Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Burası çok ilginç bir ülke.

        Robinho’nun yerinde olsam sırf bunun için gelirim!

        ***

        Kişi aynı kişi. Belki öncelikleri zamanla değişti.

        Onu belli olaylarda en iyi referans gösterenler şimdi söylediklerinden nefret ediyor.

        Onu şimdi baş tacı yapanlar ise öteki olaylarda hiç kulak asmamıştı; hoş yine onları duymazdan geliyorlar.

        ***

        Hanefi Avcı. Yılların devlet görevlisi.

        En kritik dönemde Diyarbakır’da istihbaratçı; Emniyet Müdürü ve hala öyle.

        Yıllardır, Meclis’te ifade dâhil, ciddi iddialarda bulunuyor.

        Ve Devlet, söylediklerinden ziyade söylemesiyle dertleniyor.

        Ya yalan söylüyor… O zaman hala müdürlük ne?

        Ya doğru söylüyor… O zaman doğrularına gösterilen itibar ne?

        Söylediklerine rağmen hem devlette, hem de Emniyet’in kalbinden uzakta, bir bakıma kızakta; bu devlette müdürlük bile kızaksa!

        ***

        Avcı (kabaca) şu “kategoriler”de müsabakalara katıldı:

        • Devletin “terörle mücadele”sinde, Diyarbakır’da itirafçılarla da yakın istihbaratçı olarak ciddi rol; hem de içeriden tanık.
        • “Yapmaz” denen devletin yargısız infazlarının tanığı; sonra da ihbarcısı. Susurluk çirkefinin açık ifade veren en önemli Emniyetçisi.
        • (Bir dönem) Genelkurmay ve MİT’in dinlenmesi iddialarında suçlanan kişi. 28 Şubatçıların hedefi.
        • Mafya, kaçakçılık operasyonları uzmanı.
        • Hükümetin Uzan operasyonu sırasındaki kilit Emniyetçilerden.
        • Jitem cinayetleri için bir yıl önce bile ifade veren tanık.
        • Kapıkule ve (CHP’li) Edirne Belediye Başkanı’na operasyonların başı.
        • Ve şimdi Emniyet’te “cemaatçi” örgütlenmenin ifşaatçısı; “Suçluyorum” diyen Emniyetçi.

        ***

        Avcı’ya nasıl kulak vereceğiz?

        “Dosdoğru” bir adamsa, her eylemine, her sözüne eşit değer vererek mi?

        Yoksa seçerek mi?

        Hoşumuza giden, gitmeyen mevzuları ayıklayarak mı? Kendimize göre bazen tanık, bazen sanık yaparak mı?

        Yoksa duruma, döneme göre Avcı’nın da ayıklama yapıp öncelik değiştirerek “ifşaat”ta bulunduğunu düşünerek mi?

        “Aynı kitap”taki “(asker-polis) devlet infazları” ile “cemaatçi örgütlenme” arasından meşrebimize göre mi seçim yapacağız?

        “Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç’un tüm eserlerini okudum” diyen, ama “okuma coğrafyası”nı genişletmiş özünde muhafazakâr birini, hangi safa yakıştıracak ya da tıkıştıracağız?

        ***

        Avcı’yı hep ilgiyle izledim; bir kez yüz yüze oturdum: Yıllar önce “Polis Akademisi”ne bir ders-konferans için gittiğimde, sivil ve polis Akademi mensupları ile yemekte.

        Başka neden yoksa, sanırım o dönemin “aykırı, muhalif polisi”, şimdi “cemaatçi” denen kimi Akademi ve Emniyet mensubunun da itibar gösterdiği biriydi. Tabii benim zannım!

        Bu hükümet de pek katlanamadı, Emniyet’ten uzaklaştırdı. Yine sanırım, özellikle yakın dostu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan’a “yapılanlar”ı (Sabri Uzun’un başına gelenleri de) “komplo” görerek “Cemaatçi örgütlenme”yi hedef aldı.

        Az spekülasyon yapayım:

        Bana göre; Avcı ne kadar şikâyet etse de, Başbakan’ın kulağı ona çok kapalı değil! “One minute” diyen bir başbakan; “İsrail’den izin alınmalıydı” diyebilen bir cemaate ne kadar yakınsa, “poliste cemaat örgütlenmesi var” diyen Avcı’ya da o kadar uzak!

        Trabzon’da “Dink ihmali”nde başrol oynayıp bir de ödül gibi Emniyet İstihbarat başı yapılan; neden sonra görevden alınan (ve artık döndürülmeyen) Ramazan Akyürek’e ne kadar yakınsa, Avcı’ya o kadar uzak!

        ***

        Durum şu:

        Şimdi Avcı’ya sarılanların bir kısmı ona çok sövmüştü önceden!

        Şimdi Avcı’yla sarsılanların bir kısmı onu çok övmüştü önceden!

        Not: "Bir Avcı bir sürü keklik" derken Hanefi Avcı'yı kastetmiştim; Abdullah Avcı'yı değil!

        Diğer Yazılar