Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Röportajlar 'Ölümlü Dünya 2'nin oyuncularından açıklamalar - Magazin haberleri
        1

        Bazı filmler vardır ki vizyon zamanı değil, gösterimden çıktıktan sonra fenomen haline gelir.
        O nedenle de gişe listelerinde izleyici sayısı düşük görünür.
        O filmlerden biri 2018 yapımı 'Ölümlü Dünya'...
        Gösterimde 11 hafta kalan 'Ölümlü Dünya', 585.150 kişi tarafından izlenmişti.

        Filmin fenomen olmasından sonra doğal olarak ikincisinin çekilmesi gündeme geldi. Zira yapımcıları; Cemal Okan ile Timur Savcı, yönetmeni, oyuncuları 'Ölümlü Dünya'nın seri haline gelmesini istiyordu. En önemlisi, izleyicilerin bunu istemesiydi.
        İkinci filmi herkes istiyordu istemesine ama pandemi, 'Ölümlü Dünya'nın seri haline gelmesini geciktirdi.

        Pandemi sonrasında dijital platformların da etkisiyle sinema salonlarında izleyici sayıları bir hayli düştü.
        Gerçi, bu süreçte çok fazla izlenen filmler de oldu ama toplamına bakacak olursak pandemi öncesiyle pandemi sonrasındaki izleyici sayılarında bir hayli fark var.
        Örneğin kasım ayından örnek verecek olursak;
        Kasım 2019... 9.356.055
        Kasım 2023... 3.471.656

        'Ölümlü Dünya 2', sadece fenomen bir filmi seri haline getirme özelliğine sahip değil. Aynı zamanda sinema sektörünün yüksek oranda ilgi göreceğini düşündüğü, gişelere nefes aldıracak, bir nevi kurtarıcı olarak nitelediği film.
        Zira, bu yıl biletleri en çok ön satış yapan film oldu.

        'Ölümlü Dünya 2'yi yöneten Ali Atay, aynı zamanda Feyyaz Yiğit ve Aziz Kedi ile birlikte filmin senaryosunu da yazdı. Başrolleri ise Ahmet Mümtaz Taylan, Alper Kul, Doğu Demirkol, Feyyaz Yiğit, Giray Altınok, İrem Sak, Mehmet Özgür, Özgür Emre Yıldırım, Sarp Apak ve Reha Özcan paylaştı.

        Mermer Ailesi'nin girdiği, daha doğrusu bulaştığı yeni macera, beyazperdeye, bir kez daha komedi ve aksiyon olarak yansıdı.

        Gösterime dün giren 'Ölümlü Dünya 2'nin 'Gazanfer'i; Ahmet Mümtaz Taylan, 'Oktay'ı; Alper Kul ve 'Serhan'ı; Sarp Apak, Habertürk'ten Mehmet Çalışkan'a verdikleri röportajda 'Ölümlü Dünya 2' ve daha fazlasını anlattı.

        2
        3

         "TEKRAR SALONLARDA BİRLEŞECEĞİZ" 

        Vizyon takvimi sona erdikten sonra 'Ölümlü Dünya'nın gişesinin hakkının 585.150 değil, daha fazla olması gerektiğini düşünmüştüm. Film, gösterimden çıktıktan sonra fenomen olmuştu. O dönemlerde neler hissetmiştiniz. Siz de benim gibi düşünmüş müydünüz?

        Ahmet Mümtaz Taylan... Uzun süredir çalıştığım için bu benim başıma çok sık geliyor. Bazı filmlerin sevenleri sonradan kulaktan kulağa dışarıda konuşmaya başlarlar. Vizyona yetişmez, öyle talihsiz bir şekilde gösterimden kalkar ama biz zaten o süreçte çok seven bir izleyici kitlesiyle karşılaştık. İzleyici sayılarıyla çok ilgilenmiyoruz ama ben eninde - sonunda çok seyredileceğini, sevileceğini, hep konuşulacağını biliyordum. Biz 'Leyla ile Mecnun'a başladığımız zaman da kimse farkında değildi, 3 - 4 hafta sonra konuşulan bir iş oldu. Bazı işler böyle olur... "Kısmeti arkadan geldi" diyelim ama ikinci filme bu defa birinci filmin anonsuyla, gücüyle, sevilmesiyle, sevgisiyle başladığımız için daha farklı olacağını düşünüyorum. Her ne kadar hem memleket için hem sinema için hem de izleyiciler için zor bir zaman da olsa, 'Ölümlü Dünya 2' ile tekrar salonlarda birleşeceğiz.
        Alper Kul... Bizim sektörde genel kabul görmüş bir tanım vardır. "Bir işi çok beğeniyorsan zaten o işe yaramaz" gibi bir durum vardır. Oyuncular olarak bizim için gişe öncelik olmuyor açıkçası... "İnsanlar beğensin, eli yüzü düzgün, temiz, derli toplu bir filmimiz olsun" diyoruz. Hepimiz çok mutluyduk. Gişeyi hatırlamıyordum ama evet, 585 bin az gibi görünüyor. Umarım yapımcı kazanmıştır. Bizi ilgilendiren kısmı o oluyor. Gerçekten yapımcı kazandığı zaman tekrar o hazzı yaşayabiliyorsun ve o ekip tekrar bir araya gelebiliyor. Bunun daha fazla olacağını düşünüyorum. Çünkü çok fazla kulaktan kulağa yayılan bir film oldu. İnsanlar biliyorlar. İzlendi, farklı dijital platformlarda da yayınlandı. Umarım yatırımcı parasını kazanır ve devam eder. Bu, bizi çok mutlu eder. Ali (Atay) ile de az önce konuşuyorduk, 3'üncü filmden ziyade "Ben bunun dizisini yapmak isterim" dedi. Şu ekip bir araya gelip devam etse bizim çok güzel bir golümüz olur.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Sen erkenden söylemeseydin belki de olacaktı ama artık sıkıntılı bir hal aldı. Alper Kul bunu da başardı.

         

        4

        "ÖNGÖRDÜĞÜMÜZDEN DAHA BÜYÜK BİR MARKA OLDU"

        Yapımcıları, ikinci filmi çekmek, izleyiciler de bir an önce ikinci filmi görmek istiyordu ama araya pandemi girdi ve ertelendi. İkinci film, ilkinden ancak 5 yıl sonra gösterime girebildi. Sizin ikincisinin çekileceğinden haberiniz var mıydı? Siz de ikinci filmin olmasını istemişsinizdir değil mi?
        Ahmet Mümtaz Taylan... Tabii... Biz çok uzun zamandır konuşuyoruz. 5 senedir konuşuyoruz aslında ama doğru zaman, Aziz'in (Kedi), Feyyaz'ın (Yiğit) ve Ali'nin (Atay) senaryo konusunda ikna olmaları uzun sürdü. Çünkü onlar kendileri yazınca da ikna olmuyorlar. Onlar uzun uzun çalıştılar, iyice içlerine sindi. "Biraz süreç, biraz memleket toparlanır" diye bekledik. Baktık toparlanmıyor "En iyisi yapalım" dendi.
        Sarp Apak... Bu arada şu detayı söyleyebilirim; ilk film aslında finali olan ve tek film olarak tasarlanmıştı. Onlar aslında ikinci film, üçüncü film seven bir yaratıcı ekip değiller. O yüzden aslında son anda, böyle olmaz, bu kahramanları öldürmeyelim, bir şans verelim noktasında bir dokunuşla şu an bugün buradayız. O yüzden şu an bence her yere gidebilecek bir pozisyonda. Çünkü bence bizim öngördüğümüzden de büyük bir marka haline geldi. 'Ölümlü Dünya'. bir marka ve artık biz kendimizi onları taşıyacak şeyler yapmak gibi bir yerde buluyoruz.  İlk okuduğumuzda hissetmiştik ve bu noktaya gelmesi bence şaşırtıcı değil. Ben ilk sorunun cevabıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum; bence ilk filmle salon sayısına göre de iyi gişe yapmıştık. Çok iyi bir gişeydi. İnsanlar girdiğimiz salon sayılarına bakabilirler. Matematiksel olarak çok iyi bir rakam aslında.

        5

        "GÜNÜMÜZ TÜRKİYE'SİNDE YAŞAYABİLECEK TİPLER"

        'Ölümlü Dünya'yı fenomen haline getiren ana etkenler sizce nelerdir?
        Ahmet Mümtaz Taylan... Birincisi; mizah anlayışındaki klişelerden biraz daha farklı oluşu ya da o klişeleri kullanma biçimi... Üç senaristin de zaten bir araya gelmesinde mizah anlayışlarındaki benzerlik, paralellik söz konusu. Sıra dışılar... Bir miktar tırmalayıcı, biraz ofansif bir mizah anlayışları var. Bence o sebeple film farklılaşıyor. Diğer yandan da aile meselesi anlattığı için de bütün o tırmalayıcı, tuhaf, pürüzlü hasarlı, sıkıntılı, arızalı yanlarına rağmen karakterler birbirine çok tutkuyla bağlı. Sanıyorum bu da çok hoşa giden unsurlardan biri. Bizde ne şekilde hangi bakış açısıyla ele alınmış olursa olsun eğer oradaki aile belli bir sıcaklığa, belli bir dereceye ulaşabiliyorsa eninde sonunda seviliyor. Biz toplum olarak aile kavramını ve onunla ilgili yapımları seviyoruz. Bana bir röportajda "Çocuklarınızın hepsi birbirinden farklı, baba olarak ne hissediyorsunuz?" diye soruldu. "Ne hissedeceğim, evlat işte, atsan atılmaz satsan satılmaz ama güzel çocuklardır" dedim. Pek birbirlerine benzemeseler de sizden bir şey alsınlar istersiniz. Her biri bir yanınızı almış, topluca birini alan yok. O yüzden bunlar paket halinde seviliyorlar. Biri eksik olsa baba olarak benim hayatım da eksik olurdu.
        Alper Kul... Senaristlerimizin çok farklı üslupları ve dilleri var. Bir zorlama yok... Senaryonun "Bu bir ana akım filmi olsun ve çok gişe yapsın, herkes izlesin" gibi bir kaygıyla yazıldığını düşünmüyorum. Ali'nin (Atay), Aziz'in (Kedi) ve Feyyaz'ın (Yiğit) kendi mizahları var ve biz onlara uyumlandık. Zeki ve yetenekli insanlar... Rahat bir yazım halleri var. Çok günlük hikâyeleri, kendilerinin normalinden yazıyorlar. O gerçekliğin geçtiğini düşünüyorum. Vurdulu - kırdılı diye ne kadar olağandışı gibi görünse de günümüz Türkiye'sinde yaşayabilecek tipler gibi görünüyorlar. Kimse, "Böyle tipler yok" diyemez. Çok saçma bir örgüt peşlerinde olsa dahi... Samimi diyebilirim.

        6

        "BÜTÜNÜ İZLEYİNCE ANLIYORUM" 

        Ahmet ağabey, sizin büyüğünüz, iki filmde de sette çalışma imkânı buldunuz. Kendisinden mutlaka bazı öğretiler edinmişsinizdir. Edindiğiniz en önemli öğreti ne olmuştur?
        Ahmet Mümtaz Taylan...
        Estağfurullah... Alper de Sarp da çok yetenekli ve deneyimli. 
        Sarp Apak... Ahmet ağabey ilgili en ilgimi çeken, bir şeyler kaptığım özelliklerden birisi şu oldu; biz bazen göremiyoruz ama Ahmet ağabeyden senaryo okumasıyla ilgili bir şey öğrendim. Ahmet ağabey, sahnenin kodlamasını çok doğru yapıyor. Mesela, koca bir bloğun üzerine gelen bir sahneyse onu ayrı oynuyor. "Niye böyle oynuyor?" diyorum sonra bütünü izleyince anlıyorum. Bu tamamen doğru senaryo analizi, başka bir yetenek... Senaryo okumasıyla ilgili kesinlikle bir şey öğrendiğimi düşünüyorum. 
        Alper Kul... Neticede Ahmet Mümtaz Taylan… Sahnedeki varlığı yetiyor. Konuşuluyordu hep, biz de görmüş olduk. Disiplini, meslek saygısı, Sarp'ın söylediği sahne devamlılığındaki duygu değişimleri, onları takipleri… Bir ameliyat masasında müdahale eder gibi tıkır tıkır, konuşa konuşa, sahneleri çalışa çalışa ilerliyor.

        7

        "BİR ARAYA HASBELKADER GELMİŞ İNSANLAR DEĞİLİZ" 

        Bir de insan, kendini daha güvende hisseder değil mi?
        Sarp Apak... Size ilginç bir detay söyleyeyim, hiçbirimiz yaş, kariyer fark etmeksizin ilginç bir şekilde Ali'nin aurasına teslim olduk. Bu çok ilginç bir şey... Bu Ali'nin başarısı. Ben bir şeyin iyi olduğunu düşünüyorum, güzel gözüküyor, Ali; "Hiç bu değil" diyor. Ve kimse de itiraz etmiyor. Bu çok güzel bir şey. Bence filmin başarısında, üst dili kuran kişiye inancın etkisi çok büyük. Ali'nin başarısını burada yâd etmek istedim.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Belki her sette yapmak lazım ama özellikle bizimki gibi okuma biçimi biraz farklı olan işlerde eğer yönetmene teslim olmazsan bazen Batı'ya giden bir gemide Doğu'ya koşuyor gibi bir duruma düşebilirsin. O yüzden de üslup birliği çok önemli. Aramızdaki bütün farklara, deneyim farklarına rağmen - ki bu filmdeki oyuncular çok deneyimliler, en önemli şey üslup birliğiydi. Birbirimizi iyi dinledik, kafamızı öne eğip sadece kendi işimizle meşgul olmadık, bütünle ilgili de sürekli kafa yorduk.
        Sarp Apak... Birçok filmde olan bir kaygıdır. Oyuncular; "Şu çok komik oldu, benim de burada bir şey yapmam lazım" şeklinde paniğine girer. Burada bizim alanlarımız oldu. Bu alanlarda rahat olmak, sahneyi sahibine bırakmak çok güzel bir şeydir ve burada çok rahat başarıldı. Bu az projede olur. Komedi işlerinde çok oynadığımız için biliyoruz. Bence bunlar bu başarının etkenlerinden biridir.
        Alper Kul... Dediğim gibi. senaristlerin çok farklı bir üslupları ve dilleri var. Biz ona uyumlanmak durumundaydık. Ali'nin oradaki yönetim biçimi bizi çok rahatlattı. Ben, bunu çok az yaşadım. Ali, sana rehberlik yapıyor. Sen malzeme olarak orada var ol, o doğru malzemeyi alıyor. Çünkü oyuncu olarak sen tamamını göremiyorsun, sadece kendi sahnelerini çekmişsin, diğer sahneleri bilmiyorsun. Bir şey katmak, yorumlamak istiyorsun ama bu metnin özelinde söylüyorum, kattığın herhangi bir şey katkı olmaktan çıkıp ekibin dışında kalabilir.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Güzel olan her şey, bazen doğru olmayabiliyor. Doğru olan bazı şeyler de her zaman güzel olmaz. İkisini bir arada bulmak önemli. Bu işte tamamen herkes birbirini tercih etti. Hasbelkader bir araya gelmiş insanlar değiliz. O açıdan da tabii ki o birlik duygusunun, ortak duygunun filme bir katkısı var.

        8

        "BİRAZ DA GÜLMEYELİM Mİ, BİRAZ DA EĞLENMEYELİM Mİ?"

        Filmin özellikle altının çizilmesi gerektiği yönleri nelerdir?
        Ahmet Mümtaz Taylan... Ben kendi payıma söyleyeyim; film bir şeyin altını çizmiyor, çizmesi de gerekmiyor. Ülke olarak da dünyada da çok çileli bir zamandan geçiyoruz. Çok tatsız zamanlar ve bu soğuk, bu gri, bu karanlık duygu iklimi, ruh iklimi içimize sinmiş durumda. Eeee biraz eğlenmeyelim mi? Biraz da gülmeyelim mi? Bunu da beraber yapalım. Çünkü birlikte gülmek müthiş bir direnme biçimidir. Birlikte gülmek aslında ideolojik bir şeydir. Fikir birliğidir, bir anlam ortaklığıdır. Bu film mizah anlayışıyla ve anlık tepkilerle hiçbir şeye değinmiyor gibi görünüp birçok şeye değinen bir film ama izleyiciler bunu gördüğü zaman anlayacak. Biraz gülmek hakkımız. Sabah akşam gülmeyelim, öyle bir şey yok ama hayatımızın iki saatini de enseyi karartmadan geçirmek için iyi bir fırsat diye düşünüyoruz. Biz buna çalıştık.
        Alper Kul... Ahmet ağabey o kadar güzel anlattı ki gerçekten diyecek bir şey bulamıyorum.
        Sarp Apak... Bir de altta akan sonsuz bir konu var aslında... "Aile her şeydir." Biz burada da onu korumaya çalıştığımız için bence ikinci filmde de 'Ölümlü Dünya' evrenini seven herkesin aslında aynı düzlemde devam edeceğini düşünüyorum.

        9

        "BÜTÜN DOĞRULARI GÖZDEN GEÇİRMEMİZ LÂZIM" 

        Sayılarla, gişelerle çok ilgili değilsiniz ama sinemada bir duraklama dönemi yaşandı / yaşanıyor. İzleyicileri, sinema salonlarına çekmek için sizce neler yapılmalı?
        Ahmet Mümtaz Taylan... Devletin, hükümetin sanat politikalarını bir daha gözden geçirmesinde fayda var. Sektörün durumunu, sadece satılan biletle veya dizilerimizin yurt dışında çok seyredilmesiyle mi ölçmeliyiz? Bütün doğrularımızı bir kere daha gözden geçirmeliyiz. Çünkü zaten büyük bir handikap var. Ekonomik koşullar çok ağır, bir ailenin sinemaya gitmesi bütçe açısından çok meşakkatli. Belki sektörün de bunu bir gözden geçirmesi lazım. Şimdi bana çok kızacaklar ama bilet fiyatlarının pahalı olduğunu ve bunun da izleyici odaklı gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Onun dışında üretme konusunda bir sorunumuz yok. Üreten kesim, sinemanın üretenleri buradalar, çalışıyorlar. Sinema yapamadıkları dönemlerde yan işlerle ya da kardeş disiplinlerde vakit geçirip hayatlarını sürdürüyorlar. Sinemanın yeniden hayatımızın odağına oturabilmesi için, en azından kendimize ayırdığımız zamanın odağına oturabilmesi için biraz her taraftan fedâkarlık yapılması gerekiyor. Bir tarafın kararıyla toparlanabilecek bir şey değil. İzleyiciler dâhil hep beraber takkeyi önümüze koyup salonları tekrar nasıl doldurabileceğimizi düşünmeliyiz.  İzleyicileri de düşünerek, yani ceplerini ve akıllarını, duygularını, hepsini işin içine katarak gözden geçirmemiz lazım. Hiç kolay bir şey değil. "Biz bir film yaptık, koşun bakalım sinemaya" demekle olmaz. Öyle değil, hiç kolay değil. O yüzden bağımsız filmlerde de oynuyorum, kısa filmlerde de... Öğrenci filmlerinde de oynuyorum büyük işlerde de... Dijital platformda da televizyonda da görünüyorum. Her yerde iş çok zor, herkesin işi çok zor. Hiç öyle dört başı mamur bir alan yok. Sinema da sıkıntılı olanların başında geliyor. Sinema salonunda ürünle izleyici karşılaşana kadar emek veren bütün bileşenlerin bir araya gelip kafa yorması, kafa patlatması lazım ki tekrar iş kolu mu, sektör mü, endüstri mi, ne diyeceksek onu ayağa kaldıralım.

        10

        "SİNEMADAN UZAK KALMAKTAN MEMNUN DEĞİLLER"

        Zaten krizler, herkesin fedâkarlık yapmasıyla aşılır...
        Ahmet Mümtaz Taylan... Evet, tabii ki... Burada en az fedakarlığı da seyirciden beklememiz lazım. Çünkü onlar zaten sinemadan uzak kalmaktan memnun değiller. Ben bir sinema seyircisi olarak sinemaya gidememekten çok rahatsızım. Yeterince film çekilmediği için, imkânlar yeterli olmadığı için. Son yıllarda dünyanın ve ülkemizin başına gelmedik şey kalmadı. Birlikte yaşama kültürüyle aşabileceğimiz bir şey bu.

        11

        "BİRÇOK YÖNETMENİN FİLMİ DEVLET TARAFINDAN FONLANABİLİR" 

        2016 - 2017'ye kadar komedi filmleri Türk sinemasının lokomotifiydi. Sonra o görevi biyografi filmleri devraldı. Mizahi anlamda bir sorun mu yaşıyoruz?
        Sarp Apak... Ben, mizahın biraz hor kullanıldığını düşünüyorum. Bence onun da etkisi oldu. Çünkü 10 yıllık bir periyod var ki 10 filmin 8'i komedi filmi iddiasıyla gösterime giriyordu. İzleyicilerin tepkisini çekecek kadar bir yere sıkıştığı bir dönemdi. Bu da insanları, "şu anda kötü bir komedi yapacağıma vasat ötesi herhangi bir film yaparım" içgüdüsüne evriltmiş olabilir. Kötü komedi yapmak çok kolay. İyi komedi yapmak da gerçekten biraz imkânsıza yakın diyebilirim. Sizin oynamanızın dışında ürünün tamamlanması noktasında da komedi çok değişik. Ata sporu komedi olan bir ülkeyiz ve insanlara komedi satıyoruz. İnsanlara, "Bana son 10 yıllık film bombardımanından seçtiğin komedi filmlerini say" diye soruyorum. Toplamda 4 - 5 film ismi duyuyorum. Film sayısına baktığınızda 500 filmde 5 filan yapıyor.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Belki dünyada da benzer sıkıntılar var, yani her atılan taş kurbağaya denk gelmiyor ama Türkiye'de film çekmek ekonomik olarak çok meşakkatli bir hale geldi. Malzememiz bizim ürettiğimiz bir malzeme değil, insan malzemesi dışında kalan bütün teknolojiyi biz yabancı parayla satın alıyoruz. Bu, doğal olarak ülkenin ekonomisinden bağımsız bir şey değil. Şartlar bu kadar zorlaşmışken attığımız taşın kurbağaya değmesi lazım. Çok zor bir süreç. Sadece "Vasat komediler yapıldı da o yüzden izleyiciler salonlardan kaçtı" diyemeyiz. Nuri Bilge Ceylan'ın şahane filmlerinin ne kadar izlendiğini de tartışalım. Önümüzdeki haftalarda Zeki Demirkubuz'un yeni filmi 'Hayat', gösterime girecek. Bu değerli işlerin de izleyicilerde bir karşılık bulması lazım ki bir sonraki çekilebilsin. Bu kadar iyi sinemacıların, bu kadar çok düşünen; kafa yoran, çalışan insanların ürünleri kabul görmediğinde sadece onların değil, arkasından gelen herkesin morali bozuluyor. Şartları hep beraber, tekrar o yüke o bütçeye katlanılabilir hale getirmemiz lazım. "Sinemaya gitmezsem olmaz" durumunun gelmesi lazım.
        Alper Kul... Şimdi bir problem var ve insanlar sinemaya gitmiyor. İlk akla gelen pandeminin etkisi... Ekonomik kriz var, deprem sıkıntısı var, bunlar çok önemli majör faktörler. Bu üç önemli faktör bir araya geldiğinde bir sektörü komple bitirebilir. Bizim buradaki duruşumuzun ne olması gerektiğine bakmak gerekiyor. Teşhis bu, tedavisi nasıl olacak? Kendisi mi evrilecek? Devlet olarak bunu fonlayacak ve kendi kültürümüzü kendi hikâyelerimizi, edebiyatımızı, bu coğrafyanın ürettiği sanatçıların sanatını destekleyecek bir yol haritası varsa ayrı bir tartışma. Yoksa ayrı bir tartışma. Bir şey yapmazsak biter gibi görünüyor ama Zeki Demirkubuz'un, Nuri Bilge Ceylan'ın, Emin Alper'in ve birçok yönetmenin filmleri, başarılı ülkelerdeki gibi devlet tarafından fonlanabilir. Bir ülkenin sinema filmi, sadece sinema filmi değildir, bir edebi değeri vardır, bir kültürdür. Buna ne kadar sahip çıkıp ne kadarını tutacaksın? Buna ne kadar destek vereceksin? Tamamen aslında tartışma üstü  politikayla ilgili bir durum. Biz çok iyi film çeksek de sinemanın kurtulacağını zannetmiyorum. Kötü film çeksek de batacağını düşünmüyorum. Bu, bir devlet politikasıdır diye düşünüyorum. Ne olacağına bakacağız.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Küçük bir parantez açayım. Birçok yönetmene sorarsanız zaten fonlanmayı istemez. Ben, film çekme koşullarının makul, katlanılabilir bir düzeyde olmasından bahsediyorum. Yoksa Zeki'ye sorsanız büyük ihtimalle fonlanmayı istemez, istemeyecektir. Ben de böyle bir şeyi haklı görürüm. Çünkü bağımsız sinemacılar var. "Ben, her şekilde filmimi çekerim, sonuçlarına da katlanırım" diyen insanlar bunlar. O yüzden de film çekme koşullarının. yani zeminin, devlet tarafından biraz daha gözden geçirilmesi gerek. Artık vergi meselesi mi, yoksa malzemelerin ithalatı, gelişi gidişiyle mi ilgili, bu çok geniş bir durum. Zaten 'Ölümlü Dünya'nın röportajında başka konulara fazlaca dalmış olduk daha girmeyeyim ama yapısal sorunlarımızın bütün bileşenleri bir arada toplayarak tartışılması, konuşulması lazım. Orası çok açık.

        12

        "MÜZİSYENLER KADAR İLERLEYEMEDİK" 

        Geçtiğimiz günlerde oyuncular sendikası, yaratıcı meslekler konusunda oyuncuları, senaristleri, yönetmenleri yapay zekâya karşı uyardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yapay zekâ, oyuncular, senaristler ve yönetmenler için bir tehlike olabilir mi?
        Alper Kul... Bizde daha telif hakkı yok... Daha bizim ülkemizde telif kanunlarımız yok...
        Ahmet Mümtaz Taylan... Müzisyenler kadar ilerleyemedik. Müzisyenler teliflerini iyi - kötü topluyorlar. Az bile bence ama sanatın diğer bütün kardeş alanlarında önce telif sorununu başaralım. Sonra yapay zekâyla nasıl baş edeceğimizi konuşuruz. Yapay zekâ, oyunculuk yapacaksa yönetmenlik, senaristlik de yapar ama yapay zekânın etiği olur mu olmaz mı, onları tekrar tekrar, derin derin konuşmak lazım. Onların yapamayacağı şeyler var. İnsanların yapabildiği ve yapay zekânın yapamadığı bir şeyler hâlâ var.
        Sarp Apak... Yapay zekâ gelsin gece 4'te ıslak zeminlerde vantuzları kullansın da ondan sonra bir daha konuşalım.
        Alper Kul... Bu arada Japonya'da robot evlilikleri onaylanmış, miras kime kalacak, diye veraset tartışılıyormuş.

        13

        "BİZİM İŞLERDE ZENGİN OLUNMUYOR" 

        Ahmet ağabey, size özel bir soru: 2020'de bir röportajda "Ben zengin değilim, orta halli olmayı planlıyorum." demiştiniz. 38 yıllık kamera önü kariyerinizde 80'e yakın çalışmanız var…
        Ahmet Mümtaz Taylan... Ben kendimi çok zengin sayan bir insanım; eşim, dostum, arkadaşlarımla bir sebatım var ama maddi açıdan soruyorsan yurt dışındaki oyuncular kadar kazanmadığımızı herkes bilmeli. Bilmeyenlere de duyuralım. İyi bir hayatım var, Bir zorluğum yok. Artık orta halin bir tık üstündeyim ama zengin olma gibi bir niyetimiz zaten yok. Bizim işlerde zengin olunmuyor. Bizim seçimlerimizle bizim duruşumuzla, bizim gibiler zengin olamaz. Bizim açımızdan en önemli şey de değil zaten. İstesek olurduk.

        14

        "ZENGİN  OLMAK OYUNCULUĞU ETKİLER" 

        Zengin olmak, gelecek kaygısı taşımamak oyunculuğu etkiler mi?
        Sarp Apak... Bence etkiler... Konfor alanımdan çıkmak istemem ki. Bilmiyorum, bazen şöyle bir özgürlüğe sahip olsam diye hayal ettiğimde, beni sete çekmek herhalde çok zor olur. Bir dizide oynamak falan.... Bu arada sadece yorum yapıyorum.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Ben gelecek kaygısı nedeniyle çalışmıyorum açıkçası... Geçinmek için gereken parayı farklı alanlarda da kazanabilirim. Tek şapkam oyunculuk değil ama öyle olsaydı da onu kovalamazdım. Ben yine istediğim, sevdiğim işleri yapmayı tercih ederdim. "Hiç mi sevmediğin iş yapmadın?" dersen, çok sevmediğim, bayılmadığım işler de yaptım. O zaman evlat küçüktü, hayat gailesi vardı. Alper de de 2 küçük evlat var ama bir yerde özgürleşeceksin inşallah... Bir şey değil Alper, 20  -25 yıl kaldı.
        Alper Kul... Etkiler bence... En azından şöyle söyleyeyim, zengin olup da sete gitmeyecek çok arkadaşımız var.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Ben Alper'i nerede bulacağımızı biliyorum. Muhtemelen serasında bitkilerle, ağaçlarla uğraşacak.
        Alper Kul... Eğer para kazanma kaygısı olmasa yan dalda yazarlık yapmayı tercih ederim.
        Ahmet Mümtaz Taylan... Çoğumuzun çok fazla altın bileziği vardır.

        15

        "ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK" 

        'Ölümlü Dünya 2' ile ilgili başka neler söylemek istersiniz?
        Ahmet Mümtaz Taylan... Kısaca şunu söyleyelim; bizim işimiz bitti. Biz elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettik. Bütün ekip olarak, yaratıcı ekip, teknik ekip, oyuncular, hep beraber işimizi en iyi biçimde seyirciye taşımak için elimizden geleni yaptık. Benim bundan sonra 'Ölümlü Dünya' ile ilgili arzum, geniş bir biçimde seyirciyle buluşması, kucaklaşması. Bunun tabii ki en güzel şekli sinemada olanı. Elbette sonra bir macerası olacaktır, bunları herkes biliyor. Televizyon ya da dijital yerlere satılabilir, orada gösterilebilir. Oralardan seyretmek daha az maliyetli olabilir ama salonlarda bir araya gelebilmek, ortak bir duyguyu paylaşmak gibi olmaz. Sinema perdesindeki keyfi teknik olarak da vermez duygu olarak da vermez. İnşallah sinemalarda en geniş ölçüde buluşuruz diyorum.
        Sarp Apak... Bizim filme, sinemanın canlanması ya da tekrardan aktive olması için  bir görev atfediliyor. Umarım o görevi başarır. Hepimiz için kazanım olur ama onun ötesinde bu film ne olursa olsun bizim için çok özel. Çalışması, içinde geçirdiğimiz zaman, bizim için apayrı, o yüzden bizim için çok özel. Sonucu ne olursa olsun her zaman çok özel bir yerde kalacak.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ