Kahire’de önceki gün biraraya gelen Arap Birliği’ne üye memleketlerin Dışişleri Bakanları bundan sekiz sene önce üyeliğini askıya aldıkları Suriye’ye sahip çıktılar.

Hem de öyle bir sahiplenme ki!..

Barış Pınarı Operasyonu yüzünden Türkiye’ye veryansın ettiler; “işgal”, “istilâ” sözleri havalarda uçuştu, derken harekâtın durdurulması için Birleşmiş Milletler’den tutun bilmemnereye kadar Ankara’ya baskı yapılmasını istediler ve havada daha birçok temenni uçuştu da uçuştu!

Basınımızda ve sosyal medyamızda şimdi Arap Birliği’ne ve Araplar’a bol bol veryansın ediliyor…

Öyle hiddetliyiz ki, Arap Birliği’nin Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayd’ın kim olduğu bile dikkatimizi çekmiyor; Genel Sekreter’in Hüsnü Mübarek’in iktidarı sırasında Mısır’ın senelerce Dışişleri Bakanlığını yaptığını, Mübarek’in devrilmesinden sonra vazifesini bırakmaya mecbur kaldığını ama sonradan General Sisi’ye yanaştığını ve Birliğin başına getirildiğini hatırlamıyoruz.

Böyle bir birlikten başka nasıl bir karar bekliyorduk ki? “Türkiye’den Allah razı olsun, Suriye’nin tepesine nasıl da çöktü, maaşallaaaaah!” demelerini mi?

Birkaç sene öncesine kadar Arap dünyasının sıradan halkı “Türkiye” dendiğinde genellikle sadece İstanbul’u bilse de bizi severdi, zira Müslüman olduğumuzdan haberdardı ve bizi “din kardeşi” görürdü. Tarihe âşina sayılan entellektüel kesim mâlûm sebeplerle, yani, geçmişteki “yönetenler-yönetilenler” meselesi yüzünden şöyle-böyle severdi, yöneticiler ise sevmezler, sadece işlerine geldiği zamanlarda dost görünürlerdi!

Mübalâğa falan etmiyorum, Arap sosyal medyasında kısa bir gezinti yaptığınız takdirde hemen farkedersiniz: Arap dünyasında halkın Türkiye’ye bakışı şimdilerde değişti ama Türkiye’den ziyade Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhabbet hissetmeye başladılar. Bu muhabbet Erdoğan’ın Batı’ya ve bilhassa İsrail’e karşı tavrı, “One minute” sözü ve Gazze politikası sayesinde yayıldı, nihayet önceki hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşması ile daha da fazlalaştı…

Bugün bir Arap Kralı’nın, veliahdının yahut devlet başkanının kalkıp da Batı’ya kafa tutabilmesi yahut onların değil talimatlarının, nazikçe ricalarının bile haricinde hareket edebilmesi ne mümkün?

İslâm âleminin, özellikle de Arap dünyasının Tayyip Erdoğan’a olan muhabbetinin temelinde, kendi liderlerinde mevcut olmayan bu hasletlerin Erdoğan’da bulunduğunu görmeleri yatmaktadır ve onun Batı dünyasına karşı Türkiye’nin menfaatleri doğrultusundaki bazı sert çıkışları yine alelâde Araplar ve Arap entelejansiyasının bir kısmı tarafından “millî politika” değil, “İslâm adına atılmış adımlar” diye kabul edilmektedir. Arap dünyasında yöneticilerin haricindekilerin Erdoğan’a hissettikleri muhabbet, bu yüzden Türkiye’ye olan muhabbetlerinin hayli ilerisindedir.

Dolayısıyla, Arap Birliği’nin son kararı konusunda alelâde Araplar ile Arap “devlet sahiplerini” ayırmamız ve söyleyeceklerimizi sokaktaki Arap’a değil, o devletlerin başında bulunanlara hitaben söylememiz gerekir.

Memleketin gerçek dostları da zaten böyle günlerde belli olurlar!

Arap Zirvesi’nin kararına katılmayan Filistin, Katar ve Somali, İslam dünyasından Pakistan, Türk dünyasından Azerbaycan, Batı’dan Macaristan ve az biraz da Rusya… Şimdilik işte hepsi bu...

Barış Pınarı Operasyonu sınırımızın bir adım ötesinin terör beldesi hâline gelmesinin önüne geçerken hem İslâm, hem Arap ve hem de Batı dünyasındaki gerçek dostlarımızı tanımamıza vesile olmuştur!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • byhekimoglu1 1 ay önce Çok dogru ve güzel bir yazı
    CEVAPLA
  • karaese 1 ay önce Suriyeye faydamız oldu hiç olmazsa
    CEVAPLA
1881 -
1938