Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Dün uzun zaman sonra Güney Kafkasya'da barış ve istikrar çabalarını etkileyebilecek bir görüşme trafiğine sahne oldu Prag... Avrupa Siyasi Topluluğunun ilk zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Paşinyan bir araya geldiler. Ayrıca Erdoğan'ın Aliyev ve Paşinyan ile ikili görüşmeleri söz konusu.

        Bunun iki yansıması olacaktır. Birincisi Azerbaycan-Ermenistan arasındaki nihai anlaşmaya nasıl varılabileceği, ikincisi de Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin nasıl bir seyir izleyeceği.

        Gelinen aşamada bu iki sorunun cevabının birbiriyle bağlantılı olduğu çok açıktır. İki ülke arasında çatışmalar sürdükçe Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesi neredeyse imkansızdır. En son imzalanan Şuşa Beyannamesi bunun dayanaklarından sadece biridir.

        14 Ocak'ta Moskova'da başlayan özel elçilerin görüşme süreci, dördüncü kez Viyana'da devam etmişti. Bu görüşmelerin bundan sonra sadece Türkiye ve Ermenistan'da yapılması kararlaştırılabilir.

        Dün Prag'daki görüşmelerden Ermenistan'ın, Karabağ'ı Azerbaycan'ın toprağı olduğunu teyit ettiği yönünde bir haber yansıdı. Eğer böyleyse nihai anlaşma açısından daha olumlu bir hava esebilir.

        Ancak şu var ki nihai anlaşmaya giden yolculukta ciddi engeller bulunuyor. Bu yüzden işi sıkı tutmak gerekiyor.

        Her şeyden önce Ermenistan ve Ermeni diasporası bir yandan "Toprak bütünlüğümüz tehlikede" yaklaşımı ile uluslararası desteğini somutlaştırmak istemekte bir yandan da Hankenti merkezli yapının geleceğini garanti etmek istemektedir.

        Son olayların ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve diğer bazı kuruluşların harekete geçebileceği öngörülmektedir. İspanya parlamentosu Eylül ayındaki çatışmalar temelinde Ermenistan'a desteğini açıklayan bir bildiri yayımladı. Başkaları da gelebilir.

        Tabii 10 Kasım 2020'deki anlaşma metnini göz ardı etmemek gerekiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova'nın Batı'nın Erivan ile Bakü arasındaki barış çabalarının güvenilir olmadığını ve mevcut dengeyi de bozabileceğini ifade etmesi Moskova'nın nihai çözüm adresi olabilme iddiasını sürdürme isteğini ortaya koyuyor. Bu arada Paşinyan bugün de Bağımsız Devletler Topluluğu gayri resmi liderler zirvesi için Rusya'ya gidecek. Paşinyan, bir yandan Batı ile görüşmeleri sürdürürken bir yandan da Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nü asker göndermeye razı etmeye çalışıyor.

        Şimdi Azerbaycan'ın yapması gerekenlerden biri işgalden kurtarılan bölgelerdeki insanlık dramını, yıkılanları, kültürel mirasa yönelik saldırıları ve bu kapsamda ekonomik kayıpları benzer bir yaklaşımla uluslararası kuruluşların gündemine taşımaktır.

        Bundan yaklaşık 10 yıl önce BM raporunda işgalin Azerbaycan'a verdiği ekonomik zarar 55 milyar dolar civarında gösteriliyordu. Bugünün koşullarında bu rakamın 100 milyar doların üzerinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu, elbette Azerbaycan gibi bir ülke için korkunç bir ekonomik kayıp. Belki de İkinci Dünya Savaşı sonrası böyle bir yıkım kolay kolay görülmemiştir.

        Dolayısıyla işgal altındaki topraklarda yok edilmiş, zarar görmüş tüm kültürel varlıkların, yapıların envanteri çıkarılarak Ceza Mahkemesi, BM Güvenlik Konseyi ve mümkün olan en fazla sayıda ülke parlamentosunun gündemine taşınmalıdır. Ermenistan'ın başlattığı propagandaya en iyi cevaplardan biri bu olacaktır.

        Örneğin Ağdam şehri bunların başında gelmektedir. İngiliz gazeteci Tom de Waal'ın "Kara Bahçe" adlı kitabında "Kafkasya'nın Hiroşima'sı" dediği yerdir Ağdam. Bir süre önce ben de buradaki izlenimlerimi paylaşmıştım.

        Şimdilerde bölgenin yeniden inşası için yoğun bir çalışma var. Laçın-Zengilan-Fuzuli havalimanları, dünyanın en uzun tünellerinden biri olacak Murovdağ Tüneli ve 10 hat üzerinde 700 km’ye yakın bir uzunluğa ulaşan otoyollar ile buna eklenmiş köprüler inşa ediliyor. Şehirlerin yenilenebilir enerji sistemlerini de içerisinde barındıracağı bir planlama yapıldı.

        Ağdam şehri de savaş öncesine göre hem büyüyecek hem yenilenecek. Çevre köyleriyle birlikte 100 bin kişinin dönmesi bekleniyor.

        Bu illerden göç etmek zorunda olanlar üzerinde Ada Üniversitesi öncülüğünde bir anket çalışması yapıldı. Ankete katılanlara orada daha önce ne iş yaptıkları ve döndüklerinde ne yapmak istedikleri de soruldu. Sonuçlar yetkili kurumlarca inceleniyor. Ancak açık bilgi kaynaklarında elde edebileceğimiz en baskın görüş tarım arazilerinin en büyük geçim kaynağı olacağı yönünde.

        Özellikle yüksek konutlara ağırlık verilen inşaatların bölgedeki tarım kapasitesine zarar verebileceği endişesi de var kimi vatandaşlarda. Zira savaş öncesi Ağdam'da yaklaşık 15.000 müstakil ev bulunduğu farz edilirken, yeni imar planında bunun onda biri kadar bir müstakil ev yer alıyor.

        Bu noktada Türkiye ve Azerbaycan birlikte çalışabilir ve oradaki tarım arazilerinin gerek etkin kullanımı gerekse geri dönecek olan nüfus için hazır hale getirilmesi daha kolay sağlanabilir.

        Diğer Yazılar