Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Salgının aldığı son vaziyeti ve ne halde olduğumuzu söylememe lüzum yok, herşey ortada…

Millete aylardan buyana “Şunu yapmayın, bunu etmeyin, tedbirinizi alın, maske takın, ağzınızı burnunuzu mutlaka kapatın, hiç kimse ile yakın mesafede temasta bulunmayın” diye uyarı üstüne uyarı yapılıyor, tedbirli olanlar virüsü yaklaştırmıyorlar ama hani o “Bana bir şey olmaz” kafası var ya… Patır patır dökülüyorlar, sonrası ise malûm…

Kalabalık davetler vermek yahut düğünlerde oynamak gibi şimdilerde asla yapılmaması gereken işler ardarda yasaklanıyor ama devletin de, katılanların da gözden kaçırdıkları ve virüse “Buyur, biraz da bizlere bulaşıver” demekten başka işe yaramayacak bir başka etkinliğe, yani konserlere kimsenin bir şey dediği yok!

Konserlere gerçi az sayıda dinleyici alınıyor, gelenlerin sosyal mesafe kuralına göre oturmalarına itina gösteriliyor, kuralların uygulanmasına çalışılıyor, tamam, ama müzisyenlerden ne haber? Ekranlarda ve fotoğraflarda görüyoruz: Virüse “Aha, biz buradayız” dercesine herkes birbirinin yakınında, topluluk mensupları nerede ise içiçe!

Bir pop yahut alaturka solistin konserinde müzisyenler için tedbir almak nisbeten kolaydır, zira enstrüman sayısı orkestralara göre hayli azdır, sahnede sosyal mesafe gözetirlerse tehlikenin önü alınabilir.

Ama bu tedbirler korolar, orkestralar ve bandolar için mümkün değildir.

Koskoca bir orkestrayı veya koroyu sahnede sosyal mesafe kurallarına göre yerleştiremezsiniz! Bunu yapabilmek için geniş bir alan gerekir, böyle bir mekânı bulup müzisyenleri birbirlerinden uzakta tutsanız bile ses dağılır gider; her koro mensubunun önüne mikrofon koyduğunuz taktirde de icra edilen musiki mekanikleşir, okuyucular icra sırasında maskelerini çıkartmazlarsa da terennümleri mırıltı hâlini alır.

Üstelik orkestralarda, bandolarda, hattâ mehterde enstrüman sayısının fazla olması bir tarafa, klarnet ve trompet, trombon gibi madenî nefeslilerin virüsü geniş alanlara saçma ihtimalleri daha yüksektir. Madenî nefesli icracısı hasta olmasa bile şayet virüs taşıyorsa ciğerlerinde ne varsa hepsini çok daha geniş mesafeye püskürtecektir!

Böyle bir durumda madenî nefeslinin yakınındaki diğer icracıların, önündeki yaylı grubunun ve şayet arkada koro varsa o koronun mensuplarının maruz kaldıkları tehdidi düşünün!

Alaturka korolarda okuyucuların birbirlerine yakın durmaları nasıl riskli ise, orkestraların yaylı gruplarında da nerede ise yanyana oturan birinci ve ikinci kemanlarla çelloların da madenî nefeslilerden olmasa bile birbirlerinden virüs kapma riskleri vardır.

Korolardan ve orkestralardan behsetmişken, TRT’de salgına rağmen devam eden tuhaf bir uygulamayı da yazmam gerekiyor:

TRT, ses ve görüntü bakımından dünyanın en zengin arşivlerinden birine sahiptir ve elinin altında nerede ise bir asır boyunca yapılmış onbinlerce kayıt vardır.

Ama, bir kültür serveti olan bu arşiv salgın günlerinde bile nerede ise kullanılmıyor; radyolarda bant kayıtları, TV’lerde de müzik programlarının çekimleri devam ediyor…

Sıkıntılar bitene, yani bu bol virüslü günler geride bırakılana kadar yeni programlar yapılmaması, millete zamane sanatçılarının ağlamalı, inlemeli, iç çekişli ve bol çığlıklı icraları yerine arşivlerdeki eski gerçek musiki örneklerinin dinletilmesi ve bu sayede zevkin yükselmesine de hizmette bulunulması nedense hatıra gelmiyor!

Koronavirüs toplumun her kesimine olduğu gibi müzisyenlere de musallattır, virüs yüzünden can veren sanatçı sayısı yükselmekte ve kadrolu müzisyenlere yapılan testlerden alınan pozitif sonuç oranı artmaktadır!

O halde çare nedir?

Tek bir çözüm var: Koronavirüs derdi bitene kadar kalabalık gruplarla konser vermemek; sadece konserleri değil, toplu çalışmaları da ertelemek!

Bir taraftan kafelerde ve restoranlarda müzik çalınmasını yasaklıyoruz ama eskisi kadar sık olmasa da bakanlıkların bünyesindeki orkestraları ve koroları konser vermeleri için sahneye iteliyoruz! Hem de, eskiden kasabalara giden cambazhaneler misali sokaklara sahne niyetine kurulmuş platformlarda egzoz gazlarının refakatinde çalıp söylemeye mecbur bırakarak...

Konsere gitme âdetinin pek yaygın olmadığı, pop konserleri dışındaki diğer canlı icraların az sayıda dinleyici toplayabildiği Türkiye’de salgın bitmeden etkinlik yapma hevesi böyle devam ettiği takdirde hem sanaçılar hem de dinleyiciler daha da kırılıp döküleceklerdir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!