Hatırlıyor musunuz, 31 Mart’tan hemen sonra bazılarının, “Ortaya karışık!” tepkisi vereceğini bile bile “Kaybeden yok aslında, herkes kazandı!” başlığıyla genel bir seçim analizi kaleme almıştım…

Nitekim düşündüğüm gibi de oldu.

 

O yazım bazıları tarafından değil, neredeyse herkes tarafından, “Herkese mavi boncuk dağıtan Pollyanna” ruhuyla kaleme alınmış bir yazı gibi algılandı. 

Hiç itiraz etmedim.

Zira ilk okumada gerçekten de tüm siyasi partileri ve taraftarlarını memnun etmek için yazılmış görünen o yazının sonunu şu cümlelerle bitirmiştim: “Hele şu atmosfer bir geçsin... Biraz rahatlayalım... Sakinleşelim... Sonra her şeyi daha uzun, detaylı ve hakikatli nasıl olsa konuşuruz...”

Yani atmosfer gereği eleştiren, bir yerlerden dürten bir yazı kaleme almak istemediğimi, bunu ilerleyen zamanlarda yapmak istediğimi zaten belirtmiştim.

Neden?

Ee çünkü o günlerde toplumda hiç kimse aklıselim düşünemez bir haldeydi.

Herkesin psikolojisi allak bullaktı.

Yazsaydım ne olacaktı?

Ya havada kalacaktı ya da yanlış anlaşılacaktı.

İstemedim böyle bir şey olsun. O nedenle de herkesin biraz olsun gevşemesini, gerilim yüklü o havanın dağılmasını bekledim.

Nihayet o hava geldi gibi.

Başta parti liderleri olmak üzere siyaset arenasındaki aktörler sakinleşti ve tabir-i caizse tek tek şapkalarını çıkartıp önlerine koymaya başladılar.

Ben de işte tam zamanında, hazır onlar önlerinde şapkaları ile; ”Nerede hata yaptık? Neden yaptık?” muhasebesi yaparken daha doğru muhasebeleşsinler diye naçizane yorumlarımla katkı sunmak istiyorum.

İlk katkım AK Parti’ye olacak…

Çünkü doğruya doğru sayısal olarak seçimden birinci parti olarak çıkmış olsa da başta 25 yıldır iktidar oldukları İstanbul, Ankara olmak üzere Antalya, Adana, Mersin gibi kritik büyük şehirlerin tamamını muhalefete kaptırmak epeyce sarsıcı oldu AK Parti açısından.

Gözlemlediğim kadarıyla yaşadıkları o sarsıntıyı üzerlerinden yavaş yavaş atmaya ve özeleştirilerini de yapmaya başladılar artık.

Bunun böyle olduğu özellikle dün Memur-Sen programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı ifadelerden çok net anlaşıldı.

Zannımca Erdoğan ve kurmayları seçmeninin 31 Mart’ta vermiş olduğu, “Lütfen fabrika ayarlarınıza geri dönün! Kutuplaştırmadan, germeden, gerilmeden toplumun her kesimini kucaklayan partinin ilk kuruluş felsefesini unutmadan siyaset yapın!” mesajını net bir biçimde almış görünüyor.

Çünkü öyle olmasa Erdoğan; “Biz her ne kadar hiçbir zaman seçim ekonomisine tevessül etmesek de seçimlerin ülke ekonomisinde ağır bir yük oluşturduğu vakadır. Seçim atmosferinde yükselen siyasi rekabet toplumumuzun hem sosyolojisinde hem ekonomisinde gerilimlere sebep olmaktadır. Hamdolsun milletimiz sandıkların kapanması ile birlikte bu dönemi geride bırakmıştır. Siyaset milletin maslahatını kendi menfaatinin önüne koymayı gerektirir. Türkiye’nin bekası vatandaşlarımızın birlik ve beraberliği her türlü politik hesabın üstündedir. Seçim tartışmalarını geride bırakarak ekonomik ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şarttır. Dönem kızgın demiri soğutma, musafahalaşma, kucaklaşma birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir” ifadelerini kullanmaz ve o sözlerinin devamında da; “ Ülkemizin bekasını ilgilendiren meselelerde siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak 82 milyon TÜRKİYE İTTİFAKI olarak hareket etmeliyiz!” demezdi…

Sizi bilmem ama Erdoğan’ın konuşmasında özellikle toplumun psikolojisini gergin siyasetin bozduğuna vurgu yapması… Seçim sonuçlarını kabullendiğini söylemesi… Ve bundan böyle bu sonuçlara göre bir politika izleyecek olacaklarına dair kararlığını belirtmek adına; “Türkiye İttifakı” ifadesini kullanmış olması seçmenine; “Tamam arkadaşlar! Mesajınızı aldım. Gereği neyse yerine getirilecektir” yanıtıdır. 

Tabii bu ifadelerin ne kadar zaman içerisinde ve nasıl eyleme dönüşeceğini kestirmek mümkün değil. Bunu zaman gösterecek bizlere ama Beştepe’ye yakın kaynaklardan aldığım duyumlara göre Erdoğan’ın YSK’nın İstanbul’la ilgili vereceği kararın hemen ardından hem AK Parti kadrolarında hem de kabinede büyük bir revizyona gideceği öngörülüyor.

Şahsen ben de böyle bir değişim bekliyorum ama tabii siyasette 24 saat bile çok uzun zamandır. O nedenle üzerine fazla yorum yapmadan neyin, ne kadar olup ya da olmayacağını bekleyip görmek lazım…

Bugünlük bu kadar ama haberiniz olsun, 31 Mart seçimlerinde seçmen hangi partiye, ne mesaj verdiyi analiz etmeye devam edeceğim…

Görüşmek üzere…

İyi çok iyi hafta sonları geçirmenizi diliyorum…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!