Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ordinaryüs Doçent Halil Berktay hızını alamamış, dün de ilim ve edep dolu bir yazı daha döşenmiş; İlber Ortaylı'ya "cahil", Erhan Afyoncu'ya "aptal", bendenize de "palavracı" demiş.

        Senelerden buyana yazıyorum ve söylüyorum: Türkiye'de kendilerini aydın diye pazarlayan, etrafında her sözünü keramet addeden boş bakışlı hayranlarla çevrili bir hâle yaratmaya çalışan ve "başarılı" olduğuna ancak bunu yapabildikleri takdirde inanan güruhun âdeti budur. Sermayeleri tükenip söyleyecek birşeyleri kalmayınca hakarete başlarlar ve zerafetten en ziyade yoksunları da "cahil", "aptal" ve "palavracı" gibisinden ucuz ifadelerin ardına sığınır.

        Ordinaryüs doçentin yaptığı gibi...

        HASEDİN BÖYLESİ

        Böylelerine ciddi cevaplar vermek abes kaçacağı için, Ord. Doç. Halil Berktay'a birkaç hatırlatmada bulunmakla yetineceğim. Senelerden buyana sadece lâf ebeliği yapıp ortaya kalıcı bir eser koyamamanın verdiği eziklikten gelen hırçınlığını bir yana bırakmayı denediği ve boş hırslarına bir anlığına gem vurduğu takdirde, anlaması ihtimal dahiline girecektir.

        BİİİR: Ben, şimdiye kadar hiçbir zaman ve hiçbir yerde "tarihçi" olduğumu söylemedim, "gazeteciyim" dedim. Tarihin benim için sadece hoş vakit geçirten bir meşgale, senin anlayacağın dilde "hobby" olduğunu cihan âlem bilir Halil Bey. Ama, görebildiğim kadarıyla, bu merakım neticesinde yazdıklarımla, sende meslekî haset uyandıracak derecede başarılı olmuşum. Dolayısıyla kusuru bende değil, kendinde ara mîrim... Otur, ellerini başının arasına al, "murakabe" yap (Bu kelimenin ne olduğunu öğrenmek için sözlüğe bak), "Ben neden beceremedim? Neden etrafımdaki üç-beş kişi dışında beni kimse tanımıyor? Niçin sabık partidaşımın televizyonundan bile kapıdışarı edildim? Benim ne eksiğim var?" diye düşün...

        Sonra da otur, çalış! Allah büyüktür, bir ihtimal, sen bile muvaffak olursun...

        Hem bak, senin için kaç defa "Bu adam bir türlü yazamıyor, dediği anlaşılmıyor, söylemeye çalıştıkları munka-bızlık destanı gibi" demiştim ya... İhtarlarımın faydasını görmüş, son yazını eskilerine göre daha düzgün karalamaya uğraşmış, en azından bana hakaret ederken Emin Çölaşan'ın aylığına yahut CBS televizyonundaki programlara falan atlamamış, mevzuyu dağıtmamaya özen göstermişsin. Cümlelerin gerçi hâlâ düşük, düşüncelerin rabıtasız ve üslûbun da kuru ama, eskiden yazmış olduklarına göre, gene de maaşallah!

        Fıkrayı belki işitmişsindir; hani kekemenin birinin dili bir türlü açılmıyormuş. Hoca efendiye götürmüşler, "Ben bunun dilini açarım" deyip basmış çimdiği... Zavallı kekeme canının acısından "Aaaa" diye çığlık atınca, hoca "Bak, ilk harfi öğrendin. Yarın gel, "b"yi de öğreteyim" buyurmuş...

        İşte böyle hırçin ordinaryüs ... Sen böyle abuk subuk şeyler karalayıp ben düzelttikçe, söylemek istediklerini yavaş da olsa ifade edebilme imkânını bulacaksın. Ama unutma! Daha bu işin "Amca, bana top al" kısmındasın. Önünde en azından daha 40 sene var ama göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Hevesini kaybetmemeye çalış, ben buradayım, usanmadan tâlim ederim!

        Fakaaat.... Geçen hafta da tenbih etmiştim ya, sen sen ol, yazılarında "Haydi oradan..." yahut "Ama yani bu mudur tarih/çilik?" gibisinden Hüseyin Rahmi'yi mezarında dört döndürecek cinsten mahalle edası takınma! Sorunu ciddiye almaz, "Ay vallahi değildir kardeş! Gözleri körolsun! Hem zaten pazarda ayaklarıma karasular indi, taze fasulye de kılçıklı çıktı. Dolmalık biberin okkası da dört kuruş olmuş" gibisinden karşılık verirler.

        İKİİİ: Halil İnalcık'ın adından ve açtığı yoldan bahsede-meyecek tek kişi varsa, o da sensin mîrim! Halil Hoca hakkında Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi'nde ve Toplum ve Bilim Dergisi'nde ağzına gelen herşeyi söylemeye cür'et eden kimdi? Teyzen mi, yengen mi? Ya herkesin önünde Hoca'dan ağzının payını aldıktan sonra kâselizlik etmeye etmeye çalışan? O kimdi? Sen mi, yoksa mahallendeki bakkalın çırağı mı? Yüzsüzlüğün ve ilkesizliğin hududu senin etik anlayışına göre nerelere kadar uzanıyor acaba?

        60'LIK BİR TİKİ!

        ÜÜÜÇ: "Lisansım Yale'den, mastırım Princeton'dan, doktoram Harvard'dan, pantalonum Versace'den, gömleğim Aquascutum'dan, çantam Prada'dan ama çoraplarımla çamaşırlarımı nereden aldığımı unuttum" diye kasım kasım kasılan senin gibi marka meraklısına sorarlar: Bilimsel eserlerin nerede? O kadar diplomaya ve etrafına esma sıçratma hakkına sahip olduğuna inanan senin gibi bir âlim-i küllün hani literatüre geçmiş, alıntılanmış eserleri? Uluslararası akademik indekslerde, meselâ ISI'de neden en yenisi 1991 'in, yani bundan 18 sene öncesinin tarihini taşıyan sadece üç adet makalen var? Aradan geçen bu uzun seneler zarfında ne yaptın? Gazetelerde anlaşılmaz sözler gevelemekle, hocalara sataşmakla, tuhaf kongrelere çanak tutmakla yahut fırıldak misali dönmekle ziyadesiyle meşguldün de ilim yapmaya vakit mi bulamadın?

        Sen pek farkında değilsin ama, aslında sana pek çok teşekkür borçluyum. Zira, muhatap almama aslında hiç mi hiç lâyık olmadığın halde

        Diğer Yazılar