Henüz masum ama Ceza İnfaz'da yatıyor!
Arınç “dürüst” bir tavırla özellikle Ergenekon sanığı Mustafa Balbay, Tuncay Özkan gibi kişilerin “uzun” tutukluluğuna tepki veriyor.
Elbet Arınç’ın tespitine gerek yok… Burası Türkiye, burada çıkış yok!
***
“Tutukluluk cezası” yeni icat değil.
Kimi yeni keşfetti ama ne bu iktidarın icadı, ne Ergenekon sanıklarına özel.
Binlerce insan uzun davalar boyunca, bırakın ayları, yıllarca “tutuklu” kaldı.
Yetmedi. Şimdi sözde “uzun tutukluluk” eleştiren nice gazetecinin attığı manşet, yazdığı yazı ve uydurduğu yalanın lojistik desteğinde, cezaevlerinde (önceki iktidar) öldürüldü.
Belki görmediniz ama; o cesetlerde Adli Tıpçıların “ne acayip mermiler” dediğinden onlarca delik vardı.
Mesele, yargısız infazın kimsenin başına gelmemesi. Ne diri, ne ölü!
Mustafa’nın da, Mehmet’in de, Hüseyin’in de!
***
“Size ulaşıp ulaşamayacağını bilmeden yazıyorum. Çünkü burası F tipi. Yazıyorum çünkü her gün sınırlı zaman çıktığım sınırlı mekân havalandırmada sessizce gökyüzüne haykırabildiğim duygularımın yüreklerinize ulaşmasının başka yolu yok.
ODTÜ ve Humboldt Üniversitesi ortak master 1. sınıf öğrencisiyim. 2009’da burslu kabul edildim. İlk yıl Türkiye’de, 2. yıl Almanya’da eğitim görecektim. İlk dönemi başarıyla tamamladım. Şu an Almanya’da staj yapıyor olacak, tezimi yazıp gelecek yıl ülkeme dönecektim.
Tutuklanmam, amacı akademisyenlik olan hayatımı kör balta gibi ayırdı. Yargılanma süreci ıstıraba dönüştü, telafisi imkânsız mağduriyete yol açtı.
İlk dönem bitmiş, tatilde İstanbul’da ailemin yanına gelmiştim. Polis kontrol noktasında aranma gerekçesiyle 26 Ocak’ta gözaltına alındım, mahkemede ‘örgüt üyesi şüphesi”yle tutuklandım.
Hayal mi gerçek mi kâbus mu anlayamıyordum. Serbest kalacağımı düşünüyordum.
İlk duruşmaya 15 Nisan’da çıkarıldım. Hiçbir hukuki gerekçe olmadan tutukluluk devamına karar verildi.
2. duruşma 26 Ağustos’ta. İlkinden tam 4 ay 11 gün sonra. Adalet umudum zayıflıyor.
Tutuklanma sebebi, üniversite öğrenciliğimde katıldığım demokratik eylemler ile tam 10 yıl önce yurtdışında ele geçirildiği söylenen belgeler.
Birçok demokratik eyleme katıldım, sadece bir dava açıldı, onda da beraat etmiştim. Anlaşılan, savcılık polis kayıtları ötesinde araştırmamış.
10 yıl önceki belgelerin sahteliği defalarca ispatlandı. Varlığı meçhul. Belge orijinalse neden 10 yıl sonra ortaya çıkıyor? 10 yıldan beri başka yeni belge, bilgi yok.
Yaşamayanın hayal edemeyeceği, bizlerin akıl sınırlarını zorlayan pek çok uygulamasıyla F Tipi koşullarında, yargılanmaktan ziyade cezalandırılmış olmuyor muyum?
ODTÜ’de sınava girebilmem için binlerce lira masraf talep ediliyor. Berlin’de okuma şansım elimden alındı. Eğitim hakkımın gaspı değil mi? Hep burslarla okudum ve hepsi kesildi. Bunların beni ‘ıslah’ adı altında yaşanmasını hangi akla, vicdana sığdırabiliriz?
Beraatta telafi nasıl sağlanacak? ‘Pardon’ mu diyecekler? Tutukluluk tedbirden çıkıp infaza dönüştü. Yargılamanın infaza dönüşmesinden büyük hukuksuzluk olabilir mi?
Biliyorum, hukuksuzluğa maruz kalan bir tek ben değilim. Sizinle paylaşarak elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ne yazık ki ne kendim ne başkaları için daha fazlasına imkânım yok. ‘Sessiz çığlıkları ancak yürekler duyar’ dememin sebebi bu.
Hüseyin Erdemir
(Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı CEZA İNFAZ KURUMU Mektup Okuma Komisyonu GÖRÜLDÜ)
***
“Henüz masum” sayılması gereken, henüz ceza almamış “tutuklu”nun mektubu nerede “görüldü”:
“CEZA İNFAZ Kurumu”nda! Başka söze gerek var mı? Bu ne yamuk hukuk ey HSYK için kapışan ustalar!