amaçlayan, toplumsal direnci ve güveni yerle yeksan eden yalan bilgi kirliliği akımına dikkat çekti.

ABD ve Arap yarımadası ile birlikte Türkiye'de de sayısının arttığını belirterek, bir an önce önüne geçecek tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi.

Kendilerinin de Toplum Bilim Kurulu'nda bu yönde tavsiyeleri dile getirdiklerini de açıkladı.

"Hastalığın birilerinin kazanç sağlaması için uydurulduğu inancında olan kitlenin 0 civarında olduğunu, bu kesimin gittikçe sorun yaratmaya başladığını" belirtti, bunun tedbirli davranan, maske takan P üzerindeki etkisine dikkat çekti.

Tedbirli olan P'li "Madem onlar dikkat etmiyor, ben niye dikkat edeceğim" tavrına ittiğine dikkat çekerken, çözüm modelini de söyledi:

“Herkes yoruldu. Bir de infodemi eklendi. O nedenle insanlara sorunun parçası yerine, çözümün parçası olarak yaklaşırsak, daha iyi dil kullanmış ve onları ikna etmiş oluruz…”

Bir sosyolog olarak Prof. Dr. Bozkurt ile psikolog Prof. Dr. Kazancı’nın yaklaşımı aslında birbirinden farklı değil.

Hatta halk sağlığı uzmanı olarak Prof. Dr. Akın da benzer görüşü aylardır dile getiriyor.

Salgının kontrolü için yeni bir dilin inşası gerekiyor…

Yoksa toplumun düşünsel algısında hiç yokmuş gibi bir sonuç yaratıyor…

İYİ Parti lideri Meral Akşener, sandık gelmeden ittifak zeminini kolaylaştırıcı adımlar atıyor.

Bir süre önce yeni kurulan DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan’ı ziyaret etmişti, dün de parti yetkililerinin, "AK Parti'nin karşı sokağında, İYİ Parti'nin yanında" diye yol tarifi yaptığı, Gelecek Partisi lideri Davutoğlu ile yeni parti binasında buluştu.

Burada dikkat çeken Akşener ile yeni kurulan partilerin liderlerinin düzenledikleri basın toplantısında aynı noktalara dikkat çekmeleri ve bir ortak dil üretmeleri.

Sandıkta ittifaktan önce “söylem ittifakının” gerçekleştirilmesi konusunda daha önce CHP lideri Kılıçdaroğlu ve Akşener arasında bir mutabakat vardı.

Buna diğer iki partinin de eklendiğini görüyoruz.

SÖYLEM VE EYLEM İTTİFAKI

Hatta, Demokratların ABD Başkan adayı Biden’ın sözlerine tepki konusunda ortak bir açıklama metni kaleme alıp, diğer partilerin de imzasına açma girişimleri de söylemin aynı zamanda “eylem ittifakına” da dönüştürme çabası.

Ziyaret, dışarıya da taştığı gibi oldukça neşeli bir ortamda gerçekleşmiş, esprili konuşmalara tanıklık edilmiş.

Daha önemlisi iki liderin konuşması ile yetinilmemiş beraberindekilerin hepsinin de görüşlerini dile getirmesine olanak tanınmış, o nedenle biraz uzun sürmüş.

Geçmişte DYP ve AK Parti’de birlikte çalıştığı Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ı Davutoğlu tanıtmaya kalkışınca, “Kendisiyle kalu beladan beri tanışırız” demiş.

Bir ara “söz büyüğün” denilerek konuşma sırası bırakılmak istendiğinde Akşener, Özdağ’a doğum yılını sormuş.

Öğrendiğinde, “Ben senden büyüğüm” deyince Özdağ’ın yanıtı esprili olmuş:

“Sen zaten büyüksün…”

"YERLİ VE MİLLİ OLDUNUZ"

Bir diğer espri de Davutoğlu’ndan gelmiş.

Cumhur İttifakı bileşenlerinin "eve dön" davetine dikkat çekererk Akşener'e, “Bakıyorum FETÖ’cü olmaktan kurtuldunuz, yerli ve milli oldunuz” demiş.

Kahkaha atmasına neden olan Davutoğlu’nun sözüne Akşener’in yanıtı, “Daha yeni başladınız. Şehir Üniversitesi olayını yaşadınız. Sizin sıkıntınız daha büyük” olmuş…

Sohbette 1982 Anayasası sonrası gelişmeler de ele alınmış.

Şunu belirteyim ki her iki taraf da memnundu.

Dikkat çeken ise bir süre önce Kürt sorununun çözümü konusunda “ana dilde eğitim hakkının” da olması gerektiğini söyleyen Davutoğlu ile bu konuda daha katı tutum sergileyen yöneticileri bulunan İYİ Parti’nin aynı zeminde buluşması.

Hatta, her iki partinin kadroları içinde geçmişte aynı zeminde siyaset yapmış insanların bulunuyor olması…

Bunun ileride nasıl bir ittifak modeline taşıyacağını bugünden kestirmek zor.

Ancak her ikisini bugün buluşturan zemin geliştirilmiş parlamenter demokratik sistem…

Buna nasıl bir ekleme yapılabilir, Cumhurbaşkanlığı aday ismi üzerinde nasıl bir uzlaşı sağlayacağını da zaman gösterir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!