TRT Genel Müdürü İbrahim Eren önceki gün Eurovision yarışmasından bahsetti, “Aynı anda hem erkeğim, hem kadınım diyen birini saat 21’de çocukların seyrettiği bir zamanda ben yayınlayamam ki” deyince TRT Çocuk’taki bir çizgi filmden alınma bir-iki saniyelik görüntü sosyal medyada “hayvana tecavüz” gibi gösterildi ve “Bunu yayınlıyorsun ama!” karşılığı verildi.

TRT böyle ağır şekilde suçlanır da cevap vermez olur mu? Bir açıklama yapıp tecavüz iddialarının “hastalıklı zihnin ürünü”, “sapık yaklaşım” ve “aşağılık” olduğunu söylediler hukukî süreç başlattıklarını duyurdular.

Akıl var, mantık var! TRT’nin bir kanalındaki, hem de çocuklar için yayın yapan bir kanalındaki çizgi filmde hayvana tecavüz sahnesinin yeralması mümkün müdür? Filme böyle bir sahneyi akıldan ve idrakten nasibini alamamış hangi ebleh monte eder?

TRT’ye her ne sebeple olursa olsun kızabilirsiniz ama hiddetinizi bir tarafa bıraktığınız takdirde böyle bir işin olamayacağını kabul eder ve iddianın arkasında TRT Genel Müdürü’ne ille de lâf edebilme hevesinin yattığını farkedersiniz.

Bu tuhaf ve garip iddia yüzünden tartışılması gereken asıl konu, yani Eurovision’a katılıp katılmayacağımız hususu geri plâna atıldı!

TRT Genel Müdürü’nün yarışmayı yayınlamama gerekçesi olarak gösterdiği sebep meselenin bir tarafıdır ve diğer tarafta katılmamızı artık gereksiz kılan bir başka sebep vardır: Eurovision “sanatçı” yahut "grup” değil bir “şarkı” yarışmasıdır ama bu özelliğini seneler önce kaybedip bir SMS müsabakası hâline gelmiş ve bu yapılırken bol bol siyaset sosuna bulanmıştır.

Üstelik Eurovision şartnamesinde yazılı olan beste biçimi bundan kırk küsur sene öncesinde, yani 70’li senelerde kalmış ve modası geçmiş bir formdur; istenen eserler bu yüzden hep birbirlerine benzerler; ritmleri ile düzenlemeleri de neredeyse aynı olur. Ama dünya musiki anlayışı ve “şarkı” formunun yeni biçimleri Eurovision formatının şimdi fersah fersah ilerisindedir, üstelik şartname değil, yarışmanın tamamı her bakımdan eskiyip tarih olmuştur.

Eurovision, son senelerde “şarkı yarışması” olmaktan çıkıp bir “SMS yarışması”na döndüğü için birinciliği kazanmanın şartı telefon mesajı gönderme organizasyonunu en iyi şekilde yapabilmekten geçmekte, bunu halleden memleket arasının düzgün olduğu diğer bir-iki memleketin de oylarını alabildiği takdirde yarışmadan galip çıkmaktadır.

İşte bu yüzden Eurovision’da yahut onun kopyesi olan Asyavizyon’da birinci seçilip de dünya listelerinde yeralabilmiş bir eser yoktur; meselâ ABBA’nın bir zamanlar Eurovision’da birinci olan ve dünyanın dört bir tarafında dinlenen “Waterloo”su gibi eserler artık mevcut değildir. Yarışmadan ses getiren, bilinen ve heryerde çalınan bir şarkı artık çıkmadığı için “Hem erkeğim, hem kadınım” gibisinden sözler bugün Eurovision’un kendini duyurma ve tanıtım vasıtasıdır.

Böylesine eskimiş bir yarışmaya katılmamıza, gündemimizi bununla meşgul etmemize ve neticeyi her defasında olduğu gibi nerede ise bir namus meselesi hâline getirmemize bu devirde artık hiç mi hiç gerek yoktur!

RESMİ ÇEVİRME HASTALIĞI

Grafiker arkadaşların tuhaf bir âdeti vardır: Sayfada kullanılacak olan şahıs fotoğraflarının her nedense sayfanın iç tarafına bakması gerektiğini düşünür ve cepheden değil de yandan çekilmiş olan resimler şayet istedikleri tarafa bakmıyor ise ters tarafa çeviriverirler.

Bu tuhaf merak eski senelerde, gazetelerin klişe kullandıkları günlerde de vardı; klişehaneye yollanan fotoğrafın arkasına kaç santim olacağı ve koskoca harflerle “TERS” diye yazıldığı takdirde, fotoğrafın içi dışına çıkardı.

Artık photoshop var ya, bu iş çok daha kolay şekilde, “horizontal” komutuna bir tıklama ile yapılıyor ve resim ânında katlediliyor! Ceketlerin sol tarafındaki mendil cebi sağa gidiyor, düğmeler tersine dönüyor, fotoğrafta şayet keman, gitar yahut ud çalan bir müzisyen var ise solaklaşıyor ve hele arka fonda bir yazı mevcutsa, okuyabilseniz okuyun! Soldan sağa olan satır sağdan sola dönüyor! Hattâ, bu çevirme merakından asırlar öncesinin minyatürleri bile nasibini alıyor ve çengiler, rakkaslar dört dönüyorlar!

Senelerdir “Yapmayın, etmeyin” diye elimden geldiğinde mâni olmaya çalıştığım ama gazeteler ile dergilerin ardından şimdi internet sayfalarına da ârız olan bu illete dün ben de maruz kaldım! Enver Paşa’dan bahsettiğim yazımda kullandığım ve Paşa’nın dipçik takılmış silâhla sağ tarafa doğru ateş ederken çekilmiş fotoğrafını her nedense tersyüz etmiş Enver Paşa’yı da çevirivermişler! Paşa neticede solaklaşıp sol eli ile ateş etmiş, kendisinin ve arkasında duran yaverinin kordonları sol omuza nakledilmiş, sadece Paşa değil, hem yaveri hem de fotoğrafta görünen diğer şahıs madalya ile kösteklerini ters tarafa takmışlar!

Enver Paşa’nın Habertürk’ün sitesinde böyle solaklaştırıldığını görür görmez arkadaşları uyardım, fotoğrafı düzelttiler ama arada olan oldu, sosyal medyayı bir anda Paşa’nın bu solak fotoğrafı kapladı ve bu bozuk resim retweet edenler sayesinde yayıldıkça yayıldı.

Fotoğrafı böyle tersyüz eden grafiker arkadaş tarihe maalesef “solak” bir Enver Paşa armağan etmiştir ve zaten nâdir bulunan bu resmin bundan böyle heryerde maalesef artık doğrusu değil, bu tersyüz edilmiş hâli kullanılacaktır!

Enver Paşa fotoğrafının tersyüz edilmemiş “doğrusu”.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir 1 yıl önce Büyük adamsın.
    CEVAPLA
  • Misafir 1 yıl önce Sayın Bardakçı; Türkçede "arka fon" diye garip bir terim yoktur. Fon zaten arka(da)dır. Doğrusu ya arka-plan (Fr. arriere-plan, İng. background) demek ya sadece fon demektir. Görsel sanatları (resim, sinema, fotoğraf vs.) çözümlerken ele alınan kompozisyon genelde ön-plan, orta-plan ve arka-plan şeklinde ayrıştırılır.
    CEVAPLA
  • Misafir 1 yıl önce teşekkürler hocam. ağzınıza sağlık
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (8)