Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Birkaç aydır basın çevrelerinde önümüzdeki bir, bir buçuk sene içinde yeni gazetelerin çıkacağı, medyadaki patronluk yapısının değişeceği gibi senaryolar konuşuluyor. Fehmi Koru’nun da kulağına gelmiş bu iyimser beklentiler, o da belki ucundan köşesinden kolonya kokusuna nur yağar mı diye umutlanıyor.

        Yeni bir gazete beklentisi içinde olanların ellerindeki tek veri Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’u kazanması. İmamoğlu belediye imkanlarıyla gazete çıkarmayacak, zaten bu işlere bulaşmayacak kadar zeki. Ama bu seçimi rüzgarın döndüğüne, iktidarın güç kaybettiğine yoruyorlar eskinin iktidar sahibi medya yöneticileri.

        Kim bilir, belki bir dönem Asil Nadir’in medyaya girmek üzere davet edilmesi misali Hamdi Ulukaya’yı kandırır muhalifler. New York’ta onu kuşatma altına alan gazeteciler kulağıma geliyor. Göreceğiz bakalım, umarım yeni gazeteler açılır, gazetecilere yeni iş imkanları ve dinamik gazetecilik yapmak için bir rekabet ortamı doğar.

        Dün bir meslektaşımla dertleşiyordum, “Şu meslekte ıstakoz yarıştıramadan, içinde duş olan oda olmadan emekli olacağız bu gidişle,” dedim. Chobani yoğurtlarının sahibi Ulukaya olur da medyaya girer, bize 80’lerdeki o para yağan yılların bir benzerini yaşatır mı?

        GAZETE ENFLASYONU

        Medyada neden yeni gazetelere ihtiyaç olsun anlayamıyorum. Sırf CHP’nin halihazırda iki televizyon kanalı var. İzmir belediyesi destekli bir başka televizyon kanalının da yolda olduğu doğrulanmamış bir dedikodu. Birgün’ünden Yurt’una, Evrensel’den Yeni Çağ’a irili ufaklı bir sürü “muhalif” gazete var. Sözcü’yü saymıyorum bile. Bir de neden çıktıklarını anlamadığım, yayın çizgilerini anlamadığım Yeni Birlik, Karar falan var.

        Daha ne olsun? Üstelik arz bolluğuna karşı talep yok denecek kadar az.

        Belki bu küçük gazete enflasyonuna geçici olarak bakılıyor, dönem değişince bugünlerde zarar üzerine zarar eden Hürriyet’in yerini alabilecek kuvvetli bir medya grubu hayali kuruluyor.

        Önemli olan bu maliyeti kimin karşılayacağı. İşin ironik tarafı yeni gazete hayali kuran medya simalarının pek çoğu mesleklerinin sonlarına gelmiş, ciddi servet yapmış isimler. Öyle böyle değil, gazeteciliğin yanında şirketlerde yönetim kurullarında yer almışlar, bankacılığa bulaşmışlar, milyonlarca dolar kaldırmışlar bu piyasada.

        İçlerindeki gazetecilik hissi hala ölmediyse neden birlikte ellerini taşın altına koyup gerçekten bağımsız bir medya grubu üzerinde çalışmıyorlar?

        Başlarını belaya sokmak istemiyor olabilirler; anlıyorum, insani bir çekince bu.

        Ama içten içe ‘Acaba başarısız olur muyuz’ korkusu var mı, merak da etmiyor değilim. Çok önemsedikleri T24 örneği ortada; gazete çıkarsalar, televizyon kursalar kim gelir?

        YENİ PATRON PARA SAÇSA

        Yeni bir gazete beklentisi içinde olanların hepsinin aslında istediği kendilerine özledikleri iktidarı sağlayacak bir patron: Yeni bir Aydın Doğan ya da Cem Uzan bulup onun has adamı olarak lokallerde ağırlanma arzuları asıl motivasyon.

        Kimseyi zengin etmeyecek, etmemesi gereken bir meslek olan gazeteciliği bir servet tahtasına döndürmeleriyle başladı çürüme. Bu kuşağın az günahı yok. Piyasaya geri dönüp hala artıkları mı toplamak istiyorlar; nasıl bir açlık, nasıl bir yetinmeme bu aklım almıyor. Bu aralar belediyelerde çift maaş konuşuluyor ya, televizyon, İngilizce gazete, TRT falan derken beş maaşa kadar çıkan gazeteciler vardı yakın zamana kadar. O günleri özlüyorlardır; ben olsam ben de özlerim.

        Son yıllarda medyada ciddi bir tasfiye olduğu ortada. Hepimizin üzerinden buldozer geçti, liyakat ya da kıdem demeden, herhangi bir eleme olmadan hoyratça törpülendik. Ancak üzerinden epey bir zaman geçtikten sonra böylesi bir vahşi eleme olmasa belki de değişim için hiç fırsat olmayacaktı diye düşünüyorum. Tarihin bir şekilde ilerlemesi şart.

        Medyayı kontrol eden, kendilerini patronla eşdeğer gören bu “erkekler kulübü” dağılmayacak, makamlarından feragat etmeyecek, emeklilik nedir bilmeden gazeteciliği sınıf atlama tahtası olarak kullanmaya devam edeceklerdi. O yalılar, yazlıklar, tekneler nasıl alındı sanıyorsunuz?

        Şimdi yeni bir gazete çıkacak, bu “ağabeyler” de yeniden eski iktidarlarına dönecekler öyle mi? Güldürmeyin beni, demek istiyorum ama burası Türkiye, her şey olabilir ve şaşırmam.

        REKLAM

        ***

        Aslında ne diyor

        Geçen hafta Kelebek’te biri “Ahmet Hakan ve Acun Ilıcalı’nın ultra sıkıcı tavla müsabakalarıyla donatılmış ‘Thelma & Louise’vari Çeşme tatilleri” diye bir ifade kullandı.

        Neyi kastettiğini anlamakta zorlandım.

        Susan Sarandon ve Geena Davis’in lezbiyen temalı “Thelma ve Louise” seri katile dönüşen iki kadının hikayesi. Filmin sonunda el ele tutuşup arabayı uçurumdan aşağı doğru sürüyorlar ve onların aslında aşık olduğunu anlıyoruz.

        Kelebek ne demek istiyor?

        Ahmet Hakan ve Acun Ilıcalı’nın seri katil olmadıklarını biliyoruz.

        REKLAM

        ***

        Seda Sayan’a düzeltme

        Okan Bayülgen gündeme getirdi ya…

        Çorap bir kültürdür, diyen Seda Sayan mucidin vermese de Fransız icadı olduğunu iddia edince Wikipedia’ya baktım. Kökeni İrlanda gibi gözüküyor, naylon çorabın da ilk kez ABD’de Dupont tarafından üretildiği yazıyor.

        Belli ki Kadırgalı Aysel’in elinden hiç düşürmediği telefonunda VPN yüklü değil.

        Diğer Yazılar