Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hun imparatoru Mete’nin kurultay sistemi ve o çağda ortaya koyduğu meşveret anlayışı, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’e göre Oğuzların “Kengeş” (Keneş/meşveret) meclislerine benzer. Bu yıl 10.kuruluş yıldönümünü kutladığımız Türk Keneşi (Konseyi) “Kengeş” sözüyle aynıdır.

Bu tarihsel kesişmenin taşıdığı anlam, günümüzdeki küresel ve bölgesel gelişmelerle daha iyi belirmektedir.

Peki nasıl?

24-25 Eylül’de yapılması planlanan AB liderler zirvesi Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in Corona virüsüne yakalanan biriyle geçen hafta temasta bulunması gerekçesiyle 1-2 Ekim tarihlerine ertelenmişti. Türkiye’ye yaptırımların görüşüleceği toplantı Rum ve Yunan basınında o kadar özgüvenle bekleniyordu ki bu ertelemeye şüpheyle yaklaşanlar, “AB’nin zaman kazanma çabası” diyenler oldu. İlginç bir gelişme de AB üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Kesiminin (GKRY) Türkiye’ye yaptırımları bir pazarlık haline getirmek için Belarus’a uygulanacak yaptırım kararını veto etmiş olmasıydı.

İşte AB’nin mevcut yapısal konumu, kültürel/ideolojik taraflılığı böylesine bir açmaz içerisinde!

Yine de AB’nin bütünsel olarak Yunanistan-Fransa-GKRY’nin gazıyla ne kadar ateşe yaklaşacağı tartışmalıydı. Zira Türkiye-AB ilişkileri her iki kesim için de bir anda kestirip atılacak türden değil. Dış ticarette karşılıklı bağımlılık, göçmenler meselesi vb konularda sürdürülebilir ilişkilerin gerekliliği ortada…

Türkiye buna uygun olarak diplomasi yolunun bir kez daha sınanması için 7 Ağustos öncesinde yaptığı gibi ertelenen zirve öncesinde de bir adım attı ve Oruç Reis’i “bakım” sebebiyle Antalya limanına çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz Oruç Reis'i eğer bakım için şöyle bir limana çektiysek, bunun da bir anlamı vardır. Niye çektik? Bu anlamlı bir yaklaşımdır. Yani diplomasiye bir fırsat tanıyalım, diplomaside bir olumlu yaklaşım ortaya koyalım, Yunanistan bizim bu yaklaşımımızı o da olumlu istikamette karşılasın ve buna göre de bir adım atalım.” diyerek muhataplarına mesajı açıkça vermiş oldu.

Buna karşın Yunanistan zafer naraları atarak kendi kamuoyunu ayakta tutmak istese de Almanya öncülüğündeki kimi AB ülkelerinin Türkiye’nin artan diplomasi söylemi ile olası bir yaptırım kararını beklemeye alacaklarının farkındaydı. Ve Miçotakis, ardından Macron’dan peş peşe açıklamalar geldi.

Belirtmek gerekir ki Türkiye ciddi bir tehditle karşı karşıyadır. Ve masada neler kazanıp neleri kaybedebileceğine yönelik endişeler dikkatle irdelenmek zorundadır.

Öte yandan belki kamuoyunda fazla seslendirilmiyor ama Türkiye’nin AB içerisinde bir tür Türk Konseyi (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi) hattı söz konusu. 2018 yılında Türk Konseyi’ne gözlemci üye olarak katılan Macaristan…Geçtiğimiz yıl sonunda da başkent Budapeşte'de Türk Konseyi’nin Avrupa ofisi hizmete açılmıştı.

Macaristan bu süreçte Türkiye aleyhindeki kimi haksız karar ve uygulamalar konusunda tavrını göstermeye başladı. AB’nin Türkiye'ye karşı adil olması gerektiğini her platformda seslendirmeye başladılar. Suriyeliler için taahhüt edilen bütçenin derhal Türkiye’ye verilmesinden tutun, Barış Pınarı Harekatıyla ilgili AB’nin uyarı metnine imza atmamak için hayli direndiler. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bir Türkiye ziyareti sırasında “Önemli Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden gelen Türkiye düşmanı her türlü açıklamaya, Macaristan’ın hiçbir zaman katılmayacak.” demişti. Türk Milleti’nin gönlünde özel bir yerleri olduğu açık…

Şimdi bambaşka bir kırılma noktasındayız. Türk Dünyasının artık resmi bir parçası olan Macaristan’ın Türkiye’yi sindirmeye yönelik haksız/temelsiz kararlara gereken tavrı göstermesi sadece ikili ilişkiler için değil AB’nin geleceği için de son derece kıymetli olacaktır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00