• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Nihal Bengisu Karaca

Nihal Bengisu Karaca

[javascript protected email address]

Kırık bir 'recm' hikâyesi

09 Mayıs 2010 Pazar, 14:16:09

PERŞEMBE gecesi bir özel gösterime davetliydim. İran asıllı gazeteci Freidoune Sahebjam’ın romanından uyarlanmış, recm cezasına çarptırılan bir kadının öyküsüydü “Soraya’yı Taşlamak.” Öykü 1986’da İran Kupayeh’te yaşanmış, gerçek bir olaya dayanıyor. Yedi çocuk annesi ve sürekli dayak yiyen bir kadın olan Soraya, kocasının bütün zalimliklerini, iki oğlunu kendisine düşman etmesini bile sineye çeken uysal bir kadındır. Kocası Gorbhan Ali, Humeyni yönetiminin hukuk boşluklarını iyi kullanan sadist bir adamdır, komşu kasabada gardiyan olarak çalışır. Bir gün idam mahkûmu bir adamın 14 yaşındaki kızına göz koyar;adamı idamdan kurtaracak, karşılığında kızını alacaktır. Çok evlilik yasaldır, ama Ali, iki evin yükümlülüğünü üstlenmek ya da boşanıp nafaka ödemek külfetine katlanmak istemez. Soraya’yı başından def etmek için onu sadakatsizlikle suçlar, şahitleri ayarlar... Sicili bozuk bir molla, muhtar ve yerel yönetim tarafından oluşturulan “embedded” istişare heyeti, Soraya’yı suçlu bulur.

Hani dört şahit aynı anda eylemi bütün netliğiyle görmüş olacaktı? Hani eğer bir zina suçu varsa ortada hem kadın hem de erkek recmedilirdi? Geçiniz. Şartlar en katı fıkıh yorumunun aradığı delillerden bile yoksundur, fakat erkekçil ideolojinin hükmünü verdiği, “halk jürisi”nin de kuyruğa takılmaya hevesli olduğu anlarda objektif delil teferruattan ibarettir.

Şenlik ateşi yakılır, köyde bir bayram havası. İlk taşı Soraya’nın babasına attırırlar, ikincisini oğullarına, üçüncüsünü daha o andan itibaren alacağı 14 yaşındaki kızın hayaliyle mest olmuş, ağzı salyalı kocasına. Ali’nin attığı taşla sertleşen recmin vahşeti, yönetmen Cyrus Nowrasteh‘in tercihiyle gerçek bir recm ile neredeyse eşzamanlı yansır perdeye. “Taşlana taşlana ölmek” nasıl bir şey, öğrenilir. Bu şekilde ölmenin ne kadar uzun sürdüğü... Soraya’nın patlayan alnı akıldan gidecek gibi değildir nitekim. Akmak için can atan bir kan ve çıkmamaya azmetmiş bir can. Erkekler taşlarını “Allahuekber” nidalarıyla taçlandırırken, kadınlar kenarda büzüşerek, tespih çeker, ağlarlar. İşin tuhafı, yeni bir şey görüyor gibi değil, kolektif belleğin bir parçası olarak, bir kadın olarak, “unutmuş” olduğunuz bir şeyi yeniden hatırlıyor gibi hissedersiniz.

Modernlik, kadını erkekleştirdi” der ideologlar. Oysa bir namus makinesi olarak yetiştirilmek ve kolektif hafızaya nakşedilmiş korkular da bildiğin frijitleştirmektedir. Mutsuz etmektedir, evliliği çamura çevirmektedir. Erkeklere dert midir? Hayır. Nasılsa toplumda “hafızası zayıf”, “gamsız” ve “iyi eğitimle iğdiş edilmemiş” kadınlar da vardır. Ve kocalar, “rezil olma korkusu” taşıyan ile evli kalarak, dini nikâh kıyılan metres olarak “tüketilmeleri” uygun görülenleri de el altında tutarak “ikili bir kalkınma” metodunu çoktan yol etmişlerdir. Söylemeye gerek var mı? Din ne buyurmuş olursa olsun, “zina” suçu ve iftirası, töreler ve âdetler eliyle her zaman ve sadece "kadın” üzerinde sallanan bir kılıç olarak tebarüz etmiştir.

‘MUHAFAZAKÂRLAR’ İZLEMELİ

Soraya’yı Taşlamak’ı izlerken beni en çok korkutan şey, salondaki kadınların ağladıklarını hissetmek oldu. Ağladılar. İlk kez “korkuyoruz” diyen kadınların korkularını ciddiye aldım ve bundan korktum. Çünkü “O zaten mürteci” yargısının infaz ettiği hayatları biliyordum. Bunun “O zaten kadın” ile yer değiştirmesi ihtimalinin kimileri için ne anlama geldiğini ilk kez bu kadar yakından hissettim. Bu filmi dindar kadınlar ve erkekler izlemeli. Özellikle vicdanını Kuran’a değil, “fıkıh âlimi” askısına asmış bulunan, ama bunu henüz fark etmemiş bulunan mütedeyyinler izlemeli. Hikâyeyi düşündürücü bulacaklarına eminim. Sadece iktidar el değiştirmesin mümkünse.  Sorgulama refleksi de yer değiştirsin biraz. 14 Mayıs’ta, gösterimde.

nbkaraca@htgazete.com.tr

Diğer Yazıları

Millet 'Gençliğe Hitabe'den rahatsız mı?

  • Yayın Tarihi: 05/02/12 10:35
  • [javascript protected email address]
BU memlekette yaşayan Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Alman çocuklarına her sabah "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım" dedirten "Andımız"ı incitici bir işgüzarlık olarak gördüğümü daha önce de yazdım. Ama Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi kalksın mı, kalkmasın mı diye...
Devamını Oku

Milli güvenlik dersi, ‘Andımız’ ve ‘dindar nesil’

  • Yayın Tarihi: 03/02/12 11:04
  • [javascript protected email address]
19 Mayıs törenlerinin Ankara hariç illerde stadyumlardan okullara kaydırılmasına izin verilmesinden ve milli güvenlik derslerinin kaldırılmasından beri tartışılmakta olan bir şey var: "Andımız" Uzun bir süredir "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım" diye...
Devamını Oku

Bir baktık dün bitmiş...

  • Yayın Tarihi: 29/01/12 11:14
  • [javascript protected email address]
CUMA günü "Devam edecek" demiştim, ediyorum. Evet, üç beş yıl önce Ergenekoncu, Kemalist, ulusalcı dediğimizde, ister taraftar olsun, isterse muhalif, üç aşağı beş yukarı herkes aynı şeyi anlardı. Sadece etiketler, adlandırmalar değil eşyanın, nesnenin...
Devamını Oku

Hızlandırılmış etiketler

  • Yayın Tarihi: 27/01/12 10:25
  • [javascript protected email address]
BİLMEZDİK sözcüklerin bu kadar kifayetsiz olduğunu, sözlüklerin kısa aralıklarla güncellenmesi gerektiğini. Kelimelerin anlamları zaman içinde değişir. Lakin zamanın kara delikler tarafından yutulmasından mıdır bilinmez, günümüzde bu değişim hız kazanmış...
Devamını Oku

Türk-Ermeni ilişkilerine Fransız usulü sabotaj

  • Yayın Tarihi: 25/01/12 10:13
  • [javascript protected email address]
KORKULAN oldu. Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan yasa, Fransız Senatosu'ndan evet oyu aldı.Ancak bundan da önce olan bir olay var: Türk mahkemelerinin Hrant Dink'i öldürenlerle ilgili verdiği karar. "Cinayetin arkasında örgüt yok" diyen karar....
Devamını Oku
Tüm Yazıları