• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Elif  Şafak

Elif Şafak

[javascript protected email address]

Neler oluyor bize?

29 Nisan 2010 Perşembe, 16:52:51

BİR okurum Adana’dan bir mektup yollamış. İçten, duygusal, samimi. Bugünlerde bir öğretmen olarak, bir kadın olarak, bir anne olarak, bir insan olarak gazeteleri okumakta zorlandığını söylüyor. “Bize neler oluyor?” diye sormuş ardından. “Böyle değildi bu toplum. Nasıl bu hale geldik? Utanç duyuyorum. İnsanlık adına.”

Siirt’ten peş peşe gelen taciz ve cinayet haberleri bütün ülkeyi derinden sarstı. Ama bu tür insanlık dışı hadiselerin bu toplumda daha evvel yaşanmadığı, bugünlerde arttığı iddiası doğru değil. Benzer olaylar eskiden de oluyordu ama çoğunlukla duymuyor, konuşmuyorduk. Gazeteler yazmıyor, kamuoyu tartışmıyor, politikacılar “görmüyor”du. Yerel yetkililer bu konuda bir açıklama yapma ya da toplumu bilgilendirme ihtiyacı hissetmiyordu. Kalın bir sessizlik perdesi çekiliyordu, o kadar. Tıpkı “töre” cinayetlerinde olduğu gibi. Öteden beri oluyordu bunlar. Tek farkla: Fazla duyulmadan kapanıyordu hadiselerin üstü. Toplumun geri kalanı durumdan bihaber devam ediyordu yoluna; bilmeden, görmeden, düşünmeden...

Bir toplum ne kadar feodal ve içine kapanık ise orada insanların -özellikle kadınların- hayatı o kadar önemsizleşir. Kolektivite ve otorite karşısında birey adeta çaresizdir. Sistem demokratlaştıkça ve kitle iletişim araçları daha iyi bir şekilde işledikçe tek tek bireylerin varlığı önem kazanır. O zaman sadece nüfus sayımında birer “rakam”dan ibaret olmaz insanlar. Başlı başına eşit ve bağımsız bir birey olarak algılanırlar. Öyleyse, bugün ensest, töre cinayetleri ve cinsel taciz hadiselerini geniş düzeyde konuşuyor olabilmemiz, aslında bugün dünden daha demokratik ve açık bir toplum oluşumuzla ilintilidir. Bu bir paradoks gibi görünse de, konuşabilen bir toplum, yazabilen bir toplum, yani meseleleriyle yüzleşebilen bir toplum, “ortada hiç sorun yokmuş gibi yapan” bir toplumdan daha ileridedir.

Bundan çok değil, iki sene evvel bir kadın kurultayında bir konuşmacının çıkıp şöyle dediğini hatırlıyorum: “Ensest ve yakın çevre içinde taciz gibi meseleler bizden çok bireyci Batı toplumlarının sorunudur. Bizdeki aile yapısı o kadar sağlam ve köklü ki böyle şeylere milyonda bir bile rastlanmaz. Bizim aile yapımızda büyükler küçükleri korur, küçükler otoriteye saygı gösterir.”

İşte şimdi bu zannımız kırıldı. Ve kırılmasına ihtiyacımız vardı. Gerçeklerle yüzleşmek için. Hakikatleri görmeden ve kabullenmeden, kendimizi geliştiremez, güzelleştiremeyiz. Bir toplum her meseleyi özgürce konuşabildiği ve yazabildiği ölçüde zenginleşir. Konuşmak, konuşamamaktan çok daha iyidir. Bundan dolayı, olayların üzerini kapatmaya çalışmak, “Aileler kendi aralarında anlaştı, siz karışmayın” demek doğru değildir.

Siirt’teki yetkililerin basına çatmak yerine şunu demesini tercih ederdim: “Bizler yaşananlardan dolayı büyük bir üzüntü duyuyoruz. Kadın olsun erkek olsun, çocuk olsun yetişkin olsun, tek tek her vatandaşımızın daha iyi, daha eşit, daha özgürce yaşaması için ve bir daha bu tür karanlık hadiselerin olmaması için elimizden geleni yapacağız, yapıyoruz. Siz de bize destek olun. Beraber adım atalım.”

Öte yandan inanıyorum ki nice Siirtli durumdan derin bir keder duymakta. Onlar da bu tür hadiselerin her yerde olabileceğini, bu şekilde damgalanmaktan üzüntü duyduklarını belirtiyorlar. Haklılar. Görsel ve yazılı basında bu konuyu konuşurken meseleyi Siirt’e has bir günah haline getirmemeliyiz. Siirt’i ve Siirtlileri dışlamadan, ötelemeden, ötekileştirmeden konuşmak ve yazmak durumundayız. Peki ne yapmalı? Evvela kolektif bir bilinç oluşturmalı. Ortak duyarlılık, adap ve vicdanımızdan feyz alarak. Bu bizim ortak meselemiz. Hepimizin!

Türkiye’deki kadınlar, eşler, anneler, anneanneler, kız kardeşler, ablalar, gelin beraber adım atalım. Milyonlarca seçmeniz aslında biz. Ne kadar güçlüyüz ama farkında bile değiliz. Bugünden itibaren, siyasi partilerin ve siyasetçilerin, kadınlar ve çocuklar için ne yaptıklarına dikkat edelim. Daha çok kadın vekilin Meclis’e girebilmesi için uğraşalım. Oyumuzu, desteğimizi bu konulara duyarlı olanlara verelim. Zorda olan, darda kalan kız kardeşlerimize destek vermek için tek tek neler yapabileceğimize kafa yoralım.

Birbirimizin kederine kayıtsız, birbirimizin hikâyesine bigâne kalmayalım.

Diğer Yazıları

Cinnetin tanıkları

  • Yayın Tarihi: 05/02/12 11:06
  • [javascript protected email address]
Dört yaşında bir oğlan çocuğuyum. Adım yok benim. Vardı, yok oldu. Karatahtaya titrek tebeşirle yazılmış çizgiler gibi. Bir dokunuşta siliniverdi. İki harften ibaretim gazetelerde. E nokta K nokta. Emir de olabilirim Emre de. Eren de olabilirim, Elem...
Devamını Oku

Yeni, yepyeni

  • Yayın Tarihi: 02/02/12 10:12
  • [javascript protected email address]
LONDRA ile İstanbul arasında gidip geliyorum nicedir. Yarı orada, yarı burada bir hayat. Hiçbir yere tam olarak yerleşemeden, kök salamadan. Kelimelerden merdivenler yapıyorum, boşlukta basamak basamak. Hikâyelerden sarmal yollar, dairevi caddeler...
Devamını Oku

‘Tuhaf meyve’

  • Yayın Tarihi: 29/01/12 09:29
  • [javascript protected email address]
Mark Twain bir seferinde, "İnsan, yüzü kızaran tek canlıdır" demişti. Ve eklemişti ardından: "Yani kızarmak durumunda kalan." Diyebilirsiniz ki, vicdan ve bilinç sahibi olduğumuz için böyle bu, hayvanların aksine. Doğru, ama kısmen. Aynı zamanda kendi...
Devamını Oku

Bir kadın hikâyesi...

  • Yayın Tarihi: 26/01/12 10:47
  • [javascript protected email address]
GAZETELERDE bir haber, internet ekranlarında bir fotoğraf. Bakıyorum uzun uzun. İçim cız ediyor. O kadar güzel bir yüz ki karşımdaki, aydınlık ve duru; gözlerinde derin bir hüzün, kırılgan bir perde, belli belirsiz bir serzeniş, sitemkâr öylesine. Yara...
Devamını Oku

‘Lanetli şairler’

  • Yayın Tarihi: 22/01/12 10:45
  • [javascript protected email address]
Sanatçı dediğin, yüreğinin ibresi sevinçten çok hüzne, gündüzden çok geceye, kolektif kimliklerin güvencesinden ziyade bireysel sergüzeştlerde yitip gitmeye, bahardansa güze ayarlı kişi midir? Şayet öyleyse, doğuştan mıdır bu haller yoksa sonradan mı...
Devamını Oku
Tüm Yazıları