Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Gazetelerimiz, iki günden buyana Papa Fransuva’nın bir Fransız gazetesine verdiği demeçten bahsediyor ve “Papa devletin lâik olması gerektiğini söyledi” diye yazıyorlar.

Fransa’nın günlük 120 bin tirajlı Katolik gazetesi “La Croix”ya konuşan Papa gerçi böyle dedi ve din temeline dayanan devletlerin âkıbetinin fena olduğunu da hatırlattı ama ifadesi sadece “devletin lâik olması gerektiğinden” ibaret değildi, bu cümlenin hemen ardından söylediği başka şeyler de vardı...

Basınımız, Fransuva’nın demecini “Papa bile laikliği savundu” hâline getirdi ve demecin tamamına sadece bir-iki internet sitesi yer verdi...

Önce, Papa’nın laiklik hakkındaki sözlerinin önemli noktalarını nakledeyim:

“Devlet lâik olmalı. Din devletlerinin âkıbeti fena oluyor ve tarihin akışına ters düşüyor. İlerleme, dinî özgürlükleri garanti altına alan güçlü kanunların desteklediği laiklik ile sağlanabilir. Herkes itikadını cismanîleştirme hakkına sahiptir. Müslüman bir kadın peçe takmak istediği takdirde takabilmeli, Katolik kadın da haçını asabilmelidir. Halkın inancını sınırlamalar içerisinde değil, kültürünün derûnundan geldiği şekilde yerine getirebilmesi gerekir. ...Gerçek lâik devlet, eleştirileri ve halkın inancını gözardı ederek vârolamaz. Meselâ, bir Katolik’in düşüncelerini ‘Papaz gibi lâflar ediyor’ diyerek bir tarafa atamazsınız”.

Papa, konuşmasında “Fransa’nın lâikliği abarttığını” söylemeyi de ihmal etmedi...

SEKSEN SENELİK TARTIŞMA

Lâiklik bizde de anayasaya konduğu 1937’den buyana tartışılıyor ama ilk zamanlardaki tartışmalar ile bugünküler arasında önemli bir fark var: Kavram, son senelerin gittikçe sertleşen kamplaşmasında şimdi slogan hâline gelmiş vaziyette... Ama anlamı, sınırları yahut nasıl uygulanması gerektiği artık tartışılmıyor ve lâikliği her iki taraf da birbirlerine karşı sadece suçlama olarak kullanıyor! Bir kesim “Lâiklik kisvesi altında dinsizlik politikası yapıldı” diyor; diğer kesimin de “Lâiklik elden gidiyor!” diye tek bir sloganı var ve alkol lâikliğin başta gelen ölçüsü oldu, o kadar...

Bizde lâiklik konusunda şimdiye kadar gerçi dünya kadar yayın yapıldı ama uygulamanın gerçek bir lâiklik olup olmadığı konusunda kaynaklara ve yaşanmış olaylara dayanan ciddî ve tarafsız bir araştırma henüz ortaya konmadı! Zira, yazılanlar da “Medenî olmak için lâiklik şarttır” yahut “Lâiklik dinsizlik diye anlaşıldı” gibisinden şimdi olduğu gibi hep bir kamplaşmanın sınırları içerisinde kaldı.

‘CEBERRUT’ OLMA GELENEĞİMİZ

Tarih boyunca kurulmuş olan Türk devletlerinin genetik bir özelliği vardır: İdare “ceberrutî”, yani “baskıcı”, “güç kullanmaya meraklı” ve “despot”tur... Kendi nazarında azamet sahibidir, büyüktür, güçlüdür, hattâ yücedir ama muhaliflere göre ceberruttur, zira her zaman ve her vesile ile baskı yapar, fikrini güç kullanarak, dayatarak, zorla kabul ettirmeye çalışır.

Devlet, cumhuriyet döneminde de halka karşı her zaman bu yüzünü gösterdi; sağcı, solcu, dindar, lâik, tarikat mensubu yahut dinsiz ayırımı yapmadı, resmî ideolojinin dışında olan ne kadar düşünce varsa, hepsini baskı ile susturmaya çalıştı.

Türkiye’deki yaygın kanı sol kesimin hep ezildiği; başta Nâzım Hikmet ve Sabahattin Âlî olmak üzere önde gelen solcuların hapishanelerde çürütüldükleri yahut katledildikleri şeklinde oldu. Ama baskı sadece sol kesime değil, sağcı ve dindar camiaya da yapıldı, hapishane Necip Fazıl, Nihal Atsız gibi düşünce ve sanat erbâbının yanısıra Zekî Velidî ve Orhan Şaik gibi âlimlerin kaderinde de hep mevcuttu.

Aynı ceberrutî üslûp lâikliğin yerleştirilebilmesi maksadıyla da kullanıldı, hattâ devletin sadece Müslüman değil, Hristiyan vatandaşlardan bile inanç ve uygulama alanında taleplerde bulunduğunun üzerinde şimdiye kadar pek durulmadı. Meselâ ezanın Türkçeleştirilmesi sırasında kiliselerdeki ibadet dilinin de Türkçe olması için çabalar sarfedildiği ve âyinlerini Ankara’nın talebi üzerine Rumca yerine Türkçe yapmaya başlayan bazı Rum Ortodoks papazların “İşte, çağdaş Türk din adamı” diye yere-göğe konamadıkları konusunda yapılmış herhangi bir araştırmaya ben rastlayamadım...

Papa Fransuva’nın “lâikliği abarttığını” söylediği Fransa’da 1789’da patlayan ihtilâlin ardından ortaya çıkan “Culte de la Raison”, yani “akıl kültü” inancının yerleşmesi için gösterilen çabalar ile bizim ilk zamanlardaki lâiklik tatbikatımız arasında mukayeseli bir çalışma yapıldığı takdirde ortaya ne enteresan benzerliklerin çıkacağını bir bilseniz...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!