Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’de sosyal medya kullanıcısı 54 milyona ulaşmış durumda. Türkiye nüfusunun %64’üne karşılık geliyor. Ve sosyal medya kullanıcıları arasında en yüksek oran %34.5 ile 25-34 yaş aralığı… Asıl önemlisi Türkiye’deki tüm sosyal medya kullanıcıları arasında 13-34 yaş grubu %59 oranına ulaşıyor. Yaş arttıkça sosyal medya kullanım oranı azalıyor.

Anlayacağınız gençler sosyal medyadalar ve her geçen gün bu dağılım onlar lehine güçleniyor.

2023 seçimlerinde yaklaşık 7 milyon gencin oy kullanacağı dikkate alınırsa son günlerde gündemde olan Z kuşağı tartışması bu konudan ayrı irdelenemez.

Peki gençler neden bu mecrada yaşamayı tercih ediyorlar?

Geçtiğimiz yıl üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada (Çömlekçi ve Başol, 2019) gençlerin sosyal medyada bulunma amaçları (1) Eğlence, (2) İletişim, (3) Gündem takibi, (4) Mesajlaşma ve (5) Boş zaman değerlendirme olarak belirlenmiş. Gençler sosyal medyada günde ortalama 4 saat 16 dakika geçiriyorlar. Bu genel Türkiye ortalaması olan 2 saat 51 dakikanın üzerinde bir rakam. Aynı araştırmaya göre sosyal medya bağımlılığı ile geçirilen bu sürenin yüksek bir ilişkisi var. Yani sosyal medyada kalma süresi arttıkça bağımlılık da artıyor.

Bu noktada İngiltere’de yapılan bir araştırmayı hatırlıyorum. Gençlerin sosyal medya kullanımı arttıkça daha az mutlu oluyorlar. Bunun sebebi olarak kendilerini gördükleri, okudukları ile kıyaslamaları ve neticede uğradıkları haksızlık ile artan adaletsizlik algıları geliyor. Bir başka ifadeyle sosyal medya gençlerin adalet kavramına olan bakış açılarını yoğun biçimde etkiliyor. Türkiye’de genç işsizlik oranının %25’in üzerinde olduğunu düşünürsek bu algının önemi daha iyi kavranacaktır.

Sosyal medyanın özellikle gündem takibi amacı adım adım diğer amaçları da etkiliyor. Zira kişi belirli düzeyde dezenformasyona uğrayabiliyor; takip ettiği siyasiler, kurumlarla gündemle ilgili oluşan algısı çerçevesinde etkileşime geçebiliyor. Reuters Gazetecilik Çalışma Enstitüsü’nün “Dijital Haber Raporu”na göre sosyal medyanın haber kaynağı olma anlamında 18 ülke arasında Türkiye’nin %67’lik bir oranla en popüler olduğu görülüyor. Yani “güven” sorunu ile geleneksel medya yerine sosyal medyaya yönelen insanlar burayı bir tür haber ama havuzu haline getiriyorlar.

Belli ki burası gençlere bir tür sınırsız özgürlük vaadi sunuyor. Buradaki varoluşları kendi etraflarında inşa edebildikleri değerler sistemi için zemin teşkil ediyor. Bilginin merkezine kendilerini koyabiliyorlar. Daha hızlı haber alıp, kanaatlerini daha hızlı oluşturabiliyorlar. Anlık etkileşim kurma fırsatı ise karşı koyma psikolojisini daha işlevsel kılıyor. Bu durum benlik duygularını perçinliyor.

Bakın yine bir başka araştırmaya (Görgülü, 2018) göre gençler Facebook ve Twitter’ı siyasal bilgilenme amacı ile kullanırken Instagram böyle değil. Öyle görülüyor ki sosyal medya gençler için bir demokratik katılım ve kendini ifade etme aracı olarak da kabul görüyor.

Hal böyle olunca gerektiğinde politik gerektiğinde apolitik davranabilen ve eğilimleri dinamik bir değişime açık olan milyonlarca gençten söz ediyoruz. Bu sebeple onların gelecekten beklentilerini iyi anlamalı, problemlerini göz ardı etmek yerine onlarla etkileşimi esas alan bir çözüm anlayışını bizzat onlara hissettirmek gerekiyor.

Baroların yapısı ve seçimine ilişkin tartışmalar sürüyor. Cumhur İttifakı tarafından hazırlanan ve komisyonda kabul edilen yasa teklifine göre çoklu baro sistemi geliyor. Muhalefetin eleştirileri sürüyor. Avukatlar arasında da bu konuda bir fikir ayrılığı var. Çoğunluk “Mevcut sistem iyi değil” dese de bunlar arasında hazırlanan kanuna ilişkin eleştirileri olanlar da var. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, mesleğin içinden gelen birisi olarak “yasanın kin ve otoriter bir anlayışla hazırlandığı, bir tepkinin sonucu olarak huzura getirildiği” iddialarına karşı çıkıyor. Örneğin İstanbul’da avukatların yarısından fazlasının baro seçimlerinde oy kullanmadığını ve temsil oranlarının düşük olduğunu belirtiyor. Şöyle devam ediyor: “48 bin 750 üyesi bulunan İstanbul Barosunda 8 bin oy alan aday başkan seçildiği gibi, üst kurul delegelerinin de tamamını almaktadır. Bu, tam bir Vegas mantığıdır. Yani bir fazla alan, masanın tamamını alır. Bunun demokratik temsille uzaktan yakından alakası yoktur. Bazı barolar, Türk Devletinin meşru müdafaa hakkını kullanarak sınır ötesi operasyonları yapmasını savaş ilanı saymakla kalmamış, Suriye, Libya ve Akdeniz’deki gelişmelerle ilgili milli politikalarımıza karşı olmayı da görev haline getirmişlerdir. Biliyoruz ki, baroların bu açıklamalarına meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu karşıdır”

Dünyada çoklu baro sistemi ABD, İngiltere, Belçika, Japonya gibi ülkelerde uygulanıyor. Her ülkede aynı sonucu verir diye bir kural yok. Bence asıl sorun, yargı bağımsızlığı ve adalet duygusu konusunda toplumda oluşan genel algı… Liyakat ve adalet içselleşmiş olsa zaten bu tür tartışmalar olmayacaktır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00