Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Trump, başkanlık görevinden ayrılmasından sonra ilk kez konuştu. “2024 seçimlerinde aday mısınız?” sorusuna “Henüz zaman var. Şu an bu konuda bir şey söylemek istemiyorum. Bazı yasal problemler var” cevabını verirken, problemin ne olduğundan bahsetmedi.

        Putin ile çok iyi anlaştığını bir kez daha tekrarlayan Trump "Başkan Putin ile çok iyi anlaştım, ondan hoşlandım ve o da benden hoşlandı... Bu iyi, fena değil" ifadelerini kullandı.

        Trump’ın iç siyaset dışında önemli bir çıkışı, ABD-Rusya ilişkilerine yönelikti. Zira bu ilişkileri iki ülke dışında Çin ekseninde de düşünmek gerektiğini ortaya koyan Trump şöyle dedi: “Hiçbir şey Çin ile Rusya'yı bir araya getirmekten daha kötü olamaz. Şu an bu iki güç bir araya gelmeye zorlanıyor.”

        Bu sözleri önemliydi zira hemen öncesinde ABD’li düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nce 18 Nisan’da bu konuda bir analiz yayınlanmıştı. Analizde Çin ve Rusya yakınlaşmasının neden Biden’ın “kabusu” olacağı sorusuna cevap aranıyordu.

        Bu görüşü savunanlar için Çin-Rusya yakınlaşması Biden'ın liderliğinin şimdiye kadarki en önemli sınavı olabilir. Zira son günlerde Rusya’nın Ukrayna, Çin’in ise Tayvan’da yoğunlaştırdığı askeri hareketlilik ABD’nin güvenlik konsepti bakımından oldukça kritik görülüyor. Örneğin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 22-25 Mart tarihlerinde Çin ve ardından Güney Kore'yi ziyaret etmesi bu kaygıyla ilişkilendiriliyor. Özellikle Merkezi İstihbarat Başkanı William J. Burns’un, geçen hafta ABD Senatosu İstihbarat Komitesine “Rusya’nın yaptığı askeri yığınak, sınırlı bir askeri harekata temel oluşturabilecek noktaya ulaştı” sözlerine dikkat çekiliyor.

        Çin devletinin resmi görüşlerini belirli bir düzen içerisinde yansıtmasıyla bilinen Global Times ise geçtiğimiz ay sonunda “ABD ve müttefikleri sallanırken Çin ve Rusya ilişkileri derinleşiyor” başlığını atmıştı. Bu aslında bir ittifak değil ortaklık. Çin’den yansıyan bu yaklaşımda dikkatimi çeken iki husustan biri ABD Başkanı Biden’ın Putin’e “katil” demesi diğeri de Doğu Türkistan’daki olaylar hakkında ABD öncülüğünde “soykırım” ifadesinin kullanılmış olmasıydı. Bu kavramsal dizilim, küresel güç mücadelesindeki taktiksel yaklaşımı da ortaya koyar nitelikte.

        Çin ve Rusya’nın birbiriyle daha uyumlu ve tutarlı hareket etmesi durumunda bundan sadece ABD’nin değil müttefiklerinin de etkilenmesi mümkün. Gelinen aşamada güç bileşenlerine bakıldığında Çin’in ABD ve Avrupa ile bağımlılıkları çerçevesinde askeri/jeo-stratejik rekabet boyutu dışında sürdürülebilir büyüme hedefini de gözeterek hareket etmesini gerektiriyor. Rusya açısından askeri hareketlilik ve enerji nakil hatları meselesi daha fazla öne çıkıyor. Ancak kaos ve çatışma ihtimali arttıkça iki ülkenin Avrasya sahasını konsolide edeceği kesin.

        Dolayısıyla mevcut askeri yığınağın artması, yaptırımların yoğunlaşması ve diyalog kanallarının kapanmasının Rusya ve Çin ilişkilerini daha da perçinleyeceğini söylemek yanlış olmaz.

        Diğer Yazılar